15 Aralık 2017 Cuma26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:42Güneş 08:15Öğle 13:06İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:11
    • 8°C Adana
    • 6°C Adıyaman
    • -1°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • -1°C Amasya
    • -1°C Ankara
    • 9°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 5°C Balıkesir
  • BIST: 109.666 1.40
  • Altın: 156,594 1.76
  • Dolar: 3,8910 1.53
  • Euro: 4,5831 1.68

“Ey Kuşa Benzeyen Gönül!”

Ahmet Doğan İlbey

Bu defa da meramımı kuş diliyle anlatmak ve kuş üstüne ne söylenmişse alıp meşk etmektir gayem. Ehl-i irfan, zamanında söylemiş: “Aşkın dili kuş dilidir aslında.” Tasavvufta gönlün bir adı da kuştur. Onun içindir ki kuş dilini bilen âşıkların gönül kuşu dünya tuzağına düşmezmiş.

Gönül evine pek düşkünlüğündendir ki Fuzûlî üstadımız, “Ey kuşa benzeyen gönül! Aşkın fezâsında gâfil gezme ki bu sahranın yollarında çok avcı vardır” diyor.

İbni Arabi Hazretlerinin “Kuş Kadar Aşk” sözü tasavvuf edebiyatımızın teşbihlerindendir. Onun kuş dili sevgisi üstüne şu sözlerini “cenâb-ı aşk” vecdiyle okurum hep: “Yerde yatan kuşu düşünmem ben. Acıyla havalanan âşık kuşun kalbine dalarım. Avcılar dişi kumruyu vurunca, bunu gören erkek kumru kendi etrafında fır dönerek havaya iyice yükselir, gözden kaybolurmuş. En yükseğe varınca kanatlarını kapatır, başını yere çevirir ve çığlıklar atarak kendini yere bırakır sonra paramparça olurmuş. Ey âşık, bu bir kuşun yaptığıdır. Peki Allah aşkı uğruna senin tavrın nicedir?”

KUŞUMUZUN AHRETE UÇMASINA HAZIR MIYIZ?

Tasavvufta can, kuş motifiyle ifade edilir ki, vakti geldiğinde can, yani ruh, kuş gibi ahrete uçup gider. Niyaz-i Mısrî Hazretleri, “can kuşun her zaman ezkârıdır vâridat / Akl u hayâlin hemân efkârıdır vâridât” mısraları ile can, kuş gibi bedenden uçup gidecektir, diyor. Yani, vâridât (hatıra gelen, içe doğan şeyler) her zaman can kuşun zikirleridir, demek istiyor. Tasavvufta kulun gayreti olmaksızın gaipten (Hakk’tan) kalbe gelen mânalardır.

Ali Yurtgezen, tasavvufta kuşun “can” mânasına geldiğini söylüyor: “Tasavvufta kuş ile kastedilen muhteliftir. ‘Can’ yahut ‘ruh’ olabilir. Ağaç ‘beden’i, kuş ise bu bedene üflenen ‘ilahî nefha’ yı ifade eder. Nitelenen beden ‘kafes’e, ruhun da bu kafesteki ‘kuş’a teşbihi yaygındır. Cennetin tasvir edildiği bir Hadîs-i Şerif’te de müminlerin ruhlarının ‘yeşil kuşlar’ şeklinde cennet ağaçlarının dallarında tutundukları beyan buyurulmuştur. ‘Başa kuş konması, Mecnûn’un başına kuşların yuva yapmasına telmih olunabilir. Böylece ‘Senin başına kuş konmamış’ demek, o kişinin aşksızlığına işaret olur. İsmail Hakkı Bursevî hazretleri kuşun, husûsen de güvercinin ‘kemâl-i efâl’ remzi olduğunun söyler. Yani ki güvercinler ve turaçlar Salih amellerdir, güzel işlerdir, hayır hasenâttır. Nitekim kuşların nasiplenmesi dahi ağaç için bir sadakadır. Ağaca kuş konmaması infaktan imtinadır, bencilliktir, aç gözlülüktür; uzamak, süslenip bezenmek hırsının neticesidir. Gönül Allah’ın evidir. Gönlün en çok kuşa teşbih olunduğu malûm. Ağaca kuş konmaması, bu sefer ‘gönül almamağa’ tekabül eder ki yine aşksızlığın, hodbinliğin, hattâ tekebbürün ifadesidir.”

“KANATLANDIK KUŞ OLDUK ELHAMDÜLİLLAH”

Kuşlar, uçmaları sebebiyle cennetle dünya arasında irtibat kuran varlıkları sembolize eder ve “Ruh Kuşu” mânasına gelen bir teşbihtir. “Ruhu kuş gibi uçmak” misâli bundandır. Tasavvufta kuşların her biri insan karakterlerini temsil eder ve “tasavvuf yoluna girmek kuş dilini bilmektir.”

