Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Seyyar Tayyar’lar kimin değirmenine su taşıyor?

Seyyar Tayyar’lar kimin değirmenine su taşıyor?

Herhalde izliyorsunuzdur... Atv’de, “Çocuklar Duymasın” diye bir dizi var...

Gerçi, “çocuk”lar “kocaman delikanlı” ve “evli bir kadın” oldular ama, yine de “dizi”nin eski bölümleri ekranda gösterilmeye devam ediyor... İ
şte bu dizide, “Seyyar Tayyar” diye biraz “üçkâğıtçı” bir karakter var... Türkiye’de ve dünyada; “Salep”inden “Simit”ine, “Döner”inden “Pide”sine ve hatta “Kâğıt Helva”sına kadar her şeyi “kendisinin bulduğunu”, daha sonra da bulduğu şeyin “patlayıp gittiğini” söylüyor.
“Ben buldum” diyor;
“Onu da ben buldum!..
Sonra, patladı gitti!”
MAĞDURLAR MAĞRURLAŞTI MI?
Önceki günkü Star’da, Mustafa Karaalioğlu’nun; “Dünün mağdurları bugün mağrur mu oldu?” başlıklı yazısını okurken, bu “patladı gitti” repliği geliverdi aklıma...
Gerçekten de;
“Mağdur”lar, “mağrur” mu oldu?..
Ya da;
“Mücahit”ler, “müteahhit”liğe mi soyundu?..
“Hayır” diyor Karaalioğlu;
“Dünün mağdurları, bugün mağrur olmamışlardır!.. Dünün mücahitlerinin bugün müteahhit olduğunu söylemek de insafsızlıktır... Aynı şekilde; dünün mazlumlarının bugün zalim olduğunu söylemek de bir iftiradır!”
Evet, gerçekten de “iftira”dır;
Hem de “alçakça” bir iftira!..
Mustafa Karaalioğlu’na göre;
“Dünün mağdurları bugün mağrur olmamıştır.
Dünün mazlumları bugün zalim olmamıştır.
Bu tanımlamalar yalandır, yanlıştır ve dün siyasal alanda yapılan kampanyaların bugün sıradan insanlara yani ‘millet’e yönelik olanıdır.
O kadar da utanmazca propaganda yapılmaktadır ki ‘başörtülü kadınların cipe binmesi’ gibi konuşulması utanılacak bir mesele bile gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında malzeme edilebilmektedir. Üstelik, bu tartışmaların en ateşlilerine yine ‘Müslüman’ kimlikli yorumcular koşturulabilmektedir.
Jeep’e binmek; kadın-erkek, örtülü-örtüsüz herkesin hakkıdır... Mesele o jeep’in helal ya da haram parayla alınıp alınmadığıdır... Ve biliyoruz ki bu ülkede eskiye oranla çok daha fazla kadın ve erkek jeep veya lüks arabaya binmektedir. Bütün ülkede, erkeklerin veya başı açık kadınların lüks tüketimi problem değilken, üç-beş başörtülü kadının jeep’e binişini konu etmek fevkâlâde ayıptır.
Ama mesele bu değildir. Mesele, kadının dindar kimliğini ifade edip sosyal hayatta hemcinsleriyle eşit görünmeye başlamasıdır... ‘Toplumu tasnif eden bu kafa’ya göre ise, başörtülü kadın ya yürür ya da dolmuşa biner, jeep de neyin nesidir!?
Muhafazakar çoğunluk, siyaseti, ekonomisi, sivil toplum iradesi ve medyasıyla birlikte Türkiye’yi değiştirmiş, arındırmış ve demokratikleştirmiştir.
Gururlanmadan!..
Kibirlenmeden!..
Zalimleşmeden!..”
SLOGAN İHSAN ELİAÇIK’IN!
Mustafa’nın bu tesbiti “doğru” olmasına doğru da; “Mağdurların mağrur, mazlumların zalim, mücahitlerin müteahhit olduğunu” söyleyen kim veya kimlerdir?..
Ben, bu ifadeleri, ilk olarak “Antikapitalist Müslümanlar”(!)ın, bir diğer ifadesiyle “Sosyalist Müslümanlar”(!)ın elebaşı olan İhsan Eliaçık’tan duymuştum...
Tarih, 22 Ekim 2008...
Yer, Eresin Otel...
Otelin “Topkapı Salonu”nda; Sayın Numan Kurtulmuş’un davet ettiği “40 civarında gazeteci” var...
Numan Bey; hem bu gazetecilerle “istişare” edecek, hem de 26 Ekim 2008 Pazar günü yapılacak Saadet Partisi 3. Büyük Kongresi’nde açıklayacağı adaylığı ile ilgili görüşünü paylaşacak.
