24 Mart 2017 Cuma25 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 8°C Adana
    • 5°C Adıyaman
    • 5°C Afyon
    • -4°C Ağrı
    • 3°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 11°C Antalya
    • 1°C Artvin
    • 13°C Aydın
    • 4°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,514 0.17
  • Dolar: 3,6255 0.24
  • Euro: 3,9111 0.07

İtiraz Sarasına Tutulmuş Bir Muarız

Ahmet Doğan İlbey

“Biz ülkücü bilirdik. Anladık Karakoç'a yakınmışsınız, Erbakan'la da bir kere görüşmüş. Peki gerisi. Ne yani koskoca Karakoç sizin anlatımınızla ‘davul tozu nane ruhumu’ imiş. Üstad bir şiirinde ‘ben aynı yerdeyim, siz nerdesiniz’ diyor. Rüşvet-i kelam fikir adamlarına yakışmamalı…”

Aziz muarızım Ömay! Önce selâm ederim. Yukarıdaki ifadelerinle, fakîrin, "Abdurrahim Karakoç" yazılarına da itiraz etmişsin. Allah bilir ya, bir gün emr-i hak vâki olup bu fakîr cennete girerse ve hattâ kapıdaki melekler de fazla sual sormadan içeri alırlarsa, muarızdaşların Dr. Hunu ve Cesur’la birlikte acaba nasıl itiraz edecek, ne diyeceksiniz, merak ediyorum.

1- Yazılarımda, Karakoç'a yakınlığımı ihsas etmedim. Bir devirde toplumun vicdanı ve sesi olan Karakoç’un yaşadıklarını yazdım ki, yeni nesillere mesaj vermek için.

2-"Koskoca Karakoç benim anlatımımla nasıl 'davul tozu, nane ruhu imiş.” Hayret! Bu, sizin zannınızdır. Demek ki yazıyı derunundan, devrin şartlarından bakan bir görüşle değil, yüzünden ve içinizde yaşattığınız “Turhanlığınızla” okumuşsunuz.

3-"Ben aynı yerdeyim, siz nerdesiniz?" sözünü Karakoç demişse şayet, bu sözü fakîr gibilere
değil, Türklüğün esası olan İslâm ve Müslümanlığı merkeze değil, yedek bir “kültürel unsur” olarak alan cumhuriyet terminolojisinin şekillendirdiği posa Türklüğüyle övünenlere demiştir.

4-"Rüşvet-i kelâm" cümlesi de problemli. Kime “rüşvet-i kelâm edilmiştir?” Hangi bağlamda, kim kime niye, neden "rüşvet-i kelâm etmiştir? Bu ifadeniz de sarahat yoktur.

KARAKOÇ’A, “HERKES GİBİ ÜLKÜCÜYDÜ” DİYEMEYİZ, İ’LÂ-YI
KELİMETULLAH ÜLKÜCÜSÜYDÜ O

5-Karakoç'u "biz ülkücü bilirdik" sözü de ilmî bakıştan mahrumdur. Sanki onun bu vasfını görmezden gelip de başka vasıflarının gölgesinde bırakmışım gibi yan bir soru…
Peki, bu mevzudaki nâçiz yazılarımızı yakın zaman Türkiye’sini geniş nazardan görebilen zihinle bir daha hıfz edin bakalım, Karakoç ağabeyin fikrî şahsiyetinin içinde İ'lâ-yı Kelimetullah ülkücülüğü anlamı çıkar mı çıkmaz mı? Ne yani? Karakoç’u, herkes gibi bir ülkücüydü, diye içi boş, slogan cümlelerle mi anlatmalıydım? Karakoç, herkes gibi ülkücü diye anlatılamaz. Onun, 1990’dan sonra piyasadaki ülkücü anlayışla uzaktan yakından bir ilgisi kalmamıştı.

“Herkes gibi ülkücülük” kavramı amiyânedir. Esasında “ülkücülük”, hakikatinden ve fikr-i aslîsinden kopmuş ve koparılmış söylemdir aziz dost! Üzülerek ifade ediyorum; çeşit çeşit ülkücülük var bugün. Hangi ülkücülük?

"Karakoç ağabey ülkücüydü..." desek, onu nereye oturtmuş olacaktık? Dahası onun zengin vasıflarını, ham ve yoz ellerde sadedini ve saadetini bir türlü bulamamış “ülkücü” kavramıyla yeteri kadar açıklayabilecek miydik?

“Karakoç, istikbâlde inşa edileceğine inandığımız hâkimiyet ve meşrûiyetin kaynağı ve sahibi Müslüman Türkiye'nin hâmi ve bânisi Türk milletinin şairiydi”, dediğimizde onu daraltmış mı, genişletmiş oluruz.

Siyasî ve fikrî hizip ve grupları aşmış, kategorilerin içine sığmayacak kadar, İslâm medeniyet dâvasını esas alan hâdim Türklerin manzum sesiydi Karakoç.

*Sara; bu mevzuda olumsuz ve tıbbî mânada kullanılmamış olup, fikrindeki cevelanından neye, nasıl itiraz edeceğini kestiremeyen saf ve samimi, ateşi yüksek bir fikirkolinin hâllerinden bir hâl olarak kullanılmıştır. Bir bakıma itirazoloji ve muhalefetolojiye yakalanmak gibi bir hâl bu. Bir kararda tutulabildiğinde zaman zaman faydalı tarafı da görülen bir “Turhan” hastalığı da denilebilir. Hastalık demek de münasip düşmüyor. “Turhan tepkisi” demek lâzım.

