25 Temmuz 2017 Salı29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:57Güneş 05:46Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:36Yatsı 22:16
    • 35°C Adana
    • 36°C Adıyaman
    • 31°C Afyon
    • 29°C Ağrı
    • 28°C Amasya
    • 29°C Ankara
    • 32°C Antalya
    • 27°C Artvin
    • 35°C Aydın
    • 32°C Balıkesir
  • BIST: 107.286 0.54
  • Altın: 143,230 -0.22
  • Dolar: 3,5609 0.12
  • Euro: 4,1491 0.25

“İyi Yazı”

Ahmet Doğan İlbey

İlk yazı, Allah’ın, meleklerine yazdırdığı ilâhî yazıdır. Levh-i mahfuzdaki ilk yazıya selâm olsun. Hazret-i Peygamberimiz: “Her kim besmeleyi güzel yazarsa cennete girer” buyurmuş. Böylelikle yazı mukaddesin emrine girmiş ve teşvik edilmiş.

Dücane Cündioğlu, güzel söz söyleme, yani i’caz sanatının ilk ve sonsuz numunesinin Kur’ân-ı Kerim olduğunu söylüyor: “Kuran-ı Kerim’in ifadesi söz konusu oldukda, âlimler, i’cazı, sadece mânâda değil, ifade de aradılar. Onlara göre Kur’an, mânâsıyla değil, ifadesiyle de âciz bırakıcı idi.” Ku’rân-ı Azimüşşan’ın, kısa fakat yeterli ifade mânasına gelen i’caz üstünlüğü, “iyi yazı”nın da işâretçisidir.

İYİ YAZININ İLK NAZARİYECİ AHMET CEVDET PAŞA’DIR

Edebiyat tarihçileri, biz de belâgat ve üslûp mevzuunda ilk kitap yazan âlimin Ahmet Cevdet Paşa olduğunu, Belâgat-i Osmâniyye’de adlı kitabında, ilm-i me'ânî ve edebî sanatlarla ilgili bilgiler verdiğini, cümle içinde kelimelerin yer değiştirmesi ile mânanın nasıl değiştiğini ve “Belâgat ilmini tederrüs (ders görme) ve ta'allüm (öğrenme) edenler, lisân-ı Osmânî üzre asl-ı ma'nâyı doğruca söyleyip yazmağa muktedir olurlar, ammâ fasihâne ve belîgâne ifâde-i merâm edebilmek için ilm-i belâgatı bilmek lâzım gelir" dediğini ifade ediyorlar.

Yazının, takır tukur sesler çıkaran, edebî heyecan ve ahengi olmayan mânasız kuru ve donuk kelimeler yığınına dönüştüğü bir zamanda “İyi yazı”nın kaynağına esas kabul ettiğim “Belâgat ilmi”, sözün düzgün, edebî kaidelere uygun, kusursuz ve yerinde söylenmesi sanatıdır.

Erbabı bilir ki, “İlm-i meânî, belâgatın, yani sözün yerinde olma şartlarını belirleyen ilim olup, mânânın çoğuludur.” Sözün, yerine göre uyarlama prensiplerini, duruma göre uğrayacağı değişiklikleri ve hâle uygunluğunu gösterir. Açıklık, kapalılık bakımından farklı ifade biçimlerini ve güzel anlatım yollarını öğretir.

İYİ YAZININ ÖLÇÜLERİ OSMANLI BEDÎ İLMİYLE BAŞLAR

“İyi yazı”nın kaynağı olan “Bedî ilmi”nin Osmanlı’da hususî bir yeri var. Edebî sanatlarla söz ve yazının süslenmesini öğreten ilimdir. Kur’ân-ı Kerîm nice bedî, meânî ve belâgat ilimlerin incelikleriyle doludur. Kur’ân-ı Kerîm’in lafzını, bir yanıyla dünya kokan “İyi yazı” mevzuundan tenzih ederim.

