31 Mart 2017 Cuma3 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:14Güneş 06:42Öğle 13:15İkindi 16:46Akşam 19:35Yatsı 20:57
    • 14°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 13°C Aydın
    • 12°C Balıkesir
  • BIST: 89.282 0.01
  • Altın: 145,897 -0.74
  • Dolar: 3,6363 -0.49
  • Euro: 3,8917 -0.97

Neden Önce İnsan?

Cemal Nar

Büyük imtihanlardan geçiyoruz. Terör bir imtihandır. Irkçılık bir imtihandır. Zalimler bir imtihandır. İç barışın bozulması, kargaşa ve karmaşa bir imtihandır. Güç kullanma bir imtihandır. Taraf seçmek bir imtihandır.

Yeryüzü ama özellikle de Müslümanlar büyük bir sınavdan geçiyor. Türkiye, Suriye, İran, Irak, Yemen, Afganistan, Çeçenistan, Somali, Arakan, Keşmir vs. büyük imtihanların yaşandığı vatanlarımızdır.

Acımız ve sınavımız büyük, zira “insanımız” “sınavımıza” hazır değil. Bilgisiz, bilinçsiz, iradesiz, amelsiz. Pusulasını şaşırmış bir gemide Şeytanlara teslim sanki…

İşte basit bir örnek: Suriye’den kaçarak ülkemize sığınan “muhacirlere” “ensar” olarak imtihanı kazanmak varken, “bunlar bizim ekmeğimizi yiyorlar, bizi fakir edecekler” diyen insanlar, Mekke’den Medineye hicret eden “Muhacirlerden” ve onlara destek veren “ensardan” ne anlar? Bunları düzenleyen ve Müslümanlar arasında “muahat-kardeşlik” anlaşması yaptıran Hz. Muhammed ile ne alakası var? Bunu isteyen ve öven Kur’an ile ne alakası var?

Bu ülkenin hepsi böyle Müslüman olsa “İslam Davamız” adına ne yazar?

Aaaah ah! Of ki offf!

Herkesi imtihan eden Allah Teala hiç kuşkusuz sınamadan önce de kalplerin gerçek durumunu bilir. O’nun ilmi geçmiş ve geleceği beraber kuşatır. Bunun aksi düşünülemez.

Ne var ki, sınavdan geçirme, Allah'ın ezelî bilgisince bilinen, ancak insanın kendi bilgisine göre henüz gizli olup bilinmeyen durumları, konumları, işleri, sözleri, niyetleri imtihan ederek değerlendirmeye tabi tutar. Yani bizzat yaşatarak hayatta gözler önüne serer. İnsanlar da zaten önceden bilmedikleri ve karşılaştıkları zamanda cüz’î iradeleri ile tercih edip sorumluluğunu yüklendikleri işlerden dolayı hesaba çekilirler. Sırf yüce Allah'ın bildiği, ancak hareket olarak ortaya konmayan durumlarından dolayı değil.

Sonuçta insan, kendi iradesi ile tercih ederek yaptığı kendi fiilinden sorumludur. Allah Teâlâ’nın ezelî ilmi ile bildiklerinden değil. O ezelî bilgi ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği bir bilgidir ve insanın iradesini kaldırmaz, tercihte bir yöne icbar etmez. Bunu kavrayan kaderi anlar.

Kavramasına yardımcı bir örnek verelim insana, takvimde “bugün güneş tutulacak” diye yazıyor. Ve güneş de gerçekten tutuluyor. Acaba bu güneş aylar öncesinde takvime böyle yazıldığı için mi tutuldu? Yoksa tutulacağı aylar önce bilindi de takvime bu bilgiler tutulmadan önce mi yazıldı? Bu “yazılma” güneşi tutulmaya mecbur eder mi?

Şüphesiz ki iman, yüce Allah'ın yeryüzündeki emanetidir. Bu emaneti ancak ona lâyık olanlar, onu taşıyacak güce sahip bulunanlar, kalplerini tüm diğer duygulardan soyutlayıp, içtenlikle ona özgü kılanlar yüklenebilir. Onu rahata ve konfora, huzur ve güvenliğe, nimet ve aldanmaya tercih edenler taşıyabilirler bu emaneti.

Bu emanet, yeryüzü halifeliğidir. İnsanları Allah'ın yoluna sevk etme, yüce Allah'ın mesajını insanların hayatında gerçekleştirme görevidir. Hiç kuşkusuz bu, onur verici bir emanettir. Ve bu emanet oldukça ağırdır. Bu emanet, Yüce Allah'tan gelen ve insanları yerine getirmekle yükümlü kılan bir emirdir.

Bir mü'minin batıl ve batıl taraftarları tarafından eziyetlere uğratılması, sonra kendisini savunacak, destek olacak bir yardımcı bulamaması, kendi kendisini savunup kurtaracak durumda olmaması, tağutlara, zorbalara karşı koyacak güçten yoksun bulunması da bir imtihandır.

Belki de bu imtihanın en belirgin şeklidir.

O kadar ki, imtihan sözü duyulur duyulmaz, zihinde uyanan ilk olgu budur. Ancak bu, imtihanın en ağır şekli değildir. Değişik şekillerde ve yöntemlerde beliren daha birçok imtihan vardır. Bunlar işaret ettiğimiz imtihan şeklinden daha acı ve sonuçları bakımından daha yıkıcı olabilirler.

Mesela ne gibiler?

Mesele değil, bunların örneğini veririz, ama asıl meseleyi unutmayalım: Bir dava önce insanını hazırlamalıdır. Sınava hazırlamalıdır insanını. Ve başarılı çıkarmalıdır imtihanlardan. Bu olmadan hamasi nutuk atmaların hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Üstelik yerinde kullanılsa tüyleri diken diken ederek candan geçiren o nutuklar, insanı olmazsa komediye dönüşür.

Bunu bir kere daha vurguladıktan sonra, bir yanı da güncel olan bazı imtihanlardan bahsedebiliriz, ama gelecek yazımızda.

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.