18 Ekim 2017 Çarşamba28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:46Güneş 07:12Öğle 12:56İkindi 15:56Akşam 18:28Yatsı 19:47
    • 26°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 12°C Ağrı
    • 17°C Amasya
    • 18°C Ankara
    • 23°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 26°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,366 -0.06
  • Dolar: 3,6718 -0.12
  • Euro: 4,3291 0.22

Yüzbaşı Hilmi, şimdi gel de gör Halep'i

Mehmet Şeker

Refik Halit Karay 'Sürgün' adlı eserinde, İstanbul'dan Beyrut'a sürgün giden Emekli Yüzbaşı Hilmi Bey'in başından geçenleri anlatır.

Kısa sürede beş parasız kalır ve Beyrut'tan Halep'e geçer Yüzbaşı Hilmi.

Her iki şehirde hayat 'vur patlasın çal oynasın' devam etmektedir.

Aynı dönemde Anadolu büyük bir sıkıntı içindedir.

Millî Mücadele yılları.

Savaşlar, yokluk, eziyet.

Şam ve Halep'te ise eğlence tavan yapmıştır.

*

Yüzbaşı Hilmi, bugün gidip görse Halep'in halini.

Beşar Esed'in askerleri tarafından bombalanmış evler...

Kurşunlanmış, yerle bir edilmiş camiler, kiliseler...

Yaşayanlar şehri terk etmiş.

Geride virane bir Halep kalmış.

Bütün binaların duvarları delik deşik.

Zengin Halep, baştan başa harap.

*

Yüzbaşı Hilmi'nin hafsalası almaz belki, ya da anlamakta zorlanır, o yüzden açıkça izah edelim.

Beşar Esed başka bir ülkenin başındaki adam değil, Suriye'nin kralı.

(Suriye'de krallık yok demeye kalkan biri olursa, alnından vururum. İki kaşın arasından.)

*

Tahtını koruyabilmek için Esed'in ordusu kendi şehirlerini yerle bir ettiği sırada, Anadolu'ya bakacak olursak...

Ne görürüz?

Yine 'Millî Mücadele' içinde olduğumuzu.

Her gün asker ve polislerimizin üçer beşer şehit düştüğünü.

Ve bu mücadelenin otuz yıldır kesintisiz devam ettiğini.

*

Düşmanlar bile değişmemiş, yine aynı.

Sadece aleniyet kaybolmuş.

Gizlemişler kendilerini, dost görünmüş yüzümüze gülmüşler, fakat düşmanlık etmekten vazgeçmemişler.

Hiç çekinmeden teröristleri beslemişler.

Eline silah vermişler, cephane vermişler, korumuşlar, barındırmışlar, maddi destek sağlamışlar ve bunları yaparken hiç utanmamışlar.

(Düşmandır, niye utansın?)

*

Başbakan Erdoğan, Çukurca'da şehit olan askerlerimiz için Genelkurmay'a taziye mesajı gönderdi.

Başbakan yaptığı açıklamada 'Türkiye, örgütün iplerini elinde tutan canilere de, düşman ülke ve çevrelere de haddini bildirecek güçtedir' ifadelerini kullandı.

O güce sahip olduğumuz konusunda kimsenin tereddütü yok muhtemelen.

Sadece bize düşmanlık eden ülkelere ne zaman haddini bildireceğimizi merak ediyoruz.

*

Sokakta vatandaş soruyor:

'Nereye kadar? Her gün şehit veriyoruz. Otuz yıldır bitmeyen bir savaş içindeyiz. Kiminle savaşıyoruz? Ne zamana kadar böyle devam edecek?'

Gerekirse topyekün savaşa girelim diyen de var.

Doğrusu bu çatışmalar kolay kolay bitecek gibi görünmüyor.

Çünkü topyekün savaşa girecek bir kuvvet bulamazsın karşında.

Bir süre daha böyle sinsice devam eder.

Sebebine gelince, onun da tek sebebi, Türkiye'nin güçlenmesidir.

Zayıf, çelimsiz, yöneticileri beceriksiz bir ülke olsaydık, kimse ilişmezdi. Kendi haline bıkarlardı. Zaten istediklerini yapar ve yaptırırlardı. Zayıflatmak için ayrıca çaba harcamaları gerekmezdi.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.