“İyi yazı”dan maksat, dünya işi olsa da, lisân-ı hâlimizi ve yazıya geçirilmesinden fayda hâsıl olacak olan edebî, fikrî ve ilmî mevzuları en sanatkarâne üslûpla yazmaktır. “İyi yazı”nın kaynaklarından “Beyan ilmi” de, maksadı açık ve güzel bir şekilde ifade etme sanatıdır. Teşbih, mecaz, istiare, kinaye gibi edebî sanatları öğretir.

Âlimanın, şairlerin ve ediplerin vasıflarından olan “İyi yazı”, bedî bir vasıta olarak münevverin hüsn-i telâkkisini artırdığı gibi sâde okuyucuların da daha çok okumasına vesile olur. “İyi yazı” bir şuurdur. Okumak gibi, ifadeyi ve fikr’etmeyi güçlendirir. Kuvvetli bir dil gibi, iyiyi, kötüyü, güzeli, çirkini daha derin tarafıyla gösterir. İbadet esnasında insanın kalp ve idrâkinin bütünleşerek bir süreliğine mâsivadan uzaklaşması gibi, “İyi yazı”, fakîri cezbe hâline sokar, tutup elimden edebî ve fikrî hayâllerin âlemine götürür.

“İYİ YAZI KÖTÜ YAZI”

“İyi yazı” lafzı, Peyami Safa’ya aittir. Takdire şâyan prensipler getiren Peyami Safa’nın 1939 yılında yazdığı “İyi Yazı Kötü Yazı” makâlesi, yazıyla nikahlanan, yazıya dost olan herkesin başucunda olması gereken bir rehberdir. Bundandır ki satırlarının etrafında uzunca dolaşmak icap ediyor:

“İyi yazının birinci cümlesi, mevzua girmek için tereddütsüz atılmış ilk adımdır. Arkasından gelen cümleler, vezinli adımlarla sekmeden, aksamadan, sendelemeden onu takip ederler. Kötü yazının birinci cümlesi, mevzuun eşiği önünde korku geçirir; ne içeri girebilir, ne de oradan uzaklaşabilir; alevin etrafındaki pervane sarhoşluğu ile dört döner, kendini oraya buraya çarpar, yorulur ve sersemleşir. Bâzan mevzuun içine girer, fakat çok durmayarak kendini dışarı atar, başka mevzuların eşiklerine sürünür, bâzan da bu yabancı mevzuların cazibesine yakalanır ve kendini oradan zor kurtarır. İyi bir yazının ifade kılıfı, mevzuunu bir eldiven gibi sımsıkı ve kıskıvrak içine alır, ne dışarıya bir fikir kaçırır, ne içeriye fazla bir kelime sokar. Kötü bir yazının ifade kılıfı ya dardır, ya boldur. Darsa içine maksadını sığdıramaz; bolsa mevzuun dört tarafını lüzumsuz hava tabakaları ile şişirir, bir sürü parazit hayâllerle üslûbu gevşetir ve sarkıtır. İyi yazıda cümleler ve kelimeler hendesi bir disiplin altındadırlar. O kadar yerli yerinde ve biçimli dizilmişlerdir ki, hiç birini kaldıramaz, daha evvele ve daha sonraya alamazsınız. Kötü yazıda ibare bu simetriden mahrumdur, mevzu daima çarpılır ve ifade yan yatar. İyi yazı, okuyanları kağıdın beyazlığından, satırların siyahlığından uzaklaştırarak şekillerden ayrı bir muhteva âlemine götürür. Okuyana, elinde bir kağıt tuttuğunu, gözlerinin önünde çizgiler olduğunu, bir yazı okuduğunu unutturur. İyi yazı karışık fikirleri sadeleştirir; kötü yazı sade fikirleri karıştırır. İyi yazının affetmediği başlıca hatalar şunlardır: Tereddüt, tekrar, bulanıklık, ahenksizlik, laubalilik, fikrin bünyesine mensup olmayıp da ona dışından musallat olan hayâller, semboller, teşbihler ve istiareler, kırıtmalar, yapmacıklar, samimiyetsizlik, ölçüsüzlük, lisanda kelime icatçılığı. İyi yazı muhayyilenin değil, zekânın ve gayet sıkı bir zihin disiplininin emri altına girer.”

