Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Kılıçdaroğlu ve MHP’li Vural... Benim lâfım, senin lâfını döver!

Kılıçdaroğlu ve MHP’li Vural... Benim lâfım, senin lâfını döver!

İki haber üst üste gelince, bir “anlam” kazandı... Eğer biri eksik olsaydı, herhalde “yapbozun bir parçası” eksik kalır ve manzara ortaya çıkmazdı...

Efendim; dün AA’dan geçen bir haberde özetle deniliyordu ki;

“24. Dönem 2. Yasama Yılı’nı geride bırakan TBMM’de en çok basın toplantısı düzenlemede; parti bazında CHP, kişi bazında MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural birinci oldu.
Meclis’te en çok basın toplantısı yapan parti CHP oldu. CHP milletvekilleri tarafından bu dönemde 362 basın toplantısı düzenlendi.

CHP’yi 175 basın toplantısı ile MHP, 118 ile BDP izledi.

AK Parti milletvekilleri 41, bağımsız milletvekilleri ise 18 basın toplantısı gerçekleştirdi.
Parlamentodaki milletvekilleri arasında en çok basın toplantısı düzenleyen isim, 23. Dönem’in son yasama yılında olduğu gibi, bu dönemde de MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural oldu. Vural, 24. Dönem İkinci Yasama Yılı’nda 69 basın toplantısı düzenledi.

Vural’ın yanı sıra MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan da en çok basın toplantısı düzenleyen isimler arasında yer aldı.”
Gayet rahat anlaşılabileceği gibi;

“Bireysel” bazda Oktay Vural, “kurumsal” bazda da CHP, “lâf şampiyonu” olmuştur...
Evet, onlar;
“Lâfta şampiyon”lar!..

HEP LÂF, HEP LÂF!

Şu hâle bakın;
Bir milletvekili ki, “tam 69 basın toplantısı” düzenlemiş... Bu basın toplantılarında herhalde susup oturmadı... Elbette konuştu, bir şeyler söyledi!..
İnanın merak ettim;

Bu kadar “lâf”ı nereden buldu Oktay Vural?.. Çenesi hiç yorulmadı mı?..
Hani, “leyleğin ömrü laklakla geçermiş” derler ya, Oktay Vural’ın ömrü de “lâf”la geçmiş!..
“Edecek lâf, dinleyecek adam” bulduğuna göre, kendisini kutlamak gerekir.
Tabiî, sadece Oktay Vural’ı değil, CHP’lileri de kutlamak gerekir...
Zira, onlar da az lâf etmemiş... Şampiyonluğu Oktay Vural’a kaptırsalar da, onlar da iyi konuşmuşlar!..
Zaten, herkes bilir;
“CHP’lilerin ağzı iyi lâf yapar!”
Böyle olduğu halde; niye “CHP’liler” değil de, “MHP’li Oktay Vural” şampiyon oldu, doğrusu şaşırdım!..

Bana göre;
Bay Kemal Kılıçdaroğlu, hem “lâf” yarışında, hem de “gaf” yarışında, MHP’li Oktay Vural’ı geçer...
Ama, nedendir bilinmez; ipi MHP’li Oktay Vural göğüslemiş!..
Herhalde, “basın toplantıları” ölçü alındığı içindir... Yoksa, sadece “lâf yarışı” olsaydı, Kılıçdaroğlu’nun eline hiç kimse su dökemezdi.

VAAT ÜSTÜNE VAAT!

Baksanıza;
Dün konuşmuş yine!..
Hem coşmuş, hem konuşmuş...
O kadar gaza gelmiş ki; “vaat listesi”ne bir tek “gökteki yıldızları” almamış!..
Oysa, “yıldızları” da vaat edebilir ve meselâ derdi ki;
“Gökteki yıldızların sorunlarını da biz çözeriz!.. Öğrendik ki, bazı yıldızların ışığı hâlâ dünyaya ulaşmamış!.. Bu soruna derhal el atacak ve yıldızlar arasındaki bu adaletsizliğe son vermek için, her yıldızın dünyaya ışık gönderebilmesine olanak sağlayacağız!..
Ve ayrıca;
Gökteki yıldızların sadece geceleri değil, gündüzleri de seyredilebilmesi için yapay karanlıklar oluşturacağız!..
Bu konuda, Hükümet’i de göreve çağırıyoruz... Doktorlar için Tam Gün Yasası’nı çıkartan Hükümet, yıldızların da tam gün, yani gece gündüz ışık göndermesine imkân vermelidir.”
Biliyorum; “Bu kadar da vurma adama” diyorsunuz... Benim vurmama gerek yok ki... Bay Kılıçdaroğlu, zaten kendi kendini vuruyor.