Kuş dilinin sırrı Yunus Emre Hazretlerinin mısralarında manzumlaşmıştır ki, modernlerin gözünde okumuşluğu olmayan ninelerimizin dahi dilinde ezbere okunurdu: “Şeriat tarikat yoldur varana / Hakikat marifet ondan içeri / Süleyman kuş dilin bilir dediler / Süleyman var Süleyman’dan içeri.”

Yunus Emre Hazretleri, “Bu kuşlar hoş âvaz ile ol padişahı (Allah c.c.) zikreder” diyor. Bir müminin, dünya imtihanını hakkıyla savuşturup ahrete göçmesi, onun mısralarında yine kuş mazmunuyla anlatılır: “Kuru idik yaş olduk ayak idik baş olduk / Kanatlandık kuş olduk uçtuk elhamdülillah.”

“EY İNSANLAR BİZE KUŞ DİLİ ÖĞRETİLDİ!”

Hz. Süleyman, tahta geçtiğinde, yani adaletle hükmetmek üzere peygamberlik ve hükümdarlık makamına çıktığında ilk sözü “ey insanlar bize kuş mantıki, kuş dili öğretildi!” olmuştur. Tasavvuf âlimlerinin ifadeleriyle “Maddî saltanatı olan Hz. Süleyman, kuş dilini bilen Hz. Süleyman’ın küçük bir pırıltısıdır. Kuş dilinden kinaye peygamberliğini anlatmış oluyor, dahası Allah ilminin ve irfanın yoluna işâret ediyor. Kuş dilini bilmesi bir mucizedir.”

Müfessir Elmalılı Hamdi Yazır’a göre, “Bu sayede “kuşların hislerindeki münasebetleri sezecek kadar uzaklardaki cüz’i şeylere nüfuz edecek bir idrâkle ‘uçma’ ilmi öğretilmişti.”

Dinimin tasavvuf yüzüne doyulmazlığındandır ki, Harabî’nin mısraları kuş dili üstüne duygularımı öteden beri mest eder: “Bu sözleri sanma her insan anlar / Kuş dilidir bu Süleyman anlar / Bu sırrı ârifan anlar / Çünkü cahillerden pinhan eyledi.”

Harabî üstadımız demek istiyor ki: Kuş dilini, yani mâna âleminin sırrını ârifler anlar, avam bilmez.

Pir Sultan Abdal’ın, “Bir kuş gördüm ayakları çizmeli / Seyyah olup şu âlemi gezmeli / Dört kitabın her ismini yazmalı / Onu bilen bu cihanı fark eder / Bir kuş gördüm ayağında nali var / Kendisi bir, iki tane dili var / Padişahtır ülkesi var, ili var / Onu bilen bu cihanı fark eder” mısralarındaki kuş mazmunu Hz. Süleyman’dır.

ALLAH’A DOST OLMAK İÇİN “YOL KESEN DÖRT KUŞUN” BAŞINI KESMEK GEREK

Kuşların sîretlerini tanımak için “Yol Kesen Dört Kuş” menkıbesini bilmek gerek. Yol kesen dört menem kuş, insanların gönlünü yurt edinmiştir ki, Allah’a dost olmak isteyen sâlik evvela onların başını kesmelidir. Böylelikle hak yolunda engeller kalkmış olur, ruhun yolu açılır. Bu kuşlar kaz, tavus, karga ve horozdur. Bunlar insanda dört huyu temsil eder. Kaz, insandaki hırstır. Horoz, şehvettir. Tavus, makam ve kendini beğenmektir. Karga, insanda bitmek bilmeyen uzun emellerdir.

Mürşid-i kâmillerin ulu sözlerindeki kuş misâlini anlamak gerek: “Hak talibi sufi, Tavus Kuşu gibi olmalı, karga gibi olmamalıdır. Tavus Kuşu, vücudunun onca güzelliğine değil, ayaklarının siyahlığına bakar, boynunu büker. İnsanın iyi hâllerine bakması kibir ve gururdur.”

Hz. İbrahim Kıssa’sında geçen “Dört Kuş Hikmeti” inancın kalpte vuku bulmasının vesilelerindendir. O, “Rabbim bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. Allah Teâlâ, ona “inanmıyor musun?” deyince, “Hayır inanıyorum, kalbimin tatmin olması için” demiş. “Öyleyse dört kuş tut, onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler” emir buyrulmuş. Emredileni yapmış ve kuşlar hakikat dilini öğrenmiş olarak Hz. İbrahim’e yoldaş olmuşlar.

Nuh Tufanı’nında başkahramanlar güvercinlerdir. Barış, sevgi, gönül, güzellik, saflık ve hürriyetin sembolüdür. Hz. Peygamberimizle Hz. Ebubekir’in sığındığı Sevr Mağarası’nda yuva yaparak kâfirin gözünü bağlayan güvercinin mânası ehlince bilinir. Bu bakımdandır ki, Müslümanlar “eti haram hayvanlar” arasında olmasa da güvercini eti yenmeyen mübarek bir kuş olarak sayarlar.