O toplantıda, “soru”ların yanısıra, “teklif” ve “tavsiye”ler de vardı ki, İhsan Eliaçık’ın tavsiyesi şu olmuştu:
¥ “Siyaseti, ceketiyle gelip, ceketiyle gidecek olanlar yapmalıdır.. Harun olarak gelip, Karun olarak yaşamak istiyorsanız, bu işe hiç soyunmayın!”
Dediğim gibi;
“Harun-Karun benzetmesi”ni ilk olarak İhsan Eliaçık’tan duymuştum.
Bu ifade daha sonra “slogan”laştı ve “patladı gitti!”
Malûm televizyonların, “İhsan Eliaçık ve müritleri”ne ekranlarını açması ve sürekli pohpohlaması ile; “Harun gibi gelip, Karun gibi gidenler” ifadesi dilden dile dolaştı ve “Müslümanlara yönelik bir saldırı silahı” haline geldi.
Sizin anlayacağınız;
Seyyar Tayyar’ın buluşları gibi, İhsan Eliaçık’ın bu sloganı da patladı gitti.
Mustafa Karaalioğlu’nun isyanı da; İhsan Eliaçık gibi “yorumcu”ların; “kalantorların lüks tüketimleri”ni eleştirmezken, “Müslümanların sermayesi”ne saldırmasına olsa gerek...
LAĞIM SUYU İÇİRDİLER!
Pekiii, bugün “belli bir yer”e gelmiş “Müslüman”lar, bulundukları yere “gökten zembille” mi indiler?.. Yoksa “işkence”lerden geçerek, “zulmün her çeşidi”ni görerek ve “bedel ödeyerek” mi geldiler?..
Buyrun, önceki günkü Star ve Yenişafak’ın manşetlerinde yer alan iki örnek...
Harp Okulu’ndan, 2000 yılından bu yana 2 bin öğrenci “fiziki ve psikolojik baskı” sebebiyle ayrılmak zorunda kalmış...
Peki, neymiş o “fiziki işkence”ler?..
Öğrenciler anlatıyor:
“Tüm bölük nişancılık eğitimi yaparken, bize tuvaletten doldurulan lâğım sularını içiriyorlardı!.. Hem de, istifra edene kadar!..
Şok mangasında, zorla su içirilip, midemiz yırtılana kadar kusturuyorlar ve duvarla konuşturuyorlardı!”
İyi de, ne olmuş bu öğrencilere?..
Kimi; “eğitim ve öğretimde gerekli psikolojik-fizikî dayanıklılığı gösteremediği” iddiasıyla hazırlanmış “matbu dilekçe”leri imzalayıp ayrılmış, kimi de “ihraç” edilmiş ve üstelik “binlerce liralık tazminat ödemeye” mahkûm edilmişler!..
Bu öğrenciler, öyle ya da böyle Harbiye’den ayrıldıktan sonra, elbette bir “iş” buldular, çalıştılar!..
Peki, bunlara;
“Harun gibi geldiler, Karun gibi oldular” demek “insafsızlık, vicdansızlık” ve “alçak oğlu alçaklık” değil midir?..
Onların gördükleri zulüm ve ödedikleri bedel karşılığında “insanca” yaşamaya hakları yok mudur?..
SAVCI BEY’İN ESKİ MARİFETLERİ!
Gelelim, “işadamları” cephesine...
“Evrakta tahrifat yaptığı” ve “görevini kötüye kullandığı” suçlamasıyla “Deniz Feneri soruşturması”ndan el çektirilen Savcı Nadi Türkaslan, meğer “28 Şubat Süreci”nde de boş durmamış, iyi mi?..
Dönemin Konya Ticaret Odası Başkanı ve AK Parti Milletvekili Hüseyin Üzülmez’in anlattığına göre; Savcı Nadi Türkaslan, “işadamları”nı tek tek çağırıp, soruyormuş;
“Derneklere baskıyla mı yardım yaptınız?..”
Bu soruyu soruyormuş ki;
“Evet” desinler!..
Bunu desinler ki;
“Anadolu sermayesi tasfiye edilsin!”
PETLAS’A İNFAZ!
Hüseyin Üzülmez, o günlerde yaşadığı bir olayı da şöyle naklediyor:
“Kombassan Holding’e ait Petlas’a teşvik verilmiyordu... Bu sorunu çözmek için dönemin Devlet Bakanı Kemal Derviş’in yanına gittik... Derviş, Kombassan Dosyası’nı getirdiği zaman, gizli damgalı ibare ile Petlas’ın üzerinin yeşil bir kalemle çizildiğini gördüm... Bunlara, kesinlikle teşvik verilmeyeceğini beyan eden belgeler vardı...”
Sadece bu mu?..
28 Şubat sürecinde “Beşli Çete” olarak adlandırılan TOBB, DİSK, TİSK, TESK ve Türk-İş talimatlar yağdırmış;
“Karaman’daki bazı bisküvi fabrikalarının ürünleri askerî kantinlere girmeyecek!”
