27 Mayıs 2017 Cumartesi2 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:36Güneş 05:30Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:33Yatsı 22:18
    • 25°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 97.533 -0.18
  • Altın: 145,781 1.23
  • Dolar: 3,5801 0.37
  • Euro: 4,0019 0.03

Kırmızı çizgileri korumak gerekir

Abdulkadir Özkan

Her ülkenin dış politikasında 'kırmızı çizgileri' vardır. Daha doğrusu olması gerekir. Çünkü, kırmızı çizgiler o ülke için olmazsa olmazlardır. Çeşitli konularda geri adım atılabilir ama ister ilan edilmiş ister edilmemiş olsun kırmızı çizgilere sıra gelince bu mümkün değildir. Çünkü, korunmayan, sonuna kadar direnilmeyen kırmızı çizgiler inandırıcılığını yitirir. Bir başka ifade ile ilan edilen kırmızı çizgiler gerektiğinde korumak için harekete geçilmediğinde bir süre sonra inanırlığını kaybeder. Elbette zaman ve şartlar kırmızı çizgilerin niteliğini değiştirebilir ama, hiçbir kırmızı çizgisi olmamak politikasızlık anlamına gelir. Bu da belirleyici güçlerin politikalarına ülkelerin teslim olması demektir.

Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş emperyalist güçler karşısında bağımsız dış politika belirlemelerinin mümkün olup olamayacağı tartışılabilir. Tartışma söz konusu olduğunda çok farklı görüşler ortaya atmak mümkündür. İki kutuplu dünyada ülkeler iki güçten birinin kanatları altına girmişlerdi. Bu bazen mecburi olarak, bazen de isteğe bağlı olarak gerçekleşmişti. Bir bakma iki güçten birinin korkutup ürküttüğü kurtuluşu kendisini karşı gücün kanatları altına atmakta bulmuştu. Diyebiliriz ki dünya iki kutup arasında sömürü alanlarına ayrılmış iki tarafta kendi payına düşen bölge üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunmuştu. Böylece sömürgecilik yeni bir boyut kazanmıştı.

Ancak, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bu gücün kanatları altına kaçan ülkeler sanılığı gibi bir anda kendilerini özgürlüğün kollarında bulabilmiş değillerdir. Çünkü, çöken sistemin yerine yenisinin ikame edilmesi sanıldığı kadar kolay olmamış, bu ülkeler büyük bedeller ödemişlerdir. Bir Yugoslavya'nın yerinde 10'a yakın devletin ortaya çıkması bile yıkılıp yeniden kuruluşun bedeli olduğunu göstermiştir. Bu arada bzı ülkler ise eski koruyucularının(!) kanatları altına dönmeyi tercih etmişlerdir.

Türkiye iki kutuplu dünyada da tek kutuplu dünyada da safını ABD'nin yanında belirlemiştir. ABD'nin yanında yer almak aynı zamanda NATO içindeki konumunu sürdürmesi anlamına gelmiştir. NATO ise ABD'nin kontrolü altında olduğu için her türlü hareketinde yer almasını gerektirmiştir. Sovyetlerin dağılması ile birlikte dünya üzerinde ABD tek güç haline gelmiştir. Avrupa Birliği'nin yeni bir güç olarak ortaya çıkma çabaları da istenen sonucu vermemiştir. Bu arda İngiltere'nin AB içinde ABD'nin ileri karakolu görevini üstlenmesi bu birliğin ikinci bir güç haline gelmesini engellemiştir.

Türkiye'nin ABD'ye ayarlı dış politikasına iç kamuoyunda tepkilerin giderek artmasına, bağımsızlık isteklerinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu arada Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından sosyalist hareketler zayıflamaya başlamış,hatta geçmişin hızlı solcularının bir bölümü liberal çizgiye kaydıkları dikkat çekmiştir.

Buna rağmen insanların bağımsızlık istekleri son bulmamıştır. Ne var ki bağımsızlığın gerçek anlamda hayata geçirilebilmesi için sadece istemek yetmiyor. Bunun için bedel ödemek gerekiyor. Bedel ödeme konusunda ise kitleleri günümüzde harekete geçirmek kolay değildir. Çünkü, geçmişte ayağa kalkan, bedel ödeyenlerin neticede bir şey elde edemediklerinin görülmesi büyük kileleri atalete sevk etmiş, bu ise iktidar hırsı ile hareket eden siyasilerinde hakim güçlerle uzlaşmayı tercih etmeleri gündeme gelmiştir.

Böyle bir noktada kendisini bir emperyalist gücün kanatları altına atmış olan ülkelerin kırmızı çizgiler olabilir mi? Olsa bile bu çizgileri koruması ne ölçüde mümkün olabilir?

Kısacası demek istediğim o ki, elbette ülkelerin geleceklerini sağlama almak için mutlaka kımızı çizgileri vardır. Yoksa bile olması gerekir. Ancak, bu çizgilerin korunması yeri geldiğinde bedel ödemeyi göze alarak mümkün olabilir. Bedel ödemeden kırmızı çizgilerinizi koruyamazsınız. Konuyu Türkiye'ye getirirsek 2004 yılına kadar Türkiye'nin kırmızı çizgilerinden birisi sınırlarımızda özerk bir Kürt bölgesi oluşmaması idi. Neticede bu kırmızı çizgi iptal edildi. Ondan sonra Suriye söz konusu olduğunda 2004'e kadar tekrarladığımız ama sonunda aksine gelişmeler karşısında sessiz kaldığımız kırmızı çizgi konusunda söyleyeceklerimiz etkili olabilir mi?

Ülkeler zaman içinde dış politikalarında revizyona gidebilirler. Ancak, bu revizyonun toplumlarının katılımı ile gerçeklemesi gerekir. Sadece yönetim bazında kırmızı çizgiler ilan edilir, yine bu kırmızı çizgiler millete sorulmadan iptal edilirse ilan edilen kırmızı çizgilerin inandırıcılığı kalmaz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.