Peyami Safa, yazıcılara diyor ki, İyi yazı”nın ilkeleri, iyi düşünce, meleke, tahlil, muhakemedir. Konu iyi kavranmışsa onun sınırlarından dışarıya bir kelime kaçmaz.

FİKİRDE VE SÖYLEYİŞTE AKICILIK AYNI SEYİRDE OLMALI

İyi yazının alâmet-i fârikasını, Osman Akkuşak’ın görüşlerini okumadan bilemeyiz: “Güzel ve iyi yazı içtenlik, samimiyet ve üslûpla kendini gösterir. Arkasından akıcılık ve selaset gelir. Fikirde akıcılık, telaffuzda akıcılıkla devam eder. Fikirde akıcılık, yâni anlamda akıcılık, satırlardaki fikirlerin ve duyguların birbiriyle uyumlu olması ve sürmesidir. Okuyan, fikirleri sürerken bir engele, bir mâna karışıklığına uğramaz. Fikrin öncesi ve sonrası arasındaki ahengi kaybetmez. Fikirdeki veya mânadaki akıcılığın temininde en büyük tesiri sarahat, yani açıklık gösterir. Bu yol takip edildiğinde fikirler ve duygulardaki irtibat kuvvetlenir ve bu sayede akıcı yazı hiç yormaz.”

Bu unsurları yerine getirmiş olan yazıyı okurken bir mûsiki parçasını dinliyormuş gibi olur insan. Akkuşak ustanın dediği gibi kelimelerin ve cümlelerin sesleri arasındaki ses uyuşması telaffuz kolaylığı ve ifade lezzetidir. Ahengin sağladığı ses, fikir ve duygu güzelliğiyle ortaya çıkan yazı “İyi yazı”dır.

Demek ki, iyi yazıda fikir akıcılığıyla söyleyişte akıcılık aynı seyirde olmalıdır. Böylece iyi yazı okumanın hazzı daha çok hissedilir. İyi yazı, kelime ve cümle çeşidi bakımından zengin olmalı. Mevzu ile ilgili kavram ve edebî sanatlarla beslenmiş satırların, okuyanın üstündeki gücü fazlalaşır.

İYİ YAZININ, “İSRAFİL’İN SÛR’U GİBİ HEYBETLİ BİR DİLİ” VARDIR

İyi yazının dili, hitap ettiği milletin dilini bütün kuvvetiyle yansıtmalı ve medeniyetinin dilini kullanmalı. Dil, bir oyun olmamalı ve süfliliğe âlet edilmemeli. Âmâ üstadım Cemil Meriç’in ifadesiyle “Sanatla düşünceyi kaynaştıran İsrafil’in sûru kadar heybetli bir dili” mukaddeslerin emrine veren yazı, iyi yazının numunelerindendir.

İyi yazının mutlaka bir mevzuu, bir fikri olmalıdır. Anlatılan fikir ve duygular toplumun kültür köklerine dayanmıyorsa ne kadar heyecanlı, süslü ifade kalıplarıyla yazılmış olsa da iyi yazının gücüne erişemez. Yeterli bilgi ve teklifler taşımalı, belâgat ve fesahat, mâna ve âhenk dolu cümleler kusursuz bir akıcılık içinde olmalıdır. İşlenen mevzuun ekseninden ayrılmamalı, fikrini pekiştirirken yapmacık ifade ve üslûba kaymamalı.

Üslûp, iyi yazının önemli bir unsuru olarak yazıyı havalandıran bir güce sahiptir. Üslûp, zengin kelime ve cümlelerin peşpeşe aktığı bir dille sağlanır. Her yazının kendine has üslûbu vardır. Ustaların dediği gibi, “Veciz ve özlü, bol sıfatlı, tamlamalı, terkipli, istiâreli, mecâzlı bir üslûpla şaha kalkan yazılar kuvvetini hiç kaybetmeyecek yazılardır. Fikrî, felsefî, didaktik, mantık ve muhakemenin hâkim olduğu üslûplarla birlikte coşkun, duygulu üslûplar da” iyi yazının şartlarındandır.

