25 Eylül 2017 Pazartesi5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:22Güneş 06:47Öğle 13:03İkindi 16:24Akşam 19:05Yatsı 20:25
    • 26°C Adana
    • 29°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 19°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 102.270 -1.78
  • Altın: 149,236 2.24
  • Dolar: 3,5485 1.65
  • Euro: 4,2033 0.79

Maraş’a Heykel Dikenler, Büyük Doğu ve Diriliş Fikrini Unuttular mı?

Ahmet Doğan İlbey

Şehr-i Maraş’ı heykellerle çirkinleştirenler ve İslâm-Türk şehri suretini Frenk şehirlerine benzetenler, Büyük Doğu ve Diriliş’in sanat dâvasını unutup,“Kemalistler kendi heykellerini diktiler, bundan böyle biz de kendi kahramanlarımızın heykellerini dikelim…” mi dediler?

Eğer böyle ise, İslâm medeniyet sanatlarını bilemeyecek kadar fikirsiz bir Müslüman olduklarını âşikar etmiş olurlar. Demek ki cumhuriyetin seküler-pozitivist sanat anlayışından rahatsız değiller. Heykelin ve insan suretinin İslâm’da yasak olduğunu, Hz. Peygamberimiz s.a.v’ın hadisleri ve ulemanın fetvaları bulunduğunu biliyorlardı da icraat makamına geçince Müslümanca sanat dâvasından vazgeçmeyi mi düşündüler?

Yoksa kendi kararları değil de, hâlâ laikçi-Batılı değerlerden sıyrılamayan devlet ve hükümetin umumen aldığı bir karar ve proje gereğince mi bu heykeller dikildi?

NECİP FAZIL VE SEZAİ KARAKOǒUN FİKİRLERİNDE HEYKEL VAR MIYDI?

Yetmişli yıllarda Büyük Doğu ve Diriliş okuyup İslâmca bir dünya görüşünün sahibi olanlar bugün şehr-i Maraş’ı heykellerle “modern uygarlığın” taklitçisi yaparken, yüreklerinde hiç sızı duymadılar mı?

Fikir ve dâva şuurları kehkaşanlara mı kaçtı yoksa? Yüreklerinde o günlerden kalma bir cehd ve fikrin ateşi kalmadı mı? Atatürkçü ve Batıcı değerlere yaslanan heykelleri dikerken Büyük Doğu ve Diriliş’ten kazandıkları fikirler onları rahatsız etmedi mi? Üstad Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’un sanat anlayışlarında tek satır heykel tavsiyesi var mıydı?

Necip Fazıl’ı dinleyelim?: “Fânileri putlaştırmaktan ve toprak altında kalmış tek tel kaşı kalmamış şahısları taş hâlinde dondurmaktan ibaret olan heykel, İslâmî yasağı içinde bu derin hilkat sırrına karşı da gülünç ve iğrenç bir nümayiş olarak, zatı ve asliyle bizim güzellik ve doğruluk ölçümüze sığmayacak bir ‘kaba’dır. (…) Şeytanî insan benliğinin madde üzerinde putçuluk sanatı olan heykelin bizim sanat telâkkimizde hiçbir yeri yoktur. Ve bizim heykellerimiz, (…) suratsız âbidelerimiz ve kitabelerimiz olacaktır.”

Heykel dikmeye karar verirken, Diriliş’in düşünceleri hiç mi aklınıza gelmedi?: “ İslâm’a yakışanı soyut resimdir.(…) Figüratif resim, açıkça İslâm inanışlarına ve sanat görüşüne, genel dünya anlayışına ve ifade üslûbuna aykırıdır. Başlangıçta Batı sanatına tam cephe alan çevremiz, sonradan bir alışkanlık ve zamanla tepki gücünü kaybedişinden olacak, Batı sanatlarını benimsemekte… Meleğin bile ürkerek uzaklaştığı figüratif resme, (…) putlaştırılan kişilerin portrelerine sanat adına paydos!”

