24 Mayıs 2017 Çarşamba27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:39Güneş 05:32Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:31Yatsı 22:14
    • 12°C Adana
    • 10°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 6°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 143,837 -0.29
  • Dolar: 3,5683 0.19
  • Euro: 3,9936 -0.18

İman Zafiyetinden Kurtulma Yolu; İman Hakikatleri

Fuat Türker

Günümüz insanının en önemli sorunlardan biri imanî zafiyettir. Şeytanî/deccalî sistemin enjekte ettiği bu zehrin panzehiri ise Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi iman hakikatleridir. İslam alimleri, iman hakikatlerinin araştırılması ve üzerlerinde tefekkür edilmesi konusunu oldukça önemserler. Birçoğunun eserlerinde iman hakikati örneklerine sıklıkla rastlamak mümkündür.
Örneğin İmam Gazali şöyle söyler: Kalbin lezzeti marifetullah'tır: Her âzânın hoşlandığı, zevk ve lezzet aldığı şeyler vardır. Gözün lezzeti güzel şeyleri görmek, kulağın lezzeti istediği şeyleri duymak, şehvetinki yemek-içmek, mukarenet, düşmanına galip gelmek gibi şeylerdir. Kalbin lezzeti ise herşeyin hakikatını bilmektir, bu da Marifetullahtır. Marifetullah yolunda ne kadar ilerlerse o nisbette lezzet alır. Kâinatın Hâlik'ı ve mutasarrıfı olan Allah-u Teâlâ'nın zât ve sıfatına, esrar ve hikmetine, âsâr ve sanatına, izzet ve kudretine taalluk eden marifetten daha lezzetli; O'na yakın olmak, O'nu tanımak şeref ve saâdetinden daha büyük ne olabilir?

1
Nutfeden yaratılmış olan insan Allah'ın ayetlerindendir... Önceden halinin ne idiğini sonra ne olduğunu düşün! Acaba ins ve cin biraraya gelseler nutfeden bir göz, yahut kulak, yahut akıl, yahut kudret, yahut ilim veya ruh yaratabilirler miydi? Ondan kemik, damar, sinir, deri, kıl vesaire yapmaya muktedir olurlar mıydı? Bunlar bir tarafa Allah yarattıktan sonra insanın keyfiyyet ve mahiyetini, varlığının künhünü (bir şeyin aslı, cevheri, özü) anlamak isteselerdi bundan da aciz kalırlardı...


Allah'ın lütuf ve keremine, o muazzam kudrete ve hikmete bakınız, insanı nasıl kucaklıyor. Ne derece hayreti mucibtir ki, duvarda bir resim veya güzel bir hat yahut nakış gören kimse durur, hayranlıkla onlara bakar, sanatkarın onları nasıl yaptığını düşünür, yaptığı işin ne kadar büyük bir sanat ve maharet olduğunu ifade eder de şu muazzam kainata ve Allah'ın mahlukatına baktığı halde, onları ve Allah'ın sanat ve hikmetini düşünmekte gaflet eder.

2
Güneş, Ay, yıldızlar, bulut, yağmur, rüzgar ve tabiattaki bütün kuvvetler, hep Allah-u Teala'nın iradesinde, emrindedir. Kâtibin elindeki kalem gibidir.

3
Yüzünü göğe çevir, gökyüzünün yıldızlarına, onların doğuş ve batışlarına, Güneş ve Ay'ına, onların sürekli olarak hiç şaşırmadan doğuş ve batışlarındaki farklı durumlara, kıyamete kadar devam edecek olan muntazam hareketlerine, bir saniye bile oynamayan seyirlerine ibretle bak! Yıldızların çokluğunu, şekil ve renklerini düşün. Güneş'in bir sene zarfındaki hareketine nazar et. Eğer onun doğuş ve batışı olmasaydı, gece ve gündüz olmayacaktı. Doğuş ve batışındaki farklılık olmasaydı mevsimler gelmeyecekti... Bunlar saymakla bitmez. Kainattaki her zerrenin nice hikmetleri vardır. Alem bir ev ise, sema onun tavanıdır.

4
Abdülkadir Geylani eserlerinde insanları Allah'ın delilleri üzerinde tefekküre davet eder. "İlahi Armağan" adlı eserinde iman hakikatlerine verdiği önemi gösteren birçok ifadesi vardır. Şöyle söyler Abdulkadir Geylani: Ey Evlad! Kainatın her zerresinde Allah'ın güzel sanatı vardır. Bu güzel sanatların her biri Hakk'a vardıran delillerdir. Bu delillere yapışan herkes Hakk'a varabilir. Derin düşüncelere dal. Düşüncen derinlere kök saldıkça yükselirsin ve yücelirsin.

