Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Bütün dertler bir yana, halkın dertleri bir yana!

Bütün dertler bir yana, halkın dertleri bir yana!

Bilirsiniz;

“Herkesin derdi kendine” derler... Bir “derdi” olan, bir “problemi” olan insanlar için, “en büyük dert” kendi yaşadıklarıdır.


Ve yine bilirsiniz ki;


Bu köşede, zaman zaman “insanların dertlerini” yansıtır, “yetkili”leri haberdar etmeye çalışırım...


Bugün de öyle yapacağım...


Zira, “dertler” birikti.


Hiç kimse;


“Esed’in çılgın plânı” ile ilgilenmiyor...


Esed, “Şam’dan kaçacak, Lazkiye’de yeni bir devlet kuracak”mış!..


Esed’in askerî birlikleri “sınır”dan çekilince, yerini “PKK’lılar” doldurmuş ve Suriye bayraklarının yerine “PKK bayrakları” ve “Öcalan posterleri” asmış!..


Amerika’da Colarado’nun Denver kentindeki bir sinemada ‘Batman Kara Şövalye Yükseliyor’ filminin ilk gösterimini basan James Holmes (24) etrafa rastgele ateş ederek 12 kişiyi öldürmüş, 59 kişiyi yaralamış... Olaydan kısa süre sonra sinemanın otoparkında yakalanan James Holmes’ın kimliğini soran polislere “Ben Joker’im” dediği ortaya çıkmış...


Hiç kimse, “dünyanın odaklandığı” bu olaylarla ilgilenmiyor.


Varsa-yoksa, kendi dertleri!..


Kimi “telefon” ediyor, kimi “faks” çekiyor, kimi “mail” gönderiyor, kimi de “mektup” yazıyor ve “sorunlarını” aktarıyor.


Dedik ya;


“En büyük sorun” kendilerininki!..


POLİSLERİN MAAŞLARI


Meselâ, son günlerde en çok arayanların başında “polisler” geliyor.


“Maaşlar adaletli olsun” diyorlar; “Bir üniversite mezunu hangi derecede ise, bize de aynı derece verilsin!.. Ama duyduğumuz kadarıyla, Maliye Bakanlığı bu işe taş koyuyormuş!”


Kimi de;


“Bir polis emeklisi, büyük şehirde 1.250 lira emekli maaşı ile nasıl geçinir?” diye soruyor.


Gelen “telefon” ve “mail”lerden sonra, Maliye Bakanı sayın Mehmet Şimşek ile görüştüm ve polislerin şikâyetlerini kendisine aktardım...


“Taş koyduğunu” reddediyor.


“Benimle ilgisi yok” diyor; “Bu, Hükümet’in verdiği bir karardır!”


Ben de karar verenlere sesleniyor ve diyorum ki; “Polisler kırgın... Kendilerini dışlanmış hissediyorlar... Eğer ne istedikleri merak ediliyorsa, internette polishaber.com sitesine girilsin ve ne istedikleri öğrenilsin!”


ŞİDDET GÖREN ERKEKLER


Sinop’tan bir “dosya” gönderen okurlarımdan biri de; “yerel mahkeme”nin ve “Yargıtay”ın kendisi aleyhinde verdiği kararların fotokopilerini zarfa koyup, demiş ki;


“Kadın hakları!.. Kadına şiddet!.. Kadına dayak!” diyen STK’lar, siyasiler ve medya, “şiddet gören erkekleri” niye hiç gündeme getirmez!..


Herhangi bir “cinayet”e mahal vermemek için evimi terk ettim ama yine de “eşimin şiddeti”nden kurtulamadım.


Peki benden ne istiyor?..


“Yargıtay’daki dosyamı takip edin!”


İyi de, ben “avukat” değilim ki!..


Zaten o da bunu biliyor olmalı ki; “68 yaşında bir vatandaş” olarak, “sizinle dertleşmek istedim” diyor.


Ve ekliyor:


“Gazetelerde aile kurumunun çatırdadığı yönünde haberler çıkıyor.


Ne çatırdaması?!?..


Aile yıkıldı, enkaz oldu.


Ben de, enkaz altından yazıyorum.”


Gerçekten de;


Aile müessesesi “çatırdamaya” mı başladı, yoksa yıkılıp “enkaz” haline mi geldi?..


