23 Mart 2017 Perşembe24 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:29Güneş 06:56Öğle 13:18İkindi 16:42Akşam 19:27Yatsı 20:47
    • 18°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • -3°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 9°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 90.061 0.28
  • Altın: 144,927 -0.24
  • Dolar: 3,6135 -0.09
  • Euro: 3,9003 -0.20

İran kime hizmet ediyor?

Faruk Köse

İran’ın, “İslam Cumhuriyeti”nin kurulduğu günden bu yana “Farisi Şiası”nın bölgede “başat unsur” olmasından başka bir çalışma içinde olduğu görülmemiştir. Müslüman coğrafyasında “İslam’ın otoritesi” için çalıştığına, “gulat”ıyla “ehl-i kıble”siyle bir bütün olarak kabul ettiği “Şii” unsurların dışında bir “İslami varlık”ın hayat bulmasına rıza gösterdiğine, özellikle de “Ehl-i Sünnet”e dayalı bir “İslami sistem”in kurulmasına gönlünün yatkın olduğuna şahid olunmuş değil.

Bu cümleleri “mezhebi taassup”la yazıyor değilim. Bugün Ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyaç var; “ayrılık lüksü”müz yok. Esasen “Ehl-i Sünnet”ten olduğunu söyleyip de “Kerbela duyarlılığı”ndan, “Hüseyni Kıyam”dan bihaber olanların, buna duyarsız kalanların ne derece “Ehl-i Sünnet” olacağını da sorgulamak gerektiğine inanıyorum.

Ancak bunu yapmanın, “Ehl-i Sünnet yolu”nun, yani “Peygamber ve Ashabının yolu”nun terk edilmesi demek olmadığını; gücü eline geçiren bir ailenin yaptığı zulmün faturasının bütün Ehl-i Sünnet mensuplarına çıkarılmasının adil ve doğru bir yaklaşım olamayacağını, “Emevi zulmü”nü onaylamayanlara karşı “Şii değil diye” “ideolojik yaklaşım”la cephe alınması gerekmediğini hatırlatmak lazım.

“Ehl-i Sünnet”ten olup da “Kerbela Faciası”nı onaylayan bir tek kişi gösterebilir misiniz? Bütün Ehl-i Sünnet topluluğunu Kerbela katliamının faili gibi görmeyi, Kerbela’daki “acı katliam” karşısında doğru tutumu göstermekten korkanlarla, olaya bir dahli olmayanları aynı kefeye koymayı “fıtri vicdan”a havale ediyorum. İnsanların korkularını itikadlarına bağlayan bir yaklaşıma da, “kıyam duyarlılığı”nı es geçen bir anlayışa da son vermek lazım. Çünkü bugün, ümmetin vahdet içinde olmasını gerektiren birlik ve beraberlik günü.

Bu ana çerçeve içinde tekrar İran’ın “tutum”una dönersek; İran’ın, İslam Devrimi’nden bu yana Suriye konusunda “kesintisiz yanlışlık” içinde olduğunu görürüz.

Hatırlayalım, merhum Humeyni 1 Şubat 1979’da İran’a dönüp dini liderliği üstlendi. Bundan 3 yıl sonra, 2 Şubat 1982’de Suriye’nin Hama şehrinde İhvan-ı Müslimin’in önderliğinde “Alevi-Nusayri Baas Rejimi”ne karşı ayaklanan Suriye Müslümanları, dünyanın gözleri önünde Baba Esed yönetiminin katliamına uğradı; 50 bin Müslüman şehid edildi.

Suriye Hama’da katliam yaparken, “İslam Cumhuriyeti” İran’dan ne beklenirdi? Hiçbir şeye gücü yetmiyorsa, en azından Hama katliamını yapan Suriye yönetimiyle ilişkilerini gözden geçirmesi, katliamı kınaması, onaylamadığını ilan etmesi falan, değil mi?

Ama hayır! Tam tersini yapan İran, Hama Müslümanlarının değil, katil Baas rejiminin yanında yer aldı. Tıpkı bugünkü gibi. Bugün de katil Baas rejimini ayakta tutmak için bütün gücünü sarf ediyor. Son hamle olarak, Halep’i kaybetmek ve böylece yıkılmak üzere olan Baas rejimini ayağa kaldırmak için Halep’te katliam yapan oğul Esed yönetimine askeri destek veriyor. İran Genelkurmayı’nın “Suriye’ye desteklerinin askeri boyuta dönüşebileceği” açıklamasının ardından, Halep’de tutunamayan Esed’e destek için 4 bin kişilik askeri gücü Suriye’ye gönderiyor.

Yani İran, Suriye konusunda kuruluşundan bu yana istikrarlı bir politika izliyor. Ama bu istikrar, maalesef İslam’ın ve Müslümanların yararına değil. Çünkü İran’ın amacı, görünen o ki, “Fars yayılmacılığı”nı sağlamak. Bunun için mazlumun yanında yer almaktansa, zalimle işbirliği içinde olmayı, zulmüne devam edeceği belli olduğu halde zalimi desteklemeyi yeğliyor. İslam sadece bunun “ideolojik altyapı”sı gibi kalıyor.

Amarikan emperyalizminin ve siyonist güçlerin İran’ı yok etmek istedikleri malum. İran’ın, hayatiyetini sürdürebilmek için bölge içinden ve dışından destekçilere ihtiyaç duyduğu, bu açıdan kimi ittifaklara yöneldiği, Rusya, Çin ve Suriye ile ilişkilerinin bu kapsamda değerlendirilip anlayışla karşılanması gerektiği söylenebilir.

Ancak bu, “mazluma karşı zalimin yanında olmak” şeklinde mi tezahür etmeli? İran, Baas rejimine karşı Suriye Müslümanlarının yanında yer alsaydı, bunu yaparken de Baas sonrası kurulacak bir İslami devlet ile ittifak ve destek anlaşmalarını şimdiden yapsaydı, kuruluşuna katkı sağladığı yeni Suriye ile ilişkilerini daha güçlü temellere dayandırsaydı da aynı sonucu elde etmiş olmaz mıydı? Bu noktada İran’ın, “mezhebi taassup”la hareket ettiğini söylesek, Şia dışında bir İslam devletini görmek istemediğini ifade etsek yanılmış mı oluruz?

İran’ın, “Suriye tutumu” ile kime hizmet ettiğinin sorgulanması lazım. Görünen o ki, İran’ın tutumu İslam’a ve Müslümana hizmet etmiyor. Peki, İslam’a ve Müslümana hizmet etmeyen bir tutum, genelde küfre ve kâfire, özelde ise günümüz şartları itibariyle İsrail’e ve ABD’ye hizmet etmiş olmaz mı?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.