Ebrehe’nin zulmüne karşı Allah tarafından görevlendirilen Ebabil Kuşları’nın manevî gücünü menkıbevî bir şekilde dinleyerek büyümüş Müslüman ecdâdımız. Fil sûresi 3. ve 4.âyetlerinde Ebabil Kuşları’nın Hak yolda giden İbrahim milletine savaş açan kâfirlere karşı gönderildiği buyurulur: “Üzerlerine Ebâbil kuşlarını gönderdik. O kuşların her biri onların üzerine çamurdan yapılmış ve ateşle pişirilmiş taş atarlardı.”

“Sürü, ordu, bölük” mânasına gelen “Ebâbil”, Allah’ın emriyle bir ordu gibi toplanan, hayır işleriyle ve ilahî emirle nasiplenen “tayr-ı ebâbil”dir.

Enbiya Sûresi 79.âyetinde “Dâvud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik.” Âlimlerimiz bu âyeti “Dağlar ve kuşlar Dâvud’la beraber duâ ve namaz kılarlardı” şeklinde tefsir etmişler.

TASAVVUFTA KUŞLAR MELEKLERİ SEMBOLİZE EDER

İslâm menkıbelerinde kuşlar melekleri sembolize eder. Dilleri melek ve ruhlar âleminin dili olarak bilinir. Kâdim kültürden bu yana kuşların yuvalarının bozulması, ortadan kalkması, zarar gelmesi, kuşların ortadan çekilmesi ülkeye hastalık, âfet, kötülük geleceğinin işâreti sayılır. Bu irfanî anlayıştan dolayıdır ki Osmanlı ecdâdımız, aşırı kuş av partilerini yasaklamıştı. Avcı Mehmet Lakaplı Padişahın kuş avı partisi sırasında attan düşüp ölmesi buna yorulmuştur. İslamî edebiyat ve Kur’an-ı Kerim’e göre kuşlar ruhun ölümsüzlüğünü ifade eder.

Nûr sûresi, 41. âyet “Göklerde ve yerde bulunan dizi dizi kuşların Allah’ın tesbih ettiklerini görmez misin” ve “Ey âdem! Kuş kadar mı Allah’ı tanıyamadın; O’nu tesbih etmekten nefsini mahrum ettin” buyruluyor.

Âlimler, âyetlerden hareketle “İnsan ruhunun yeşil kuşların kursağında cennette bulunduğunu, onların ruhları kuş gibidir…” demişlerdir. Hz. Peygamberimiz Uhud Savaşı’nda şehit olan Müslümanlar için “Allah, onların ruhlarının yeşil kuşların karınlarına koyduğunu, Allah’ın onların ruhlarının yeşil kuş sûretinde şekillendirdiğini” buyurmuştur.

Kuş bazan bir mürşid, bazan bir garip mahzun, kimi zaman bir ehl-i tarik ve akildâne olarak çıkar karşımıza. Hz. Mevlâna buyurmuş: “Kimin aşka meyli yoksa, o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!” Mesnevi’sinde anlattığı vaka ibretlidir: Adamın biri hile ile tuzağa bir kuş düşürmüş. Kuş, ona “Ey ulu hoca! Sen şimdiye kadar deve kurban ettin, öküz, koyun yedin. Dünyada doymadın da benimle mi doyacaksın. Eğer bırakırsan sana üç öğüt veririm” demiş. Kuş, üç öğüt verip ham ervahından elinden kurtulmuş.

Kuşunun hünerlerini, yani gönlünün sülûkunu bilmek kendini bilmektir.
---------------------------------------------------

İLÂVE YAZI:

GÖNLÜME DÜŞENLER

Memduh Atalay; şair ve fikir adamı. Sivas’ın fikirli soğuğuna ve bin miligramlık türkülerine benzeyen ehl-i gönül bir dost. Fikir Dükkânı, yani Mekteb-i İrfan ehli arasında, bu vasıflarıyla onu çokça tuttuğum için tasavvufâne bir eda ile de olsa kıskananlar var. Bu yüzden ki dostlar, “dostluk adaletimin şaibeli olduğunu” söylerler. Dostlarım arasında mahiyet farkı yoktur. Hal böyle olmasına rağmen, bu dost geçen gün dostlar meclisinde “Dostları sevip tutmamdaki adaletimin şaibeli olduğunu” söylemesin mi? Sevilmek ve yârenlik isteyen bir dildi bu. Demek istiyordu ki, “Ben, Sivas’ın hüzünlü ve acı yüklü türküsüyüm gönlünde ve memleketinizde garibim. Beni dostların arasında daha çok sevip tutmalısın…” Doğrudur. Fakat bendeniz zaten bu duygular içindeyim hep.







UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.