17 Ekim 2017 Salı27 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:45Güneş 07:11Öğle 12:57İkindi 15:57Akşam 18:29Yatsı 19:49
    • 25°C Adana
    • 19°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 11°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 21°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 106.745 0.25
  • Altın: 151,752 -0.06
  • Dolar: 3,6582 0.39
  • Euro: 4,3060 0.06

Kemalizm’i halka soralım

Faruk Köse

Dün 10 Kasım’dı. “Mozole’ye çelenk” konuldu, “saygı”ya duruldu, bildik “Anıtkabir ritüelleri”nden biri daha icra edildi. Ülke sathında büstlerin, heykellerin huzuruna koşulup “ölmedi, içimizde yaşıyor, izindeyiz, kıyamete kadar bağlıyız” nutukları atıldı.
Yapan yapsın da, sorun, oluşturulan “yapmacık duygusal atmosfer”den sanki bütün toplum nefes alıyormuş, herkes aynı duyguları taşıyormuş gibi bir hava estiriliyor olması.
Zorla saygı mı olur? Baskıyla bağlılık mı sağlanır? Mevzuatla sevgi mi kazandırılır?
“Devlet gücü”yle, “anayasa zoru”yla, “yasa baskısı”yla, “mevzuat”la, “idari ve hukuki tedbirler”le, “semboller”le adeta bir “tapınma biçimi” kurguladınız. “Anıtkabir kültü”nü devlet protokolünün esası yapıp devlet erkanını bunu icraya icbar ettiniz. Bütün toplumun buna “tapınırcasına sahip çıkma”sını sağlayacak anlayışı her türlü yolla beyinlere enjekte ettiniz.
Çağ ilerledi, şartlar değişti, ama ülkeyi hâl⠓kurucu önder”in hayat dönemine uygun şartlara bağlı kılmaktan, hâl⠓1924-50 arası”ndaki dönemde tutmaktan vazgeçmediniz. Bunun için “derin yapılar” kurdunuz, “darbeler” yaptınız. Bütün toplumsal ve dini değerleri imha etmekten de çekinmediniz.
Ürettiğiniz sembollerle, türettiğiniz terimlerle, “dil ve tarih tahribat”ıyla “toplumsal kimlik”i aslına yabancı yeni bir biçime dönüştürdünüz. Sizin için hiçbir “dini değer”in önemi olmadı; hiçbir “toplumsal değer”i yaşatmadınız.
Bu yapılanlara karşı çıkanları da acımasızca susturdunuz.
Rejimin doğasını buna göre hazırladığınız için, sistemi öyle dizayn ettiğiniz için, aksini vatan hainliği saydığınız için, koruma yasalarıyla da cezaya varan takviye baskı sistemleri kurduğunuz için; elde tuttuğunuz, ya da akıntınıza kattığınız medya organlarında yoğun bir şekilde “ağıt ve yas edebiyatı” yaptırdığınız için “anma”nın “genel” olduğunu, toplumun aynı duyguları paylaştığını iddia ediyorsunuz.
Örneğin Mehmet Ali Birand dünkü yazısında; “dünyanın hiçbir lideri, ölümünden 74 yıl sonra böylesine yaygın şekilde anılmıyordur” diyebiliyor.
“Anma”yı kurala bağlayıp devlet protokolünden sayacak, Devlet zoruyla uygulayacaksın. Saat 09.05’te siren, düdük, korna, ne varsa çalarak “hayatı 1 dakika durmaya icbar” edeceksin. Okullara talimat verip “anma törenleri”ni zorunlu hale getireceksin. Hayatı buna göre dizayn edeceksin... Sonra da çıkıp, “bakın işte, 74 yıldır yaygın bir şekilde anılıyor” diye caka satacaksın.
Zorlama, hür bırak herkesi, bakalım aynısı oluyor mu?
Daha hâlâ bir kişiye, kişiye de değil, ölümünden sonra arta kalanlardan “takipçilerinin kurguladığı ritüellere ve dayatmalara” göre toplum ve devlet hayatını dizayn etmeyi sürdürmek ne derece makul?
Birand, “toplum mühendisliği adına tepeden inmeci tutumları, baskıcı anlayışlarıyla, Atatürk’ü halka sevdiremediler” diye yakınıyor. Peki, “tepeden inmeci tutum” ve “baskıcı anlayış” bizzat M. Kemal tarafından uygulanmadı mı? TBMM üyelerine hitaben, eğer istediği devrim yasalarını yasalaştırmazlarsa olacakları ifade sadedinde, “aksi takdirde yine hakikat ifade olunacaktır, fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir” diye baskı kuran kimdi?
Geçtik. Bana, halkın onayıyla yapılan, toplumun seve seve benimseyip bağrına bastığı, onur duyduğu, mutlu olduğu bir tek “Atatürk Devrimi” gösterebilir misiniz? “Takrir-i Sükun” ve “Hıyanet-i Vataniye” yasalarıyla bütün toplumun susturulması, uzuvlarına, ağzına, diline, yüreğine fermuar çekilmesi, fermuarı azıcık aralayanların “İstiklal Mahkemeleri” adı verilen “Mezalim Mahkemeleri”nde susturulması M. Kemal zamanında olmadı mı?
Şimdi takipçileri suçlayıp, aslında M. Kemal’in yaptıklarının “toplumsal onay”a sahip olduğunu söylemek, tarihi hakikatler öylece dururken millete “bön” etiketi takmak anlamına gelmez mi?
Birand, “hepimizin birlikte sevebileceği bir Atatürk imajı üstünde buluşamaz mıyız?” diye soruyor.
Yok, buluşamayız. O devrimler orada durduğu müddetçe, Kur’an ve Sünnet hayata hakim olmadığı müddetçe buluşamayız. Eğer Toplumun 1924’ten sonra çalınan değerleri iade edilirse, toplumsal yaşantı halkın “kimlik ve kişilik değerleri”ne, “inanç ve gelenekler”ine göre dizayn edilirse, belki o zaman bir noktada buluşmak mümkün olabilir; “M. Kemal adlı bir tarihi şahsiyet, devlet adamı ve ordu komutanı vardı” diye tarih derslerinde anılabilir. İslam ve iman varken gayrisi mümkün mü?
“M. Kemal” de, “Kemalizm” de, “Kemalist devrimler” de artık topluma hükümran olmaktan, tâbî olunması ve takip edilmesi gereken üstün otoriteler ve normlar olmaktan çıkarılıp, tarih sayfalarındaki yerini alırsa, o zaman “toplumsal barış” da sağlanmış olur. Yoksa görürsünüz, daha çok kavga çıkar.
Ancak çok istiyorsanız, savunduğunuz “demokrasi” gereği, propaganda şartlarını eşitleyip Kemalizm’i halk oyuna sunalım. Var mısınız?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.