Genel bir “enkaz”dan elbette söz edilemez ama “Sinoplu okurum”un penceresinden bakılırsa, aile kurumu çoktan çökmüş ve “enkaz” haline gelmiş!..


İşin tuhaf tarafı;


“Eğitim seviyesi” arttıkça bu işin düzeleceğini savunanların aksine; “kadına dayak” ve “boşanma” olayları, maalesef “eğitim seviyesi” arttıkça artıyor!..


Konuyla pek ilgisi yok ama;


Sinema salonunda “katliam” yapan ve 12 kişiyi öldüren James Holmes adlı katil de, “Tıp fakültesinde doktora yapan çok başarılı bir öğrenci” imiş, iyi mi?!?..


Yani, bu işler, pek “eğitimle” filan olmuyor...


Asıl sebep “ruhsal boşluk” ki, bu boşluk da ancak “maneviyat”la doldurulur!..


“Maneviyat” yoksa “bunalım” vardır!..


“Bunalım” varsa, “şiddet” vardır!..


Asıl çatırdama;


“İnsanın ruhunda!..”


PETROL AKAR, KÖYLÜ BAKAR!


Neyse, “yorum” yapmayı burada kesip, Adıyaman Kâhta’dan telefon eden bir okurumun durumunu aktarayım...


Efendim, telefon eden okurum; “Ben Kâhta’nın Yolaltı köyündenim” diyor ve ekliyor;


“Köyümüzde 12 petrol kuyusu var...


Sizin anlayacağınız, petrol, kapımızın önünden çıkıyor ama, köyümüzün gençleri işsiz!..


Petrol kuyusunda çalıştırılmak üzere her yerden işçi alınıyor ama, köyümüzün gençlerine iş verilmiyor.


Bu yüzden de, gençler evlenmek yerine, iş aramak için gurbete çıkıyor.


Bana gelince...


Ben de hayvancılık yapmaya çalışıyorum... Ama ormanlık bölgede bulunduğum ve de keçilere söz geçiremediğim için, ben de hayvanları satacağım!.. Ne yapayım, keçilerin ormana zarar vermesini engelleyemiyorum...


Hayvanları satınca, ben de çocuklarım gibi işsiz kalacağım ama başka çarem yok!..


Çocuklarımı ve köyün gençlerini sana emanet ediyorum... Bu derdimizi yaz da, yetkililer bir şeyler yapsın!..


Şu anda, petrol akıyor,


Biz bakıyoruz.


Ne olur;


Gençlerimize de bir iş!”


İMAM HATİP’E ZORLUK


Malatya’dan arayan “4 çocuk annesi” bir okurumun derdi de, “Beşinci sınıfı bitiren çocuğunu İmam-Hatip’e yazdıramamak!”


“Git, düz liseye yazdır” diyorlarmış... Ama, o çocuğunu “İmam-Hatip Ortaokulu’na yazdırmak” istiyor.


Bu durumu, Millî Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’e iletmeye söz vermiştim ki, sayın bakanın, sanıyorum “şikâyetlerin yoğunluğu”nu dikkate alıp, bir “çözüm” bulmaya çalıştığını öğrendim...


İnşallah bir çözüm bulunur.


BESİCİLER DERT KÜPÜ!


“Petrol” dedik, “hayvancılık” dedik, o halde “besicilerin dertleri”ni yazmadan geçmek olmaz.


Gaziantep’ten besiciler yazmış;


“Biz besiciler, son 2 yıldır hayvanlarımıza cebimizden bakıyoruz.”


Nasıl yani?..


Olayı, bir Nasreddin Hoca fıkrası ile izah etmişler...


Merhum Hoca; sabahleyin kalkmış, satmak için pazara hayvan götürmüş...


Hayvanları satıp eve dönerken, komşuları sormuş;


“Hocam kâr mı ettin, yoksa zararda mısın?”


Merhum Hoca cevap vermiş;


“Evdeki keçiyi katmasaydık zarar edecektik!”


“Biz besiciler de aynı durumdayız” diyor okurum;


“Besiden, sadece biz besiciler zarar ediyoruz... Yemcisi kazanıyor, veteriner kazanıyor, ilaç firması kazanıyor, nakliyeci kazanıyor, simsar kazanıyor, kasap kazanıyor, market kazanıyor.


Besici ise, cebinden veriyor!..


16 liraya malettiğimiz eti 14 liraya satıyoruz, daha ne diyelim?..