Şimdi de hatadan dönmek için kulağınızı Bediüzzaman Hazretleri’ne verin: “Heykel, aslâ şeriat’a uymayan taş hâline döndürülmüş ve put şeklinde çizgileştirilmiş bir benlik ve nefsaniyet âbidesidir. Büyük Ku’rân’ımızın bütün hücumu heykellerle putlaradır. Müslümanların heykelleri ise, hastaneler, mektepler, yetimleri koruyan yurtlar, mabetler ve yollar gibi âbideler olmalıdır.”

ŞEHR-İ MARAŞ’A HEYKEL DİKENLER, BÜYÜK DOĞU VE DİRİLİŞ’E İHANET ETMİŞLERDİR

Şehr-i Maraş’ı heykellerle çirkinleştirenler, dünün Büyük Doğucu ve Dirilişçileriydi. Bu dergilerden öğrendikleriyle “kucağında yaşadıkları cemiyetin” mânevî damarlarına girmeyi öğrenip idareci oldular. İslâmca fikirlerin neşet ettiği ve bir devirde millete mal’olmuş bu dergilerin heykele karşı olduğunu unutmak gaflettir. Dahası, Şehr-i Maraş’a heykel dikenler, Büyük Doğu ve Diriliş fikrine ihanet etmişlerdir.

Paganlığın sembolü olan heykelleri, İslâm-Türk şehri olarak kalması gereken Şehr-i Maraş’a dikmekle modernizmin ve seküler Batı sanatının taklitçisi durumuna düştüklerini bilmemek ne fena!

“Ben, şehr-i Maraş’ımı heykellerle kirletemem, şehrimin suretini Avrupa şehirlerine benzetemem. Böyle bir karar bana ar getirir, İslâm medeniyet dâvama zarar verir…” diyebilmek zor muydu?

HEYKEL DİKERKEN İSLÂMCA FİKİRLERLE YETİŞMİŞLİĞİNİZ AKLINIZA GELMEDİYSE VEYL SİZE!

Bu heykelleri yaptırırken Büyük Doğucu ve Dirilişçi fikirlerle yetişmişliğiniz aklınıza gelmediyse, içinize bir sızı düşmediyse veyl size? Sizde mi eklektik Müslüman aydınlar kafilesine katıldınız? Heykeli meşrulaştırmaya ve sözde tarihî şahsiyetlerimizi yaşatıp unutturulmamasına çalıştıklarını söyleyen ebleh Müslüman aydınlardan mısınız?

Batılılaşma mâceramızın başından bu güne halkının zihnini iğdiş eden ve kirletenler aydınlarıdır. Şimdi de İslâmî çizgileriyle makamlarda olan bir kısım İslâmcı idareciler ve “çakma” entellektüeller halkının, yani Maraşlıların zihnini kirletiyorlar. Nasıl mı?

“HEYKELLERİN YERİNİN YANLIŞ OLDUĞUNU” SÖYLEYEN CEHL-İ MÜREKKEPLER

Biz, “Müslümanların yaşadığı beldelerde heykelin yasak olduğu” dâvasındayken, içimizden vurulduğumuza ne demeli? Bazılarına sordum: Heykeller hakkında ne diyorsunuz? Bir kısmının, heykelin İslâm medeniyetinde yasak olduğu aklına gelmediği gibi, idarecilere sitem edercesine bir bilgiçle “Rıdvan Hoca ve kahramanların heykellerinin yanlış yere dikildiğini, Ulu Câmii’nin külliyesi dahilindeki Taş Medresenin yanında olması gerektiğini…” beyan ettiler ki, düvel-i muazzama ve bilumum laikçi-Kemalistler duymasın.

Hayret ki hayret! Tertemiz insanların idrakleri nasıl da kirlenmiş. “Cahilliklerinin farkında değiller ve medeniyet değerlerini bilmiyorlar Ya Rabbi!” diye acıyarak, üzülerek haykırmak geldi içimden.