SİSTEMİ KURAN KİM?

Tamam, “yıldızlar” meselesi biraz abartılı... Ama, Bay Kılıçdaroğlu’nun vaadleri de o kadar abartılı ki, “yıldızlar” meselesi, masum bile kalır!..
CHP’nin dünkü; “gurul, gurul gurultay”ında neler demiş, neler?..
Meselâ, şu sözü;
“Sistemden beslenenler, değişimden memnun olmazlar. Sistemden beslenenler, değişime karşı çıkarlar... Tarihin her döneminde sistemden yana olanlar, oradan beslenenler, hep değişime karşı çıkmışlardır... Biz ülkemizin, halkımızın çıkarları için, onların çıkarları üzerine inşa edilen bir değişim için yola çıktık ve yolumuzu sürdürmeye kararlıyız.”
Söyleyin Allah aşkına;
Şimdi “lâf” mı bu?..
“Sistem” ne, “beslenen” kim, “değişime direnen” kimler?.. Bunların hepsi gayet açık ve net iken, kimi hedef alıyor acaba?..
Bana göre;
Tam da CHP’yi tarif ediyor!..
Öyle ya;
“Bu sistemi kuran kendileri... Kurdukları sistemi değiştirtmemek için askeri kışkırtıp ihtilâl yaptırtan kendileri... Sistemden beslenen kendileri... Kısacası, sistemin değişmesine direnen kendileri ama onlar başkalarını suçluyorlar!”

CENAZEYİ KİM KALDIRACAK?

Bay Kılıçdaroğlu kusura bakmasın ama, bu lâfları eden adama; “Bak şu konuşana!” der geçerim!..
Zira, bu “konuşan” adam, Türk siyasetine adım attığından bu yana “çözümün bir parçası” değil, “sorunun bir parçası” olmuş, hiçbir çözüm girişimine “katkı” sunmamıştır!..
Ama, “yoldaş ve candaş medya”yı kullanarak, kendisini “çözümcü” olarak göstertmiştir.
Meselâ, dünkü “CHP gurul, gurul, gurultayı”nda, kendisini izleyenlerin alnından ter fışkırırken onun ağzından lâf fışkırmış;
“İster Kürt, ister Doğu, Güneydoğu, ister terör sorunu deyin, ortada 30-35 yıldır bir cenaze duruyor... Kaldırılması gerekir. Kimse cesaret edemiyor. CHP olarak bu sorunu çözmeye, bu coğrafyaya barışı getirmeye kararlıyız... Şehit annelerine sesleniyorum; yetki verin, halkın iktidarını kuralım, Türkiye’yi anaların ağlamayacağı bir barış cennetine dönüştürelim... Sorunun ve çözümün zor olduğunu biliyorum. Sorun varsa, çözüm de vardır.”
Hepsi “bildik”,
Hepsi “beylik” lâflar!..
Bay Kılıçdaroğlu, “cenazeyi kaldırmak”tan söz ediyor ama “nereye” kaldıracağını söylemiyor... Cenazeyi “cami”ye mi kaldıracak, “cemevi”ne mi?..
“Cami”ye kaldırırsa mesele yok!..
Ama “cemevi”ne kaldırırsa, bilmeli ki “cenaze namazı”nı kıldıracak imam bulamaz!..
Herhalde bilirsiniz;
“Millî Şef”in yönettiği “Eski CHP” döneminde, “cami”lerde de “cenaze namazı”nı kıldıracak ve “ölüyü kaldıracak” imam yoktu!..
Allah vere de;
Kılıçdaroğlu da, cenazeyi “cemevi”nden kaldırmaya kalkmasa!.. Öyle ya; “Marksist-Leninist işgali”ndeki cemevlerinde “imam” ne arar?..
Korkarım ki;
Cenaze ortada kalır!..

