27 Mayıs 2017 Cumartesi2 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:36Güneş 05:30Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:18
    • 25°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,781 1.23
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

Ne oldu, nasıl oldu, neden oldu?

Hüseyin Gülerce

İlk defa AK Parti tabanında endişe gördüm. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağı yolundaki açıklamalar, "AK Parti nereye gidiyor?" sorularını artırıyor. Hele Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın; "Özel Yetkili Mahkemeler, hukuk devletinde olmaması gereken mahkemelerdir. Gereken yapılıyor, yapılacak." sözleri, gözleri fal taşı gibi açtı.


Bu nasıl söz böyle? Bu mahkemeleri, 2004'te AB üyelik yolundaki reform adımları sırasında Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ni kaldırarak "ihtisas mahkemeleri" olarak kuran AK Parti... 2005'ten beri yürürlükteler. Yani bu mahkemeler hukuk devleti ile bağdaşmıyorsa, 7 yıldan beri bu hukuksuzluğu kim yapmış oluyor? Sayın Bozdağ, CHP'nin dediğine gelmiş mi oldu?

AK Parti'ye bir haller olduğunu söyleyenlerin eleştirilerini ciddiye almak zorundayız. Ben kanaatimi henüz netleştirmedim. Sayın Başbakan'ın da, Sayın Arınç'ın da samimiyetini sorgulamak yerine, kendimi sorgulamayı tercih ederim. Ama AK Parti'nin bir muhasebe yapması gerektiğine inanıyorum.

Neden AK Parti üç defadır ve yüzde 50 oyla iktidarda, bir hatırlayalım. 3 Kasım 2002'de AK Parti tek başına iktidara geldiğinde, toplumun arayışına ve beklentilerine tekabül etti. Şundan: 1. Ekonomik kriz ve yolsuzluklar milletin belini büktü, mevcut partilerden halk sıdkını sıyırdı. 2. 28 Şubat süreci demokrasiyi ve siyaset kurumunu yerlere sermişti. Demokrasinin itibara ihtiyacı vardı. 3. Özgürlükler, fikir ve ifade hürriyeti cendereye sokulmuştu. 4. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağı, imam hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılması ve silahlı kuvvetlerde YAŞ kararları ile yapılan uygulamalar, mütedeyyin kitleyi derinden üzdü, rencide etti. 5. Pervasız ve tetikçi bir medya, milletin canına tak ettirmişti... Bunların özeti şuydu: Toplum, hukukun üstünlüğüne dayanan şeffaf bir yönetim arzuluyor, özgürlüklerin genişletilmesini, devlet içindeki çetelerin temizlenmesini, cuntacıların, darbecilerin hesap vermesini istiyordu.

AK Parti bu istekleri yerine getirme niyeti, adımları ve kararlılığı ile seçmenden destek buldu. Bu yolda güzel işler yapıldı. AK Parti'nin darbe teşebbüsü davalarında, çetelerle, mafyalarla mücadeledeki cesareti, siyasi iradesi toplumun büyük çoğunluğundan takdir gördü. Hele 28 Nisan 2007'deki e-muhtıraya verilen cevap gönüllere su serpti. Kapatılma davasındaki mağduriyet, yürekleri burktu. 12 Eylül 2010 referandumunda, yüzde 58 evet ile tarihi bir cevap verildi. Ardından 12 Haziran 2011 seçimlerindeki yüzde 50 oy desteği ile demokratik irade perçinlendi.

Şimdi ne oldu da, AK Parti yöneticileri, sanki onlar gitmiş de başkaları gelmiş gibi davranıyor? Evet, ne oldu? AK Parti kendi kurduğu mahkemelere, şimdi "hukuksuz" diyor... Ne oldu, nasıl oldu, neden oldu?

10 yıldır demokratikleşme adımları atıldı ama vesayet sistemini kurumsal olarak değiştirecek değişiklikler henüz yok ortada. 12 Eylül'ün kurduğu antidemokratik yapılar yerli yerinde. Hâlâ kimilerinin layüsel olma gayretlerine, müsamaha ile bakılıyor. Darbelere gerekçe yapılan TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi bile yerli yerinde. Kimileri Balyoz davası tutuklu sanıkları muvazzaf general ve amirallerin kin, nefret, iç savaş hazırlığı, çoluk çocuğa kadar uzanacak intikam konuşmalarının bantlarından rahatsız. Ama hiç pişmanlık duymayan, cezaevinde iyice bilenen bu adamlar demokrasi için en ciddi tehdidi oluşturmuyor mu? Neye güvenerek böyle konuşuyorlar? Onlar içeride iken dışarıda yeni bir cunta mı mayalandı? Bunlardan endişelenmeyelim mi? Demokrasi yokuşundan düzlüğe henüz çıkmadık. "İktidar gevşemesin, aman bütün kazanımlar yok olmasın." diye düşünmeyelim mi? Allah korusun, "ya ters bir rüzgâr eserse" diye huzursuz olmayalım mı?

İşin içine başka şeyleri karıştıranlara, artık hüsnüzan ile bakmakta zorlanıyorum. Ters bir rüzgâr eserse, ülke kaybedecek, millet kaybedecek... Demokrasi için tehlike devam ediyor diye siren mi çalınsın illaki?


h.gulerce@zaman.com.tr

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.