ÇATLAYIN ATATÜRKÇÜLER! PATLAYIN LAİKÇİLER! GEÇENLER GEÇTİ SİZİ HEYKELCİLİKTE

Demek ki cemiyet, aydınına, kılavuzuna bakarak istikâmet çiziyor. Zamanın problemleri karşısında münevveranı uyarmadıkça veya tavır göstermedikçe, heykelin yasak olduğunu ve İslâm medeniyetinde yerinin olmadığını akıl edemiyor, dahası dikilen heykellerin yerinin yanlış olduğunu söyleyerek acınacak halimizi daha da beter hâle sokuyor.

Üstâdın mısralarından uyarlama yaparak bir nâra atsam, pişman olurlar mı acaba?: Çatlayın Atatürkçüler! Patlayın laikçiler! Geçenler geçti sizi heykelcilikte. Dâvasından kopan İslâmcı idareciler heykel dikme yarışına girdiler. Heykellere kurban ettiler Büyük Doğu ve Diriliş düşüncesini.

“Bizi aldatan bizden değildir” buyuran hadis-i şerifin ikaz ettiği bir insan durumuna düşmek ne fena!
--------------------------------------------------------

İLÂVE YAZI:

BİR MERKEZDEN İFTİRA VE YAFTA DESTEĞİ ALAN MUARIZLARIM

Muarızımın biri yine elinde çamur ve yafta üstüme atmaya çalışıyor: “Aziz ‘bu kağan’ım size ‘bu millet’inizin icatçılarından eşkurucunuz ‘şu kağan’ın kongre konuşmalarından haber vermek istedim. Şu Kağan yaptığı konuşmada Kürt milleti için yaptığı ve yapacağı hizmetlerden sonra nisan itibari ile kalan 1.3 milyar doları da ödedikten sonra artık imf’ye borc vereceklerini ekledi. ‘Allahın izni ile’ demeyi unutmadan. Sonra da Türkiye’deki yıllık araba satışlarını verdi. Falan filan... Selam eder, sizi bin yıl sonra kutsayacak olan "bu millet" evlatlarına "ne büyük atalarınız" var diyerek bay bay ederim.”

Bilumum muarızlarıma cevabımdır:

"Bu kağanım" demekten maksadınız fakîr ise şayet, yine yaftalama peşindesiniz. "Eşkurucunuz” ifadesi de son asırların en büyük iftira ve çamurlarındandır. Belli ki "yafta" çeşitleriniz hayli bol. Bir merkezden iftira ve yafta desteği aldığınız açık.

"Bu millet icatçısı" da yine siz muarızların kavram oyunlarından biridir. “Bu millet” ifadesi bir ”icat” değildir. Çokça kullandığım "Bu millet" ifadesi, hadimül harameyn olan muazzez al-i Osman devlet ve medeniyetinin bânisi, hilafet sahibi ve din-i mübin üzre millet hüviyetini haiz olmasına rağmen sıfatını kullanmaktan edep eden necip Türk milleti mânasına gelir. Bunu, idrakleri Cumhuriyet kavramlarıyla işleyenlere anlatmanın zorluğunu bilmez değilim. Lâkin sizden vazgeçmeye niyetim yok.

Çünkü sizlerin bir gün hakikatleri anlayıp, başaşağı ve nâdim bir şekilde fakîrin mağarasına duhul edeceğinizi kalbim söylüyor. Kalbime inanırım her zaman. Siz muarızlarımın heyecan ve atıp tutma çağında olduğunuzu biliyorum.

"Atalarımı" öğrenmek istiyorsanız, Atatürk cumhuriyetine kıyısından köşesinden bulaşanlardan fikrî ve edebî atam yok şükür. Fakîrin ataları, Hz. Peygamber s.a.v'ın resûlü olduğu din üzere “etraf yapan”, “muhsin olan”, irşad eden ve âbad edenlerdir.

Bu ülkenin bütün siyasî faturalarını üstüme yıksanız da, İslâm ve millet adına bazı siyasî merkezlerde ortalığı çamur edenlerin çamurunu üstüme atmaya çalışsanız da, fakîr, dosthânesinde sizi hasretle bekleyecek ve kalbiyle kucaklayacak. Fikrinizde ve kalbinizde yer etmiş yargılardan kurtulmanız için dua edeceğim.





UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.