21 Temmuz 2017 Cuma27 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:51Güneş 05:43Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:39Yatsı 22:22
    • 28°C Adana
    • 29°C Adıyaman
    • 19°C Afyon
    • 22°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 25°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 106.736 -0.63
  • Altın: 141,095 0.40
  • Dolar: 3,5210 -0.02
  • Euro: 4,0955 0.94

Mustafa Sungur’un Ardından 2

Cemal Nar

İşte Bediuzzaman Said Nursî (ks) kendisine verilen bu manevî vazifeye başladığında onun etrafında yavaş yavaş hizmet ehli insanlar yer almaya başlarlar.

Burada benim de çok değer verdiğim önemli bir hakikat kendini gösterir; şahsiyyet. İnsanların da dikkatini Üstadın ilminden evvel şahsiyyeti çeker. İşin püf noktası da burasıdır zaten. O tebliğ ve irşadında yaşadığı hâliyle söylediği söze asla ters düşmeyen birisidir. Anlatması ile yaşantısı aynı hakikatlardı. İman, ibadet, ihlâs, zühd ve takvâya a’zâmî derecede dikkat ediyordu. Kur’ânî hakikatleri Peygamberî bir düstur ile tebliğ ve irşat ediyor, bu vazifesinin karşılığını sadece Allah’tan bekliyor, insanlardan hayret edecek, hatta yer yer garipsenecek kadar istiğnâ ediyor. Nefsini kontrol etmede, şan, şöhret ve riyadan kaçınmada hayret edilecek bir tavırla başarıyı yakalıyordu.

Bediüzzaman (k.s), ruhi ve kalbi hayatı derin ve engin bir his insanı olmasıyla beraber, bütün ömrünü Kur’an ve sünnetin gölgesinde yaşamış, her halükarda şeriata bağlı bir hayat sürdürmüştür. O tebliğ ve irşadını Kur’ân’la yapmış, onu tefsir edip açıklamaya çalışmış, hep onu nazara vermiştir. Bunu yaparken de Hz. Peygamberin (sav) İslam’a dâvet metoduna uygunluk içinde hareket etmiştir. Haliyle başarı da bir ihsan-ı ilâhî olarak tecelli etmiştir.

Böyle olunca insanlar inandıkları ve güvendikleri bu tür adamlara kalplerini açarlar ve oradan nur alırlar kapasiteleri kadar. İlim ve maneviyat yansır birinden ötekine alakaları nisbetinde. Sıdk, ihlas eritir onları.

Bediuzzaman Said Nursî bir gün talebelerine dönerek “Siz bana hizmet ediyorsunuz, acaba hizmetimizin karşılığında bize ne verecek diyorsunuz. Ben size ücretinizi daha önce vermiştim. Siz Risale-i Nur okumakla ücretinizi almışsınız. Efendiler, emsaliniz şimdi meyhaneden çıkmıyor” der. Bu mükafat uhrevi midir, dünyevi midir, yoksa ikisi birden midir, artık siz karar veriniz.

Bediuzzaman Said Nursî’nin (ks)talebeleri için de durum aynen böyledir. Onun etrafında halelenenlerin her biri birer alim olamasalar da, birer iman ve hizmet kahramanı olurlar. Büyük bir yükün altına gönüllü girerler sonra. Çok çile çekerler, çok zahmet çekerler. Korkuyla, açlıkla, ayrılıkla, gurbetle, eziyetle, işkenceyle, hapislikle, zorlukla, zahmetle, fedakarlıkla maldan, candan, ev barktan, eş dost ve akrabadan yana denenirler. İmtihandan imtihana sınanırlar. Çok şükür başarıyla geçerler bu sınavlardan. Bıkmadan, usanmadan, yılmadan hizmete devam ederler. İlahî yardım, destek ve nusret görürler artık bundan sonra.

Allah bir kulu sevince kullarına da sevdirirmiş. Sevilirler böylece Üstad ve kendilerine takılan isimleriyle “Nurcular”. Gönülleri cezbederler. Dağılırlar Anadolu’ya hizmet için şehir şehir, kasaba kasaba, köy köy. Ellerinde kağıtlar vardır tomar tomar. Sonra defter olur o kağıtlar, risale olurlar ve derken kitap olurlar sonra cilt cilt. Adını “Risale-i Nur” koyarlar. Evlerde, “medrese” denilen özel evlerde ve hapishanelerde okunur bunlar. İnsanlar anlamasa da hoşlanırlar bu okunandan. Dinler ve dinden imandan zevk almaya başlarlar. Hayatlarında müsbet değişimler hissederler.

Bu müsbet değişimin en önemlisi ve önde geleni ise hizmet etme arzusudur. Bulaşır birinden ötekisine bu arzu. Asr-ı Saadette çöllerde vahiy taşıyan, vahalarda Kur’an-ı Kerîm okuyup açıklayan sahabiler gibi kendi çaplarında “Risale-i Nur” taşımaya başlarlar beldeler arasında. Çağın tebliğ ve cihadı artık budur bu ülkede. Yani “Risale-i Nur” okumak ve okutmak. Şartlar bunu gerektirmektedir Üstadın tercihine göre.

Aslında dili ve uslubu ağır, mevzusu derin, ama ifadesi kapsamlı ve maksada muvafık bu akaid, kelam, ahlak, tasavvuf, tefsir, tarih konulu “Risale-i Nur”lar, belki hakkıyla anlaşılamazlarsa da insanların kalbine nüfuzda, ruhunu etkilemede hayret verici bir tesire sahiptir. Hele de bir alimin dilinden şerh edilerek anlatılırsa, doyumsuz sohbetlerde insanın gönlünü hamur gibi yoğurur.

İşte bu hizmet kahramanlarından birisi de Mustafa Sungur merhumdur. Onu daha yakından tanıyabilmek için gelecek yazımızda kısa bir hayat hikayesini alıntılayalım.

İnşallah.


Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.