Dün bu “zulüm”lere maruz kalanlar, bu “çile”leri çekenler, gece yarılarında yataklarından kaldırılıp “gözaltı”na alınanlar ve “işkence”lerden geçirilenler; bugün sahip oldukları “sermaye”lerden dolayı “Karun”lukla suçlanacak, öyle mi?..
Bu, “alçaklık” değil de, nedir?..
O suçlamayı yapanlar, öncelikle kendilerinin “göbek”lerine ve “kilise direği”ni andıran “ense”lerine bakmalıdırlar!..
Zira, bugün “mağrur”lukla, “müteahhit”likle ve “zalim”likle suçlanan Müslümanlar, eğer bir yerlere gelmişlerse, oraya “dişleriyle-tırnaklarıyla” gelmişlerdir!..
En azından;
Çalmamışlardır, çırpmamışlardır!..
TÜSİAD’A BORAZANLIK!
Üzücü olan şu ki;
“Yeşil sermaye” denilen “Anadolu sermayesi”nin zenginleşmesini “müteahhitleşme” ve “Karunlaşma” olarak görüp, “sermaye düşmanlığı” yapan ensesi kalınlar, “TÜSİAD sermayedarlarının oyuncağı ve borazanı” olduklarının, maalesef farkında değildirler.
Çünkü onlar;
Müslüman işadamının “merdivenaltı üretim”de kalmasını ister... Başörtülü kadının, “büroda çaycı” veya “yerleri paspaslayan temizlikçi” olmasını ister...
Onlar, dindar öğrencinin “okuldan terk” olanını sever!.. Okuyamasınlar ki; “devlet kadroları”na gelemesinler!..
Onlar ve “onların oyuncağı” olan sermaye düşmanlarının yürüttüğü bu “sinsi kampanya”nın tek bir sebebi vardır, o da, şudur;
“Vesayetler yıkılsın, özgürlükler gelsin, istikrar devam etsin amaaa, zenginlik yine TÜSİAD’çıların ellerinde kalsın!..”
İstedikleri budur!..
Uzun lâfın kısası;
“Müslümanlar” için; “Karunlaştılar, müteahhit oldular, zalimleştiler” suçlaması yapan İhsan Eliaçık gibi “antikapitalist”(!)ler, aslında “kapitalist sermayenin sözcülüğü”nü ve hatta “borazan”lığını yapmaktadırlar!..
Merak ediyorum;
Bunlar, “Müslümanlar”ın, hâl⠓sürüm sürüm sürünmesini” mi istiyor, bundan zevk mi alıyor?..
Son olarak şunu da söyleyeyim;
“Ben buldum!.. Patladı gitti” sloganının mucidi Seyyar Tayyar tiplemesini canlandıran Emin Gümüşkaya bir ara “zimmet suçuna iştirak”ten, “hapiste” yatmıştı, iyi mi?..
Ama, dizinin “eski” bölümleri, hâlâ ekrandan yayınlanmaya devam ediyor...
Tıpkı, “yeni slogancılar” gibi!..


Bunları çok mu aradınız?
Şu CHP, çok âlem bir parti... Başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, Muharrem İnce’sinden Haluk Koç’una kadar bunları çok mu aradılar?..
Kemal Kılıçdaroğlu; göz göre göre ve de bile bile “hüsran” yaşatıyor partisine... “Tutuklu”ların içeriden çıkamayacağını bile bile, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ı milletvekili adayı yaptı...
Şimdi de, onları çıkarabilmek için “patinaj üstüne patinaj” yapıyor.
Yine aynı şekilde... “184 milletvekilini bulamayacağını” bile bile, Meclis’i “olağanüstü” toplantıya çağırdı... Eee, ne oldu çağırdı da?..
Bir “fiyasko” daha yaşadı!.. Amaçları “çözüm” üretmek mi, “mastürbasyon” yapmak mı?..
Kusura bakmasın ama; Muharrem İnce’nin de “ortalık kızıştıran kenar mahalle karıları”ndan pek farkı yok gibi... “Kavga”yı çok seviyor...
Sürekli “hır-gür” çıkarmak, “reyting”ini artırıyor olmalı!.. CHP, Muharrem İnce’yi çok mu aradı acaba?.. Zira, böylesi az bulunur!..
Hani, İklim Bayraktar, bir zamanlar ağır bir suçlama yapıp; “Muharrem İnce, sarhoş sarhoş kapıma dayandı” demişti ya; merak ediyorum, Muharrem Bey, dün Meclis’te o sözleri sarfederken, “ayık” mıydı?!?..
Sahi, Atatürk’ün partisi CHP, çok mu aradı bunları?.. Bunlardan “lider” veya “kurmay” değil, olsa olsa çok iyi birer “demagog” olur!..
Ama, böyle bir “anamuhalefet”ten asla “iktidar” olmaz!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi