14 Aralık 2017 Perşembe26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:41Güneş 08:14Öğle 13:06İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:11
    • 17°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 1°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 11°C Balıkesir
  • BIST: 108.645 0.45
  • Altın: 154,531 0.42
  • Dolar: 3,8286 -0.10
  • Euro: 4,5258 0.41

Bütün Kıssalar Bizi Anlatır 3

Cemal Nar

“Şimdi tam da burada bugünlerde en fazla gerek olan, ama en fazla da tenkit edilip kötülenen çok önemli bir konuya dokunmamız gerekiyor” demiştik. Şimdi onu gündeme getirelim inşallah.

Evet, işte tam da burada dikkat edeceğimiz en önemli husus, bugünlerde ya inkar, ya da sulandırma ile kaybettiğimiz “lidere itaat bilinci” meselesidir. Bir ordunun veya bir cemaatin başarılı olması, her şeyden önce önderinin, liderinin, başkanının emirlerine uymaya bağlıdır.

Hiç kimse zamanımızdaki bazı kötü örneklere bakarak “lidercilik, üstatcılık” veya “abicilik” diyerek meşru itaat bilincini aşağılamasın. Kötü örneklere bakarak bütünü suçlamak, hakikate ihanettir.

Dinimizde “istişare etmek” sünnettir. Başkanlar, liderler, üstatlar bunu asla bırakmamalı ve herkesin fikrini özgürce söylemesini sağlamalıdırlar. Fikirler çok farklı olabilir. Ancak Başkan kararı aldıktan sonra “itaatsizlik” haramdır. Artık o kararda ihtilaf çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur.

İtaatsizliğin tek yasal hali vardır, verilen emrin Allah Teâlâ’nın emirlerine açıkça ters düşmesidir. Böyle bir emri vermeye hiçbir kimsenin ve makamın hakkı ve haddi yoktur. Verse de itaat olunmaz. Çünkü ilke açıktır: “Halik’a isyan olan yerde mahluka itaat olunamaz.”

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi savaşta veya başka mücadelelerde galip gelmek sayıya bağlı değildir. Haklı olmaya, hakka sarılmaya, birlik ve beraberlik içinde sabırla hareket etmeye bağlıdır. Bir başka ifadeyle zafer için iman, çaba ve sabır şarttır.

“İyi ama hiç savaş olmasa olmaz mıydı?”

Neden olmasındı? Olurdu elbette. Allah dileseydi herkesi Müslüman eder, barış içinde yaşatırdı ama öyle dilemedi. İnsana değer verdi. Ona İslam’ı sunduktan sonra, akıl ve iradesiyle onu özgür bıraktı. Kendisine değer veren Yüce Yaratıcısına insanın dahi değer vererek itaat etmesi gerekmez mi? İnsanın imtihanı da işte budur.

Ne yazık ki bazıları kıymetlerini bilmediler ve Yüce Yaratıcısına isyan ettiler. Bu yüzden “Hak Ehli” ve “Batıl Ehli” diye iki çeşit zümre arasında mücadele, biz istesek de istemesek de her zaman vardır, var olmaya da devam edecektir. Biri yapmaya çalışırken, diğeri yıkmaya çalışacaktır. Hak ehli da batıl ehli de tek bir millettir.

Mümine emredilen Allah yolunda insanlığın refahı, kurtuluşu ve saadeti için çalışmaktır. Bu da ancak fesat ve zulmün kaynağı olan küfrün ve şirkin ortadan kaldırılması ve İslam’ın dünyaya hakim kılınması ile olacaktır.

Netice itibariyle bu kıssa tarihte bir zaman olmuş ve bitmiş bir hikayeyi anlatmıyor. Tıpkı Kur’an-ı Kerîm’de geçen diğerler kıssalar gibi, bizi, bizim maceramızı ve imtihanımızı anlatıyor. Böyle olunca da bizi ilgilendirdiği için onları daha bir dikkatli okumamız gerekiyor.

Kur’an-ı Kerîm’i okurken bunu hiç unutmamalıyız. Yani Kur’an-ı Kerîm’i, kendimize indirilmiş gibi kendimiz için okumalıyız. Hem de Allah Teâlâ’nın huzurunda olduğumuzun, O’nun bizi görüp duyduğunun şuurunda olarak. Bu ise onu anlamayı gerektirir.

Kur’an-ı Kerimi anlamak için Arapça bilmek gerekir. Bu yüzden imkanı olanlar Arapçayı öğrenmelidirler. İmkanı olmayanlar ise kendi dillerinde yazılmış meal ve Tefsirler ile onu anlamaya çalışmalıdırlar.

Bu seviyede olmayanların oturup eksiklerini giderme ve buna vesile olan alimlere minnet ve teşekkür etme yerine, onları karalayıp, üstelik haddini de bilmeyerek şeyhülislam kesilip fetva vermeye kalkışmalarına bilmem ki ne demeli? Malum, “cahil cesur olur”muş.

Zamanımızın bir sorunu da maalesef haddini bilmemek, bilgisiz belgesiz fetva verip ahkam kesmek ve koca kova alimleri cüce boyuna bakmadan tenkit etmektir. Oysa eskiler ne güzel demişler:
“Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.”

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.