İYİ YAZI, KÜTÜK VE NAKIŞ SAHİBİDİR

Şimdi de üstün yazının vasıflarını, yazının ve üslûbun serdarlarından Necip Fazıl’ın iyi şiir için kullandığı cümleleri iyi yazının hususiyetlerine uyarlayarak, görelim:

İyi yazıda dokuyu ören iç ve dış unsurlar iki büyük vücuda yer verir: Kütük ve nakış. Kütük, yazının oturduğu zemindir, yani fikirdir. Yazının ana maddesidir. Nakış, duygu ve fikrin dış yüzüdür, yani ambalajıdır, estetik havasıdır. Zarf ve mazruf, yani kütük ve nakış, iyi yazının olmazsa olmazlarıdır. Mânaca derin, fikirce inandırıcı bir tema üzerine işlenen nakış isabetle oturursa ortaya tam anlamıyla iyi yazı çıkar. Yazı, hakikati arama işidir. Ehlinin, ehli olmayanın kaleminde kendi safiyetinin bulunmasını, iyi ve güzel yazı olmayı kalemini hakkıyla kullananın elinden bekler. İyi yazı, fikrin duygulaşması, duygunun da fikirleşmesi şeklinde her birinin öbürünü kendi nefsine irca etmekteki med ve cezirden doğar. His fikir olmaya, fikir de his olmaya doğru bir kıvama ermişse o yazı iyi yazıdır.

Bir yazının kütüğü var, nakışı yoksa yavandır. Nakışı var, kütüğü yoksa kısırdır. İyi yazı hem kütük, hem de nakış sahibi olmalı. Sazın akortlanması gibi yazı metni akort edilmeli, başlığından sonuna kadar musiki nağmesi gibi ahenk içinde bitmelidir.

“Üslûb-ı beyan, aynıyla insandır” demiş edebî ceddimiz. Bir yazı neyi nasıl bir kuvvette söylüyorsa, o cihette bir insanın üslûbunu yansıtmış olur. İyi yazı da satırlar tutuk yapmadan akıp gitmeli, lüzumsuz cümle tekrarları olmamalı. Böyle bir yazıda mevzu, mâna ve güzelliğe bürünerek çıkar karşımıza ve okuyanı alıp götürür.

Not: Cumartesi günü, “İyi Yazı, Modern Yazı Değildir” mevzuu ile devam edeceğiz.
-----------------------------------------------
İLÂVE YAZI:

GÖNLÜME DÜŞENLER

Tayfun Göktürk: Maişet mesleği malî müşavirlik. Asıl mesleği, Müslümanlığında eğri duranları gücü ve haddi ölçüsünde düzeltmeye çalışmak, bilmeden yanlış iş tutanları, kazara dîne mugayir söz sarfedenleri hem lisân-ı hâl, hem de fıkıh ve akaid diliyle uyarmak. Görür ve bilirliğinden ilmen yakîn korktuğum bu ehl-i târik dost, etrafındaki ateşi düşük Müslümanları ilk iki makam olan Şeriat ve Tarikat yoluna dâvet eder.

Fikir Dükkânı’nın, yani Mekteb-i İrfan’ın kurucu müdavimlerinden olup asıl kadrodandır. Semerkand’tan neşet eden ilim ve irfan büyüklerinin kapısında durur. Bir yanıyla ehl-i tasavvuf, bir yanıyla Ebussuud Efendi zamanından kalma “Molla” olan bu vakarlı dost ölçülü ve katıksız bir Nakşîdir. Fakîre zarf atıp yârenlik etmesinden hoşnut olurum. “Yazarcılar”a değil, Bir Hocam’ın “Balıkçılar”ına yakındır. Dostluğun pîrleri ondan râzı olsun.



 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.