5
Bediüzzaman Risale-i Nur külliyatında iman hakikatlerine sarılmanın öneminden sıklıkla söz eder. Hatta Mektubat'ında değerli birçok alimin bu dönemde yaşıyor olsa, en çok da iman hakikatleri yoluyla insanların imanını kurtarmaya vesile olmak için çalışacaklarını söyler.
Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmâm-ı Rabbânî (R.A) Mektubât'ında demiş ki: "Hakaik-i îmaniyeden (iman hakikatlerinden) bir mes'elenin inkişafını (meydana çıkmasını), binler ezvak (zevkler) ve mevacid (vecd halleri) ve keramata (kerametlere) tercih ederim." Hem demiş ki: "Bütün tarîklerin (yolların) nokta-i müntehası (son noktası), hakaik-i îmaniyenin vuzuh (açılması) ve inkişafıdır (meydana çıkmasıdır)."... Öyle ise tarîk-ı Nakşî'nin üç perdesi var: Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i îmaniyeye (iman hakikatlerine) hizmettir ki, İmâm-ı Rabbânî de (R.A.) âhir zamanında (son döneminde) ona sülûk etmiştir (o yolu takip etmiştir)...

Mâdem hakikat böyledir; ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (R.A.) ve Şâh-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbânî (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i îmaniyenin (iman hakikatlerinin) ve akaid-i İslâmiye'nin (İslam esaslarının) takviyesine sarf edeceklerdi. Çünki saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye (ebedi sıkıntıya, belaya) sebebiyet verir...

6
 Bediüzzaman'a göre bu zamanda iman hakikatlerinin birinci maksat, birinci vazife, asıl amaç olması gerekir. Bunun dışındaki şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecededir. Temel mesele; insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır... Bediüzzaman, yüzyılın hastalığının tedavisinin "tahkiki iman"a ulaşmakla mümkün olacağını söyler. Bu da eğitimle gerçekleşecektir.

7
Bediüzzaman Risale-i Nur'un en önemli özelliklerinden birinin iman hakikatleri tefekkürleriyle, "maddiyyun ve tabiyyun" (maddeci ve tabiatçı) fikir akımlarını durdurmak olduğunu söyler. Kur'an'dan aldığı ilhamla, imanî tefekkür dersiyle -materyalizm ve Darwinizm'in boğulduğu aynı mes'elelerde- tevhid nurunu gösterdiğini, iman hakikatlerini madde âleminden temsiller ve deliller göstererek izah ettiğini vurgular.

Var olan her şeyin Allah'ın muazzam kudretini sergileyen birer delil olduğunu şöyle ifade eder:
Her bir kelimesi bir kitabı ve her bir harfi bir satırı içerisinde tutan bir kitabın, katipsiz vücudu (ortaya çıkması) mümkün değildir. Kainat kitabı da Nakkaş-ı Ezelinin vücub-u vücuduna (varlığına) bağlıdır.

8
Kainatta hiçbir zişuur (şuur sahibi), kainatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Halık-ı Zülcelali inkar edemez... Etse, bütün kainat onu tekzip edeceği için susar, lakayd kalır.

9
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük tercüman olduğunu söyler Bediüzzaman. Bunların biri kâinat kitabı, diğeri Hz. Peygamber(asm) ve bir diğeri de Kur'an'dır.

10
Eğer aklın evhamda boğulmamış ise anlarsın ki; bir kelime-i kudreti, mesela balarısını, ekser eşyaya bir nevi küçük fihriste yapmak; ve bir sahifede, mesela insanda, şu kitab-ı kainatın ekser (daha çok) meselelerini yazmak; hem bir noktada, mesela küçücük incir çekirdeğinde, koca incir ağacının programını derc etmek (içine almak) ve bir harfte mesela kalb-i beşerde, şu alem-i kebirin safahatında (safhalarında) tecelli ve ihata eden (içine alan, kuşatan) bütün esmasının asarını (eserlerini, izlerini) göstermek ve bir mercimek tanesi kadar mevki tutan kuvve-i hafıza-i insaniyede bir kütüphane kadar yazı yazdırmak ve bütün hadisat-ı kevniyenin (varlıkla ilgili olayların) mufassal fihristesini (izahlı, geniş malumatlı fihristini) derc etmek (içine almak), elbette ve elbette Halık-ı Küll-i Şey'e has ve bu kainatın Rabb-i Zülcelali'ne mahsus bir hatemdir (mühürdür).

11
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3, 4)


Tüm kâinata vicdanı ve kalbiyle bakan gözlerin önündeki gaflet perdesi kalkacak, ibret alacak, kâinat üzerindeki teklik mührünü görecek ve o gözler Allah'a dönecektir.


Dipnotlar
1- http://www.haki kat.com/nur/ tsvf/ tsvf16.html
2- İmam Gazali, Zübdet-ül-ihya
3- İmam Gazali, Kimya-yı Saadet
4- İmam Gazali, Zübdet-ül-ihya
5- Abdülkadir Geylani, İlahi Armağan
6- Mektubat, 5. Mektup
7- Bediüzzaman'ın Hayatı, www.nesil.com.tr
8- Şaban Döğen, Risale-i Nur'dan Vecizeler
9- Şaban Döğen, Risale-i Nur'dan Vecizeler
10-Şaban Döğen, Risale-i Nur'dan Vecizeler
11- Şaban Döğen, Risale-i Nur'dan Vecizeler

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.