ÜNİVERSİTELER VE BİLİM

Bay Kemal Kılıçdaroğlu,
CHP’nin 34. “gurul, gurul, gurultay”ında “üniversiteler ve bilim” konusuna da girmiş ve demiş ki; “Bilgi toplumu, entelektüellerin katkısıyla, çabalarıyla gelişir, serpilir... Ama maalesef entelektüellerin aşağılandığı, toplumda söz sahibi olmamaları için çaba harcandığı, hapislere atıldığı bir süreci yaşıyoruz... Suskun üniversitelerimiz, ortaçağ medreselerine dönüştürülen üniversitelerimiz... Bunu kabul etmiyoruz. Cumhuriyet Halk Partili olarak kabul etmiyoruz... Yurtseverler olarak kabul etmiyoruz... Özerk üniversite, özgür bilim adamı diyoruz...”
Peki, nasıl olacak bu?..
Valla “nasıl olacağını” bilmem...
Ama “nasıl olduğunu” iyi bilirim...
Efendim, Bay Kılıçdaroğlu’nun; “Yolu, yolumuzdur” dediği Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde, Türkiye’deki hiçbir üniversite, “dünyadaki ilk 500 üniversite” arasına bile giremiyordu, iyi mi?..
Neden giremiyordu;
Çünkü, Bay Kılıçdaroğlu’nun yolundan yürüdüğü Ecevit’in YÖK’çüleri, lökçüleri, rektörleri ve de dedektörleri, üniversiteleri “bilim yuvası” olmaktan çıkarıp, “kışla”ya çevirmişler ve sürekli, “laiklik” diyorlardı, “İlla da laiklik!.. Yeter ki laiklik olsun, bilim olmasa da olur!”
Ya bugün?..
“28 Şubat süreci”nde birer “kışla”ya dönüşen üniversiteler “bilimsel sıralama”larda yer alamazken, bugün 10 Türk üniversitesi “dünyanın en iyi ilk 500” listesine girmiş, iyi mi?.. Ayrıca; dünya sıralamalarında en az bir listeye giren 143 Türk üniversitesi bulunuyormuş... Dünya genelinde 8 kurumca yapılan “dünya üniversiteler sıralaması”nın son bir yıllık raporuna göre, tüm sıralamaların en az birinde ilk 500’e giren Türk üniversiteleri, İstanbul, Ankara, ODTÜ, Hacettepe, Gazi, Ege, Bilkent, İTÜ, Boğaziçi ve Sabancı üniversiteleri olmuş.
Peki Bay Kılıçdaroğlu ne diyor?..
Üniversitelerin “ortaçağ üniversiteleri”ne dönüştürüldüğünü iddia ediyor...
Bana kalırsa;
“Git-gel” yaşıyor!..
Aklı, hâlâ “dün”de olmalı!..
Zira, üniversitelerimiz; Ecevit’in başbakan olduğu dönemde “suskun”du!..
Bugün ise “ilk 500”deler!..
Ama, yine de;
Bırakın konuşsun Kılıçdaroğlu...
Zannediyor ki, dinliyorlar!..
Oysa, “sıcak”tan bunalan CHP’liler çoktaan terk etti salonu...
Ama Kılıçdaroğlu;
Hâlâ konuşuyor!..
Dağarcığında;
Ne bitmez tükenmez “lâf” varmış!..
Ama, bir işe yaramıyor!..



Matkap olmazsa!..
Dün bu yazıyı yazdığım saatlerde, CHP’de kimin nereye geldiği belli değildi... İşin doğrusu, kimsenin de umurunda değildi... Öyle ya; CHP kurultayları, bir “karın gurultusu” gibi kanıksanmıştı artık... Bu da normal... Öyle ya; “10 yılda 16 kurultay” yapan bir partinin 34. kurultayı kimi ilgilendirir?..
Ama yine de; “ikinci adam”ın kim olacağı sorusu, dünün en çok merak edilen konusuydu...
CHP’liler merakla soruyorlardı birbirlerine;
“Önder Sav’ın rolünü kim üstlenecek?”
Bazıları diyorlardı ki; “Önder Sav’ın yerine Nihat Matkap gelir... Eğer matkap olmazsa, çilingir gelir!”
“Çilingir” dedikleri, Adnan Keskin’den başkası değil...
Ama, bana sorarlarsa “Matkap”a da ihtiyaçları yok, “çilingir”e de!.. Kılıçdaroğlu gibi; her sorunu çözen, her kapıyı açan bir “maymuncuk” varken, “ikinci adam”a ne lüzum var?..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi