21 Ağustos 2017 Pazartesi27 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • "Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." Lokman,31/17
  • "Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur." (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, Şü’abü’l- İman”, 4/334)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:37Güneş 06:13Öğle 13:14İkindi 16:59Akşam 20:03Yatsı 21:31
    • 32°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 22°C Afyon
    • 28°C Ağrı
    • 29°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 30°C Antalya
    • 30°C Artvin
    • 29°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 107.702 0.47
  • Altın: 145,380 0.08
  • Dolar: 3,5104 -0.16
  • Euro: 4,1211 -0.24

Mütevazı Ama Kararlı

Cemal Nar

Müslümanlar için çok önemli bir huy da mütevazı olmaktır. Özellikle de olağan zamanlarda ve rahat olduğumuz durumlarda herhangi bir görev ve yükümlülük isterken mütevazı olmamız gerekmektedir.

İslam’ın genel bir ilkesi de “görev istenmez, verilir” anlayışıdır. Eğer böyle yapılırsa, ilahî yardım hep yanındadır görevli kişinin. Yoksa görevle baş başa bırakılır. Yani ilahî yardım ve destekten mahrum bırakılır insan.

Elbette bu, emanetlere ehil insanları seçen Müslüman ve takvalı insanların yönetiminde iken faydalı olan bir huy ve ilkedir. Ehliyete önem vermeyen hainlerin ortamında bu huy veya ilkeye bağlı kalmak, Müslümanlara zarar verebilir. Bu gibi ortamlarda veya kişinin kıymetinin ve ehliyetinin bilinmediği yerlerde Hz. Yusuf gibi vazife istenebilir.


Mütevazı olmanın faydası şudur: Olabilir ki Cenabı Allah bizi herhangi bir işte görevlendirdiğinde onun üstesinden gelemeyiz. Görevimizi hakkıyla yerine getiremeyiz! Nitekim yukarıda gördük, ilk müslüman nesilden bir topluluk zaafa düşmekte ve yapamayacakları şeyleri söylemektedir. Kimileri de yapmadıklarını yapmış gibi anlatmakta ve yapmadıkları güzelliklerden yok yere övünmektedir. Sonuçta yüce Allah onları sert bir şekilde azarlamakta ve onların bu durumunu ürpertici bir şekilde kınamaktadır:

"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur. Doğrusu Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlıyarak savaşanları sever." (Saff Suresi 2-4.)

Hiç şüphesiz İslam, savaşı arzu etmez ve savaşı sevdiği için onu istemez. İslam şartlar kendisini zorladığı için ve savaşın ardındaki hedef çok büyük olduğu için onu farz kılar. Çünkü İslam, insanlığı ilahi sistemin en son ve değişmez şekli ile karşılar. Bu sistem sağlıklı fıtrata uygun düşmekle beraber ruhlara birtakım yükümlülükler getirir. Böylece onları üstün seviyelere çıkarmak ister. Bu üstün derecelere ulaşıp orada mutlu yaşamalarını arzu eder.

Ne var ki yeryüzünde ilahi sistemin yerleşmesini istemeyen pek çok kuvvetler bulunmaktadır. Bu güçler, imanın ve onun öngördüğü yükümlülük seviyesinden insanları geride bırakmak için onların zaaflarını kullanmaya çalışırlar. Ayrıca bilinçsizliklerini ve önceki nesillerden gelen gelenekselleşmiş yanlış anlayışları istismar etme çabasına girerler. Bunlarla ilahi sisteme karşı gelmek ve onun yoluna dikilmek isterler. Zaten kötülük saldırgandır. Batıl ise kendini beğenmiştir, daha iyisini görmez veya takdir etmez. Şeytan da her zaman çirkin işlere teşvik etmektedir. Batıl din, mağrur kafirler ve şeytanlar bir araya geldiğinde vay cahil insanların haline. Onlara ve yönetimindekilere tebliğ yapmak çok zordur. Bu yüzden cihadı her zaman göze almak gerekir. Hem de maddî ve manevî alanda hazırlık yaparak güç biriktirilmelidir.

Buna binaen iman davasına sahip çıkanların ve ilahi sistemin davetçilerinin, kötülüğün işbirlikçilerini ve şeytanın dostlarını yenebilmeleri için hem ahlâk ve şahsiyet yönünden güçlü, hem de savaş araç gereçleri ve talim yönünden güçlü olmaları gerekir. Evet, bu İslam davasına sahip olanların, temel haklar ve özgürlüklerin güvencesi için tek çare savaşa hazır olma gereğini bilmeleri, savaşmaları gerektiğinde de bir ibadet vecdi ile savaşmalarının kaçınılmazlığına inanmalarıdır.


Şu da bilinmelidir ki cihat ile diğer savaşlar arasında çok farklar vardır. Müslümanlar Allah yolunda savaşırlar. Kendi çıkarları için veya ırk, toprak, soy ve aile gibi herhangi bir tutkunluk ve asabiyet yolunda savaşmazlar. Yalnız Allah yolunda, sadece Allah için, sırf Allah'ın sözünü yüceltmek için savaşırlar.

Nitekim Hz. Peygamber buyuruyor ki: "Kim Allah'ın sözünü yüceltmek için savaşırsa o Allah'ın yolundadır." (Bu hadisi Buhari Müslim Ebu Davud Tirmizi ve Nesei rivayet etmiştir)

Zafer, sahih bir iman, aşkla yaşanan bir İslam, birlik ve dirlik içinde bir cemaat ve sabırla yapılan bir cihadın ardından Allah’ın izniyle muhakkak gelecektir.

Yeter ki yalancı münafıklara, aldatıcı deccallere ve dünya ehli kurnazlara kanılmasın. Zira onlar da “cihat cihat” diye bağırıp davet edebilirler. Ama Allah Teâlâ’nın dininin değil, kendi iktidarlarının kurulmasına çağırırlar.

Peki, ama bunları nasıl tanırı?

Görürüz inşallah.

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.