25 Mayıs 2017 Perşembe28 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:38Güneş 05:31Öğle 13:08İkindi 17:04Akşam 20:32Yatsı 22:16
    • 15°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 5°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 8°C Balıkesir
  • BIST: 98.314 0.61
  • Altın: 144,066 0.19
  • Dolar: 3,5732 0.14
  • Euro: 3,9941 0.01

Bugün neyin yıldönümü biliyor musunuz?

Faruk Köse

Hemen her gün pek çok ıvır-zıvır şeyin günü, haftası, ya da yıldönümü kutlanıyor veya anılıyor. Boş işler, faydasız meşguliyetler, mâlayânî vs. dikkatleri, duyarlılıkları “esas meseleler”den çekip alıyor, uzaklaştırıyor; heba ediyor.
Faydasız meşguliyetlerle o kadar vakit harcıyor, efor sarf ediyor, duyarlılık törpülüyoruz ki; tarihi süreçte müslümanlar olarak bizi derinden etkileyen, Ümmet-i Muhammed olarak bugün yaşadıklarımızın zeminini hazırlayan esaslı problemlerimizden haberdar bile değiliz.
“Unutmamamız gerekenler”i unutunca, “almamız gerekenler”i terk etmeyi sıradan sayar olduk. “Tarih bilinci”mizi yitirince, bugün içinde bulunduğumuz “parçalanmış coğrafyanın hudutları”nı içselleştirdik. “Duyarlılıklar”ımızı kaybedince “şahsiyet”lerimiz ezikleşti, “etkin varlık”ımız silikleşti.
“Bilgi” ve “bilinç”ten yoksun kalmanın getireceği felaket aleniyet arz ediyor. Zira “esas”ı kaybetmenin, “gaye”den uzaklaşmanın getireceği sonuç ortada: Artık yaşamıyoruz, sadece varız. Bir yolun kenarında duran taş gibi, bir nehrin kıyısındaki çer-çöp gibi...
Her gün yıldönümü kutlanan ya da anılan bir şey var. Ya kutluyor, “tarihi başarılar”la avunuyoruz; ya da anıyor, “geçen gün”e ağlıyoruz. Ders alıp gereğine uygun davranmak ve geleceği “esas”a göre yeniden inşâ etmek mi? O bize çok uzak maalesef. Çünkü o külfetli ve zahmetli bir iş. Biz ise “hazıra konmak”tan, önümüze atılanla “idare etmek”ten, “güdülmek”ten pek bir memnun hale gelmişiz artık.
Bugün neyin yıldönümü biliyor musunuz? 1917’nin 9 Şubat’ında İngilizler Kudüs’ü işgal etti. Kudüs’e giren General Allenby, mağrur bir edayla demişti ki: “Haçlı seferleri bitti.” Uluslararası arenada “devlet muamelesi” gören “siyonist/yahudi terör üssü gayrimeşru İsrail”in temelleri de o gün atıldı.
“İngiliz himayesi”nde 1920’lerden itibaren başlayan “yahudi göçü” ile Filistin’deki “nüfus ve toprak dengesi” yahudiler lehine değişmeye başladı. Yahudiler 2 yılda nüfusu 6 katına, sahip oldukları toprakları 3 katına çıkardılar. Artık Filistin’in bir “yahudi sorunu” vardı. Arkasındaki İngiliz desteğiyle palazlanan yahudiler, “terör eylemleri”yle bölgedeki egemenliklerini genişlettiler.
1947’de İngiltere’nin sorunun “barışçıl(!) yol”la çözülmesi talebi üzerine BM’nin kurduğu “Filistin Özel Komisyonu” Filistin’i ikiye böldü. En verimli toprakları oluşturan yüzde 55’i yahudilere, verimsiz topraklardan ve çöllerden oluşan yüzde 45’i Araplara bırakıldı. Kudüs ise “özel statü”ye sahip olacaktı. 14 Mayıs 1948’de yahudiler İsrail devletini ilan ettiler.
Bugün uluslararası platformda “Kudüs’ün statüsü” hakkında farklı görüşler var. Kudüs 1980’de “İsrail’in bölünmez ve daimi başkenti” ilan edilmiş olmasına rağmen, çoğu ülke Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımıyor. Zira 1947’de BM tarafından Kudüs için bir “özel statü (corpus separatum - ayrı beden)” belirlenmişti; birçok ülke bu BM önergesine dayanarak “Kudüs’ün uluslararası statüsü”ne sadık kalmayı tercih ediyor. Ancak bu statüye de yarı yarıya son vererek... Çünkü aynı ülkeler, İsrail’in 1949’da işgal ettiği “Batı Kudüs”teki varlığını kabul ediyor, sadece “Doğu Kudüs” üzerindeki kontrolünü tanımıyor.
Ancak bu yaklaşım, Kudüs ve Filistin üzerindeki “yahudi işgali” gerçeğini değiştirmiyor. “Küresel sistemin ipleri” yahudilerin elinde olduğundan, müslümana karşı sırtlan kesilen BM, İsrail karşısında süt dökmüş kedi gibi; hale göz yumuyor.
İsrail “Mescid-i Aksa”yı yıkmaya çalışıyor. “Kudüs’ü yahudileştirmek” için yahudi konutlarının sayısını artırıyor. Müslümanların evlerine her gün baskın yaparak onları göçe zorluyor. Mescid-i Aksa‘nın çevresindeki evleri satın almak için büyük paralar teklif ediyor ya da baskı, yıldırma, sindirme, korkutma ve her türlü yolla ele geçirmeye çalışıyor. Halkı müslüman olan Kudüs’ün belediye başkanı yahudi. Bazan Mescid-i Aksa’nın imamı görev yaptığı camiye alınmıyor. Belli bir yaşın altındakilerin Mescid-i Aksa’da ibadet etmesi engelleniyor. Uluslararası alanda Mescid-i Aksa olarak sürekli “Kubbetü’s-Sahra”nın resmi sunuluyor, ki Mescid-i Aksa unutturulsun. Kudüs’ün yahudileştirilmesi için her yol deneniyor.
“Siyonist/yahudi işgali” altındaki Kudüs’te yeniden “İslam bayrağı” dalgalanıncaya kadar yahudilerle barış mümkün değil. Kudüs’teki yahudi varlığını tanıyan haindir. Kim Kudüs’e duyarsız kalırsa, “Ümmet şuuru”ndan, “esas değerler”ine sahip çıkma bilincinden uzak bir zavallıdır. Yaşamıyordur, sadece vardır.
Bugün uluslararası terminolojide kullanılan “Filistin Sorunu” tabirinin bile meselenin esasını saptırma politikasının ürünü olduğunu anlamalıyız. Evet, Filistin’de bir sorun vardır, ama bu “Filistin Sorunu” değil, “Yahudi Sorunu”dur. Sorunun kaynağı da, aslı da, nesli de, niteliği de, içeriği de tamamen yahudilerdir.
Kudüs özgür oluncaya kadar; sorun da, müslümanların sorumlulukları da bitmeyecektir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.