25 Eylül 2017 Pazartesi5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:47Öğle 13:03İkindi 16:24Akşam 19:05Yatsı 20:25
    • 33°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 24°C Afyon
    • 26°C Ağrı
    • 24°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 24°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 102.091 -1.95
  • Altın: 146,953 0.67
  • Dolar: 3,5323 1.18
  • Euro: 4,1978 0.66

Tarihteki Millet Bu Masadaki Gibidir

Ahmet Doğan İlbey

Vakti zamanında bir kaplıcada bizzarure kalan fakiri, Fikir Dükkânı’ndan, yani Mekteb-i İrfan’dan bir dostu telefonla aramıştı. Kızı çıkmıştı telefona: “Babam şu anda kaplıca havuzundadır” demişti. Bir fikir müptelâsının kızı, velev ki böyle olsa dahi bilâtedbir avam tarzı düz malûmat vermemesi lâzımgelirdi. “Babam şu anda bir çayhanede Batmanlı bir Kürt, Siirtli iki Arap milletdaşımızla Osmanlı millet anlayışı üstüne vecd ile sohbet ediyor” demesi münasipti. Hakikatte de durum böyleydi.

Babasının sokağa, yani insan içine çıktığında insiyakî, itiyadî ve meşreb olarak her vakit “bu millet nasıl kurtulur” başlıklı sohbetlerin müdavimi ve müptelâsı olduğunu bir nas gibi bilmesi icap ederdi.

Dost kişiyle İrtibat kurulmuştu. Dostumun ilk cümlesi meşrebime zıtlığı ifade eden kuvvetli bir ironi taşıyordu: “Efendim, orada rahat ve mutluymuşsunuz…”

İnsanın fikrî hassalarını ve aksiyonunu tatil eden bu mekânda halk içerisinde mutlu olamayacağımı, böyle bir mutluluğun zımnında avamın haz ve konfor içerisinde bir istirahat anlayışının olduğunu fikirlice ifade ettikten sonra, ehl-i dil olanlar her ânıyla ulvi hüzün ve sızı içinde olmalı demiştim.

Dostumun konuşması, ılıcada ne yaptığım üstüne fikrî ve edebî vecd duyduğum suallerle devam etti ve lisanî bir meydan savaşına girmiştim. Açılmış, kendime gelmiş ve dirilmiştim.

Anlattığına göre, dostlarımın bir kısmı, devlet kesesinden kaplıca tatiline çıktığımı zannetmişler. Halbuki birkaç yıl önce gerçekleşmesi gereken zarurî bir şifa arayışı üzerine kendi imkânlarımla gelmiştim bu sözde istirahat ve miskin hayat mekânına.

Bir sinir harbi imtihanındaydım her dakika. Âcizane bir fikir müptelâsı için mahpesti bu bedenî şifa yurdu. Halkıma, yâni köklerime tahammül tâlimi yapıyordum. Dört nüfus hâne halkımla bir göz odada yirmi dört saat birlikte olabilme mücadelesini inkıtaya ve bozguna uğratmadan muvaffakiyetle tamamlamaya çalışıyordum.

Hane halkıyla birbirimizi tanımaya, her Müslüman gibi bir arada oturup yaşamaya ve hâlleşmeye çalışıyorduk. Sinir harplerinden sonra bir parça muvaffak olmuştum bir arada olmaya. Bu huyum yanlıştı ve fildişi kulemdeydim. Bu hâlimi iyice öğrenmiş oldum. Hâne halkı teamüllere uygun olanı sürdürüyordu ve bir kitap tiryakisiyle, yâni kabilesine yabancılaşan bir aykırı ile bir arada nasıl kalınabileceğine dair bir müddet sıkıntılı anlar yaşamıştı.


ATATÜRKÇÜ ZİHNİYETLİ TÜRK MİLLİYETÇİSİ HEMŞEHRİMLE KONUŞACAK
TEK KELİME BULAMADIM


Kaplıcada bu minval üzere günlerin geçmesini beklerken çevremde çok sayıda bulunan Atatürkçü zihniyetli Türk milliyetçisi hemşehrilerimle konuşacak tek kelime bulamadım. Âcizane fikri istikâmetimizi bilen bir dostun vesilesiyle Batmanlı bir Kürt ve Siirtli iki Arap milletdaşla tanışıp sohbet etme imkânı kazanınca dilim fikir dünyasını bulmuş, sinir ve baş ağrılarım geçmişti.