Erbabı bilir, Turhan kötü bir insan değil. Fazlasıyla idealist. Dünya görüşünü kabullenmemize rağmen, hayâlleriyle yaşayan aşırı romantik bir Müslüman Türk. Son derece yürekli bir genç. Sahiplenmeye değer. Fakat onu fikrî dengede tutacak bir mürşide bağlamak şart. Yoksa maazallah, avını gördü mü hızını alamayıp gökyüzünden yere aniden pike yapan şahan kuşu gibi kendini heder edebilir.
------------------------------------------------------------

İLAVE YAZI:

DR. HUNU’NUN ADI BİLBORDLARDA YAZILIYDI, VAY Kİ VAY!

Şehrin en seyirlik ve “görsel” kavşaklarına yerleştirilmiş sıra sıra devasa afişlerde (modernler bilbord diyorlar) fikirli muarızlarımdan Dr. Hunu’nun adı ve unvanının yazılı olduğunu görünce bir hoş oldum. Onu yoksul ve dindar halkımıza âdeta “Şifalı gözlem ve elleriyle Dr. Hunu hastanemizde sizi bekliyor” diye takdim etmişler. Belki halka şifa verebilir. Fakat, bendeniz onu hep gönlüme şifa verecek tabib gözüyle görmeye çalıştım. Amma ki o gönüllere ırak olan bilbordlara çıkmış artık. Harâbatî ve hüzün ehliyle arasına mesafe koymuş.

Şöhret âfetine, reklâm ve popülizme güya karşıydı. Bu yönde, fakîre olanca kinayeli mesajlarıyla göndermeler yapıyordu. İflah olmaz bir muarız okuyucum olarak, yazı yazmamın arkasında iktidara yakın olma, güce sığınma gibi bir yığın sebep olabileceği imasında bulunuyordu. Kendisi postkapitalizme dönüşen tıbbın (şifa-ı bîmarın değil) reklâm öznesi oluvermiş birden. Etme bulma dünyası işte.

Eskiden hastalar, “tabibin elinde sünbül yaprağı gibi letâfet bulurdu.” Şimdiki zamanda tabibler doktora dönüştüler. Doktor; “Çatık kaşlı, bürokrat denen zâta” benziyor. Yüreğiyle değil, meslek terminolojisiyle hastalara bakan biri. Dr. Hunu acaba Rûhî-yi Bağdâdî’nin mısralarından nasibini almış mıdır? “Dermiş hekim bilmediğim nesne kalmadı / Dünyayı bildi kendini bî-çâre bilmedi.”

İmkânım olsaydı, Dr. Hunu’ya şunu demek isterdim. Modern ofislerinize varıp “Oy tabib şu yarayı / sar sara bilirisen / Sevda ateş bir kaledir / Var vara bilirisen” desem, acaba ne der? Ardından “Tabib sen elleme benim yaramı / Beni bu dertlere salanı getir” desem, ilgilenir mi? Sonra, “Aman tabib canım tabib oy tabib / saramazsın bu yaramı can tabib” desem, alınır mı? Yoksa yürek dilimi bilip de “sararım bu yarayı” diyerek kendinden geçer mi? Ona “Ben gönlümü tabib tabib gezdirdim, birde sen bak” desem gözlerinden bulgur bulgur yaşlar dökülür mü? Yoksa güvenlikçiyi çağırıp “götürün bu çağdışı meczubu” mu der? Nihayetinde bendeniz “El vurup yâremi incitme tabib / bilmem sıhhat bulmaz hicraneler var” dediğimde “ah!” diye inler mi?

Ulu zamanlarda tabiblere bu dille varılır, muaşâka edilir, halleşilirdi. Doktorlar bu yürek dilini bilir mi dersiniz? Tasavvufta, tabibe “mâşuk” yani âşık olunan denirdi. Mürşid-i kâmil ve şifâ-yı cihan denirdi. Mânevî her derde devâ bulan bir yüce bilge, yani şeyh ve pîr denirdi. Dr. Hunu bu yönde tâlim etmesi gerekirken, hattâ kendisini bu mevkide görmeyi çok arzu etmeme rağmen Bâbıâli mensupluğuna soyunuyor ve fakîrin aleyhinde yazmakla iştigal ediyor.

Osmanlı Türk ecdadım zamanında tabiblerin muhakkak ki şifa ve hastalık üstüne ihatalı bir eseri olurdu. Dr. Hunu’nun şifaya dair bir eserini görmedim. Fakat iyi balık nerede tutulur derseniz, bilir. Arabasında ve evinde bol miktarda balık tutmaya yarayan âlet ve edevat bulunduğunu herkes biliyor.

Osmanlı devrinde kaleme alınan Kitâbü’l-Cerrâhiyyetü’l-Hâniyye adlı eserde birçok tabibin adı zikredilmekte. Onca titiz okumama rağmen Dr. Hunu’nun adına rastlamadım.

Tabib ararım geceleri. Bir tabib bulsam da zaten derdimi iyileştirmek değil muradım. Fuzulî’nin mısralarıyla “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib / Kılma derman kim helâkim zehri dermanındadır” desem Dr. Hunu acaba iyi mi kötü mü anlar?
---------------------------------------------------
NOT: Şehr-i Maraş’taki Edebiyat Kıraathanesi’nde 15 Haziran 2012 tarihinde merhum usta şair Abdurrahim Karakoç yâdedildi. “Bir Devrin Şairi Abdurrahim Karakoç” başlığıyla, yazar Duran Boz’un koordinatörlüğünde düzenlenen programda Türkiye Yazarlar Birliği K.Maraş Şube Başkanı KSÜ öğrt. gör. İsmail Göktürk, yürekten fışkıran bir üslûpla şairden seçme şiirler okudu. Bu satırların sahibi de Karakoç’un şair ve şiir kimliğini anlattı. Seçkin dinleyicilerin ve Karakoç hayranlarının bulunduğu Kıraathane sohbeti samimi bir havada gerçekleşti.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.