23 Kasım 2017 Perşembe4 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:23Güneş 07:54Öğle 12:57İkindi 15:25Akşam 17:48Yatsı 19:12
    • 14°C Adana
    • 7°C Adıyaman
    • 6°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 4°C Amasya
    • 5°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 0°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 15°C Balıkesir
  • BIST: 105.026 -0.89
  • Altın: 162,827 0.00
  • Dolar: 3,9195 -0.33
  • Euro: 4,6430 0.14

Musibetler ve Aczimiz

Fuat Türker

Allah her olayı sebep-sonuç ilişkisi içinde yaratır ve bu yüzden her tabiat olayının bilimsel bir açıklaması vardır. Üstün güç sahibi Allah, tüm bu olayları sebepsiz olarak da kolayca yaratabilirdi. Ancak bilimsel sebepler, yaşanan olaylara mantıklı bir açıklama getirir. Bu sebeple pek çok insan, olayları Allah’a değil, sebeplere bağlar. Oysa Rabbimiz bu olayları sebep kılarak, insanlara acizliklerini gösterir. Ve bütün bunlar aklını kullanabilenler için birer düşünme ve öğüt alma vesilesi olur. Kur’an birçok ayetiyle bu konuda uyarır:

 
Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. (Mülk Suresi, 16-17)
 
Allah verdiği musibet ve belâlarla insanlara ölümün yakınlığını gösterir, dünyada varoluşlarının sebebini ve amaçlarını hatırlatır. Rabbimiz bu olaylarla aslında insanlara merhamet eder. Çünkü zorluklar, hem onları yaşayan insan, hem de şahit olan kişiler için dünya hayatının geçiciliğini ve her an sona erebileceğini kavramaları içindir. Mevlana’nın de ifade ettiği gibi "sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır. Allah da senin tozunu alıyor, niye kederlenirsin?.."
 
Bediüzzaman musibetlerin Allah'tan birer ikaz olduğunu söyler: "... dinî olmayan musîbetler, hakikat noktasında musîbet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de, çok zâhirî musîbetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur(günahların kefaretidir). Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nev’î huzur vermektir. Musîbetin hastalık olan nev’î, sabıkan geçtiği gibi, o kısım, musîbet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathirdir(temizlemedir). Rivayette vardır ki, “Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor.” 
 
Bediüzzaman, hastalığın insana acizliğini ve zayıflığını hatırlattığına ayrıca şöyle dikkat çeker: "Cenab-ı Hak, insana hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir za’f vermiş. Ta ki daimi bir surette İlahî dergâha sığınıp istesin etsin, dua etsin...” 
 
Mikroskobik bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği zayıflığa engel olamayan insan, böyle anlarda Allah karşısındaki acizliğini hatırlar ve Şafi olan Rabbine yönelir, O’na sığınır. İnsan ne kadar aciz olursa imtihanı o kadar mükemmel olur, Rabbine o kadar yaklaşır. 
 
İnsan, hiç beklemediği bir anda bir musibetle karşılaşabilir, övündüğü ve gurur duyduğu fiziksel bir özelliğini ya da mallarını yitirebilir. Kişinin, hiçbir şey kontrolünde değilken, gökten yere her işi evirip çeviren Rabbi karşısında acizliği nedeniyle boyun eğmeyip, büyüklenmesi ne kadar akılsızcadır!..
 
O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?  Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?  (Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (A’raf Suresi, 97-98-99)
 
İnsan hiçbir belâ ve musibeti kendisinden uzak görmemelidir. Bu felaketleri, zarar gören kişiler de belâ gelmeden önce muhtemelen kendilerinden uzak görmekteydiler. Her insan dünyada yaşayacağı ortalama 60-70 yıl için, sonsuz hayatını feda etme yanılgısından kurtulmaya çalışmalıdır. Çünkü ‘o gün’ herkes Kahhar olan Allah'ın huzuruna çıkarılacaktır. 
 
Belâ ve musibet zamanında zorluklarla yüzleşirken gerekli sabrı kalplere yerleştiren Allah’tır. Ne kadar zorluk isabet ederse, Allah’a o kadar yakınlaşırız. Allah’a yakınlaştıkça da O’nun ‘Sabûr’ isminin üzerimizdeki tecellilerinin arttığına şahit oluruz.
 
Allah bize imtihan başlıklarını verir; açlıkla, korkuyla, canlardan mallardan eksiltmeyle imtihan oluruz.  Her an imtihana hazır olmalı. Geldiğinde ise kolay karşılamak için de Allah’tan iman kuvveti istemeli. Peygamberimiz(asm) gibi;
 
“Yâ Rab! Senden dünyadaki musibet imtihanlarını kazandıracak iman kuvveti diliyorum. Sıkıntı ve zorlukları kolayca karşılayacak iman kuvveti ihsan eyle bizlere!”
 
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.