23 Ekim 2017 Pazartesi3 Safer 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:51Güneş 07:17Öğle 12:56İkindi 15:50Akşam 18:21Yatsı 19:40
    • 29°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 21°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 107.895 -0.55
  • Altın: 151,838 0.46
  • Dolar: 3,7068 0.99
  • Euro: 4,3500 0.60

Fiili bölünmenin bir öncesi mi?

Faruk Köse

ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından “merkezi Irak otoritesi”nin Kuzey Irak’tan çekilmesi, Türkiye’nin de tanıdığı “Kürt Özerk Yönetimi”ni ortaya çıkardı. Şimdi bu özerk yönetim “bağımsızlık” ilan etmeye hazırlanıyor.

Suriye halkının özgürlük taleplerine kulak tıkayan ve “kansız değişim”e direnen Alevi-Nusayri Esed yönetimi, zulme isyan eden halkına destek veren “Türkiye’ye misilleme olsun diye” Suriye-Türkiye sınırına PKK teröristlerini yerleştirdi. Bugün “merkezi Suriye otoritesi” Kürtlerin yaşadığı bölgelerden çekildi; Suriye Kürtleri PKK’nın organizatörlüğünde silahlı birlikler kurarak fiilen yaşadıkları kentlerin yönetimini devraldı. Şimdi Esed’in, “Lazkiye Alevi Devleti”ni kuracağına dair senaryolar konuşuluyor. Görünen o ki, Suriye’nin geri kalan kısmını bekleyen akıbet şu: Tam Türkiye sınırında “Kürt Özerk Yönetimi” palazlandırılacak, kalan kısmı “Sünni Arap Devleti”ne bırakılacak.


Şimdi sıkı durun, Irak ve Suriye’de yükselen “Kürt Özerk Yönetimleri”nin, tam bitişiğinde, Türkiye’nin güneydoğusunda “ayrılık” için terör estiren PKK’nın elini güçlendirerek Kürt Özerk Yönetiminin kurulması, bu iki örneğe bakarak iştahlanan ayrılıkçıların önüne servis edileceğe benziyor. Zira “rejim ve sistem ıslahı” yapmadan “merkezi Türkiye otoritesi”ni zayıflatarak “uluslararası şer güçleri”nin oyunlarına -bilerek veya bilmeyerek- destek veren, kapı aralayan, yol açan, alet olan... girişimlere şahit oluyoruz.


Bunun son örneği AKP’li milletvekillerinin hazırladığı “yerel yönetimde reform” isteyen rapor... Rapora göre, Türkiye’nin idari yapısının bir nevi “eyalet sistemi”ne benzetilmesi, “yerel yönetimler”in güçlendirilerek “mahalli otoriteler”in ihdas edilmesi öngörülüyor. Bu sistemde otorite sahası içindeki doktor ve öğretmen ataması yetkisi yerel yönetimin. Yerel yönetim vergi-harç toplayabilecek. İl genel meclisi ve ilçe belediyeleri kaldırılarak her il tek bir belediye altında toplanacak. (Herhalde ildeki diğer belediye birimleri ana belediyenin şubeleri olacak.) Her il tek bir belediye başkanı ve tek bir yerel meclis tarafından temsil edilecek. Bayındırlık, spor, turizm gibi birçok hizmet yerel yönetimlere devredilecek. Merkezi yönetim yerel yöneticiyi görevden alamayacak. Yetkileri kısıtlanamayan yerel yönetim, hem kendi vergisini toplayacak, hem de merkezi bütçeden alacağı pay bugünkünün iki katına çıkarılarak “yerel devletçik”e “merkezi destek” verilecek.


Bu teklifin adeta “yerel devletçikler” ihdas edeceği gün gibi ortada. Örnek verelim. Teklife göre, mesela bir il veya ilçede işe alınan bir öğretmen, doktor veya sağlık görevlisi, başka bir ile gitmeyi düşündüğünde, “gitme talebi”yle “bonservis”i kendisine takdim edilip işine son verilecek. Gittiği ilde işe alınmasıyla ilgili devletin hiçbir sorumluluğu olmayacak. Bu uygulama “her ilin ayrı bir devletçik olması” değil de nedir? Yani yerel devletçiği terk edersen işinden olacaksın. Peki, gittiği il başka bir devlete mi ait? Teklifin fiili cevabı “evet” değil de ne peki? (Not: Amerikan sistemi bize örnek olamaz.)


“İdari sistem”in “merkeziyetçi”likten “adem-i merkeziyetçi” yapıya dönüştürülmesi, “diktatörlük”e sapılmaması bakımından elbette gerekli. Ancak Türkiye gibi hassas bir zemine oturan ülkeler için bu hususta atılması gereken başka bazı öncelikli adımlar olsa gerek. Nedir bu adımlar?


1. Evvela “rejim” meselesinin çözümlenmesi lazım. Ana sorun: “Kemalist Milliyetçilik” tabir edilen dayatmacı idieolojiye göre zorla üretilmiş “sosyal yapı”nın “toplumu özünden koparan” niteliklerinden vazgeçilerek “asli kimlik ve kişilik değerleri”ne dönülmesinin yolları açılacak mı? “Dindar toplum”un “Laiklik”le zapturapt altına alınması uygulamasına son verilecek mi? Toplumsal kümeleri bir arada tutan unsur ne olacak?


2. “Kürt-PKK-Terör Sorunu”nu çözmeden uygulanacak adem-i merkeziyetçi yapı “fiili bölünme”nin ta kendisi olacak; “yasal bölünme”nin kapılarını ardına kadar açacaktır. Bugünkü “merkeziyetçi yapı”da bile mesela Güneydoğu’daki Belediye gelirlerinin, ihalelerin ve yerel yönetim faaliyetlerinden kazanılan paraların terör örgütüne gittiğine dair ciddi iddialar varken; yerel parlamentosu, yerel idari yapısı, kendi kadrolarını kendisi atayan “yarı devletçikler”in oluşturduğu bir adem-i merkeziyetçi yapı, kısa süre içinde fiilen önce “federasyon”, sonra “konfederasyon” görünümünü alacak ve süreç, bölünmenin yasal zeminini de hazırlamış olacaktır. Yine bu yapı, terör örgütünün finans kaynaklarını resmileştirip çeşitlilendirecek; “paralel devlet” yapılanması olan KCK’nın idari, siyasi, sosyal, iktisadi, hatta güvenlik ve benzeri alanlarda kadrolaşmasını getirecektir.


Fiili bölünmenin bir öncesi “basiret bağlanması”dır. Hâlâ tek “çözüm”ün “İslam”da olduğunu görmemekte inat niye?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.