Muhteşem Osmanlı devri millet yapımızın birleştiriciliği üstüne ve Kemalist Cumhuriyet Batılılaşmasının millet-i hâkime’ye verdiği zararlar hakkında birkaç saat dilleşmiş, hasbıhâl etmiştim onlarla.

GÜNEYDOĞULU ÜÇ MİLLETDAŞLA MİLLET OLUŞUMUNUN HÂMİSİ
TÜRKLERİ KONUŞTUK YÜREKTEN


Bizleri bir araya getiren dostun, tanıştırma sırasında yarı muzip bir şekilde fakîr hakkında “filan Türkçülerden…” gibi, geçmişte kalan bazı sıfatlar kullanması, Güneydoğulu üç milletdaşımızda bir müddet haklı bir çekingenlik oluşturmuştu. Bu fakîr, Müslüman kavimleri muazzez medeniyetinin potasında eriten Osmanlı’nın millet tarihini esas alan dille yürekten hasbıhal edince birbirimize tarihteki gibi sarılmıştık.

Bu samimi heyecanla, Atatürkçü cumhuriyet ideolojisinin, yani Ankara rejiminin milletle bunca zamandır uyum sağlayamadığını anlattıktan sonra, İslâm zemininde Osmanlı devri irfanıyla yeniden donanmış bir Türkiye Devleti üst kimliğinde bir büyük Müslüman millet, bir yüce medeniyet olmak üstüne doya doya konuşmuştuk. Onlara İslâm mânasıyla milleti, yani şeriat anlamı içinde millet oluşumunun hâmisi olacak olan Türklerin asıl hususiyetlerini Said Nursî Hazretlerinin dilinden anlatmıştım.

Öyle ki, Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz kültür ve medeniyet anlayışının sosyal-hukuk sistemi hâline getirilmesi durumunda, medeniyetin bânisi ve tarihî tecrübeye sahip Türk adını taşıyan bir devlet sistemi gerçekleştirildiğinde aslâ rahatsız olmayacaklarını, tarihteki gibi bir arada millet olacaklarını yürekten söylemişlerdi.

Güneydoğulu üç milletdaş sohbetin samimiyete dönüşmesiyle, “geçmişimde Cumhuriyet Türkçüleri gibi düşünen bir milliyetçi iken, bin yıllık İslâmlaşmış tarih şuuru ve gerçekliğine istinat eden millet fikrine nasıl eriştiğimi” de sual etmişlerdi.

Masamızda bizi bir araya getiren dostun bir arkadaşı sohbete güya şöyle bir katkıda bulunmuştu: “Her şeyi iyi güzel anlatıyorsunuz da, Cumhuriyet’in kazanımlarını da unutmamak gerek…”

Fakîr, o kişinin sıradan bir Atatürkçü Cumhuriyet zeminli bir milliyetçi olduğunu anlamış ve Ankara oligarşisinin seksen küsur yıldır millete verdiği zararları bir bir ispat ederek tez zamanda onu saf dışı etmişti.

Hâsıl-ı kelâm; etraftaki insanların da meraklı dinleyişleri arasında, Türkiye’nin Güneydoğusundan üç milletdaşımla musafaha ederek ayrılırken, “İşte tarihteki millet bu masadaki gibidir; millet budur işte!” demiştim vecidli bir ifadeyle.
----------------------------------------------------

İLÂVE YAZI:

GÖNLÜME DÜŞENLER


Mahmut Yardımcıoğlu; nizam-ı âlem Türklerinden. Akademisyen. Fikir Dükkânı’nın, yani Mekteb-i İrfan’ın müdavimlerinden. Önce Cüneyt, sonra İsmail kolundan bağlı. Orta gurbet alıp götürmüştü bu cehd ve enerji sahibi dostu. Dünyalık mesleğinde istikrarlı biri. Gurbetten döndü, fakat akademik tâlimin yorgunluğundan olacak ki, fikir ve gönül tâliminin saflarından uzak kaldı. Dilinin şişmesini, gönlünün daralmasını bekliyor olmalı. İnşallah o da olur. Gönlünün inşirah bulması için meslekî telâşı dilinden savıp fikir ve hâl diliyle gelmesi gerek. Dostluğun pîrleri ondan râzı olsun.






UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.