Şimdi Tarım Bakanlığı bir teşvik açıkladı... Sağolsunlar... Belki zararımızı karşılamayacak ama hiç olmazsa bizlere biraz nefes aldıracak.


Gelin, görün ki;


Tarım Bakanlığı’nın bu “teşvik”inden “küçük ve orta ölçekteki işletmeler ile köylüler” faydalanamayacak.


Zira;


Birinci, ikinci ve üçüncü aylarda kesilen hayvanların “evrak”larını temin edemiyoruz... Geriye dönük olduğu için evrakların kimi kayıp, kimini almamışız, kimini de vermemişler!..


Malûm, hayvanların “küpe”leri var... İşletmelerde kaç ay kaldıkları orada yazıyor... Nerede kesildikleri, ne zaman kesildikleri, hepsi “küpe”lerde yazıyor... Ama biz, bunu belgeleyemiyoruz!.. Bu yüzden de “teşvik”ten faydalanamıyoruz.


Bunu Tarım Bakanımız sayın Mehdi Eker’e duyurursanız, size minnettar kalırız.”


Evet, “besiciler”in dertleri bu...


AB’NİN PAZARI OLDUK!


“Teşvik”ten yararlanmak istiyorlar...


Yararlansınlar ki, “hayvancılık” gelişsin. Hayvancılık gelişsin ki; “Et ithal eden ülke” olmaktan kurtulalım...


Malûm; “Türkiye” gibi Pazar bulan Avrupa ülkeleri, “ihracat”larını yüzde 30.5 oranında arttırmış durumda.


Hem de;


“En büyük alıcı Türkiye!”


Neredeyse, “Avrupa sığırları”ndan çıkan etin “dörtte biri”ni Türkiye ithal ediyor!..


Avrupa Canlı Hayvan ve Et Ticareti Derneği Genel Sekreteri Jean-Luc Meriaux, Türkiye’de etin çok pahalıya satıldığını belirterek diyormuş ki;


“O yüzden Türkiye’ye et ihraç ettiğimiz zaman üreticimiz daha fazla kazanıyor. Önemli kazançlar sağlıyor. Avrupa’da aynı et, çok daha ucuza satılıyor. Türkiye’ye eti Avrupa’ya göre daha pahalıya satabiliyoruz.”


Düşünebiliyor musunuz;


Bir zamanlar, “tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten 7 ülkeden biri” olan Türkiye bugün “tarım ürünleri” de ithal ediyor, “et” de!..


Peki, bunun önüne nasıl geçilecek ve hayvancılık nasıl gelişecek?..


Elbette “teşvik”le...


Ama, “bürokratik işkenceler” ortadan kaldırılarak... Ve tabii, “besi istismarcıları” da ayıklanarak...


Gördüğünüz gibi:


Ben, bugün “halkın sesi”ni duyurmaya çalıştım.


Umarım, yetkililer ilgilenir...





Madımak’taki Joker!


Muhabirimiz Murat Alan’ın dünkü haberi, kelimenin tam mânâsıyla gündeme bomba gibi düştü... Murat’ın haberi, hemen hemen internet sitelerinin tamamında yer aldı...


Öyle sanıyorum ki, bugünkü bazı gazetelerde de yer alacak...


Haber, yoruma yer bırakmayacak kadar açık ve net...


Tam 19 yıldır, “Şeriatçılar yaktı” denilen “37 kişi”den hiçbirinde “yanık izi” yok... Ama, bazıları “enselerinden” ve “göğüslerinden” kurşunlanarak öldürülmüşler!..


Hadi, “göğsünden” vurulanı anlarım...


Belki, mermi “dışarıdan” gelmiş olabilir... Ama, oteldeki bir insan “ensesinden” vurulmuşsa, bu demektir ki; otel içinde, “tabancalı” biri veya birileri var!.. O şahıs, her kimse; “yanarak öldüğü” söyleyen bazı insanları “kurşunlayarak” öldürmüş!..


O şahıs kimdir veya kimlerdir?..


“Aydın” denilen bir “katil” midir?.. Kimdir o?.. “İn” midir, “cin” midir?.. “Sazcı” mıdır, “cazcı” mıdır, “gazcı” mı?..


Murat Alan’ın haberi, eğer soruşturma konusu olursa; belki “19 yıllık büyü” bozulacaktır ama Madımak Oteli’ndeki “Joker”i de ortaya çıkaracaktır!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi