16 Aralık 2017 Cumartesi26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:42Güneş 08:15Öğle 13:07İkindi 15:23Akşam 17:45Yatsı 19:11
    • 16°C Adana
    • 12°C Adıyaman
    • 10°C Afyon
    • -11°C Ağrı
    • 10°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 15°C Antalya
    • 7°C Artvin
    • 19°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 109.330 -0.31
  • Altın: 155,894 -0.46
  • Dolar: 3,8638 -0.70
  • Euro: 4,5501 -0.72

“Üç PKK’lının Sevdiklerine Başsağlığı” Dilenir mi?

Ahmet Doğan İlbey

 

Sayın Mümtaz’er Türköne,
 
      Bu târiznâmeyi Allah şahittir ki “ulusalcı-milliyetçi” bir düşünce ve parti sempatizanı olarak değil, Türkiye’yi bu hâle getirenlerin Türk ve Kürt ulusalcı Ergenekoncular olduğunu, PKK elebaşısının darbecilerin kontrollü bunalım stratejisi piyonu olarak kullanıldığını, vesayetçi generallerin çöktüğünü âcizane dile getiren biri olarak yazıyorum.
 
      15 Ocak 2013 tarihli Zaman Gazetesi’ndeki “Başsağlığı” yazınızdaki “Kim olursa olsun, ölenlerin peşinden kem söz söylenmez” ve “Asgari olarak kim olursa olsun herkesin kaybına saygı duyacaksınız. Bu cümleden olmak üzere Paris’te suikastta hayatını kaybedenlerin sevdiklerine başsağlığı diliyorum” cümleleriniz, Atatürkçü Cumhuriyet’in mezâlimini dile getiren yazılarınıza, “millî” mefhumları ulusalcı milliyetçilerin yanlışlarından ayırarak ortaya koyuşunuza hâlel getirmiş? Size düşer miydi PKK’lıların sevdiklerine başsağlığı dilemek? Yazılarınıza zül getiren o ifadeleri kullanmak size hiç yakışmamış.
 
    “BAŞSAĞLIĞI DİLEDİĞİNİZ PKK’LI ÜÇ KADININ SEVDİKLERİ” KİMLERDİR?
 
     “Hayatını kaybedenlerin sevdikleri” kimlerdir? PKK’lılardır! Bu ülkeyi her gün kasıp kavuran, terör belâsına gark’eden, binlerce insanımızı şehit eden, 300 milyar dolarlık mâlî gücümüzün kaybına sebep olan, şehirlerde her gün molotof eylemi altında korku yaşatan, belediye otobüslerindeki masum insanlarımızı güpegündüz benzin döküp gaddarca ateşe veren cânilerin Avrupa’daki en büyük destekçisi, “sevdiklerine baş sağlığı dilediğiniz” PKK’lı üç kadındı.
      Kürdistan Enformasyon Enstitüsü’nün yaptığı faaliyetlere bir göz atın. Paris’te öldürülenler, Türkiye’nin köküne dinamit koymaya çalışan, Türkiye’yi bölmeye çalışan binlerce askerimizi, polisimizi, kundaktaki bebek, kadın erkek, çocuk, ihtiyar, genç binlerce Türk ve Kürdü mayınlarla, bombalarla katleden PKK’nın eğitimini almış, dağ kadrosunda çalışmış ve sonra Türkiye’yi bölmeye çalışan Paris Kürdistan Enformasyon Enstitüsü’nde vazife alan ajanlardır. Bunu bilmemeniz mümkün değil.
     Üstününüze vazife miydi “Başsağlığı dilemek?” Türkiye’nin vatandaşı mıydı öldürülen üç kadın? Avrupa’ya işçi olarak çalışmaya giden birer vatandaşımız mıydı? Hayır! Bu üç kadın PKK’lı, marxsist-ateisttti ve Türkiye’nin düşmanlarıydı. Şehit edilen her insanın, roket mermileriyle saldırılan her karakolun, yakıp yıkılan her sokak eyleminin ardından sevinç toplantıları yaparak, Kürdistan Enformasyon kayıtlarına geçen ve yandaşlarına duyuran düşmandı bu üç kadın.  
 
     DÜŞMANIN SEVDİKLERİNE BAŞSAĞLIĞI DİLENİR Mİ?
 
     Düşmanın sevdiklerine başsağlığı dilenir mi? “Başsağlığı”ndaki “baş”, devlet ve bir milleti idare eden kimse mânasına gelir. “Başkalarının hislerine katılmak”, “yakınlık duymak”, “aynı şeyi hissetmek”, “teselli ve sabır tavsiye etmek” niyetini taşıyan “Başsağlığı dilemenin” insan-ı kâmilden avâm tabakasına kadar bir hayli mânaları var: “Devletimiz sağ olsun”, “devletimiz daim olsun”, “Allah daha büyüğünden sakındırsın”, “Allah sizi idare edenlere zeval vermesin ve daha kötü belalara uğramayasınız”, “Allah sabır ve selamet versin”, “sen sağsın, şükretmelisin”, “ailenizden kalan büyüklerin yaşadığına şükret”, “ölen ölmüştür, ölüm Allah’ın emri, geride kalanlar sağ olsun…”
      Şu halde, üç kadının sevdikleri olan PKK’lılara başsağlığı dilemekle, (niyetinizin aslâ böyle olmadığına inandığımı beyan ederek) nasıl bir pozisyona düşmüş oluyorsunuz?  İslâm’da ta’ziyenin hükmü belli. Din ü millete kastedenlerin, inanmayanların ve düşmanlık edenlerin namazı kılınmaz ve ta’ziye dilenmez.
 
        PKK’LININ SEVDİKLERİNE BAŞSAĞLIĞI DİLEYECEĞİZ ÖYLE Mİ?
 
      Demek ki artık, Paris’te öldürülen her PKK’lının ardından sevdiklerine başsağlığı diyeceğiz, öyle mi? Bundan böyle dünyanın neresinde bir PKK’lı öldürülürse “sevdiklerine başsağlığı diliyorum” diyeceğiz öyle mi? Öyleyse bundan sonra Türkiye’de öldürülen her PKK’lı ve yandaşlarının da “sevdiklerine başsağlığı diliyorum” diye gazetelerde ilân verelim, mesaj yazalım!
 
      Bu mevzularda yazarken sokağa çıkmalıydınız, bir şehit ailesini ziyaret etmeliydiniz. Güneydoğu ve sınırlarda vazife yapan asker ve polislerle oturup bir çay içmeliydiniz. PKK’lı cânilerce katledilen insanları düşünmeliydiniz.  O talihsiz cümleleri yazarken hangi haldeydiniz acaba? Eskisi gibi saf fikrin yüreğinizi ve dimağınızı çelik gibi kuşattığı bir hâlden çıktığınız belli. İnsanı güve gibi kemiren “Konjonktüre” kapıldığınızın farkında mısınız? 
 
     “KİM OLURSA OLSUN ÖLENLERİN PEŞİNDEN KEM SÖZ SÖYLENMEZ” İFADESİ 
HAKKINDA
 
        “Kim olursa olsun ölenlerin peşinden kem söz söylenmez” cümlesinin de “”PKK’lıların sevdikleri” için kullanılması yanlış ve bu hâliyle mürâî bir cümle. Cellâtlarına gülücük dağıtan şahsiyetsiz bir ifade. Demek kim olursa olsun arkasından kem söz söylenmeyecek? Türkiye’ye cânice düşmanlık eden PKK’nın Avrupa bürosunda ezelî muhasımlarımız Fransa ve diğer ülkelere bilgi veren, onlardan destek alan üç kadına “Kem söz söyleyemeyeceğiz” öyle mi?
 
      Hanefî mezhebine göre, “Devlete baş kaldırıp savaşırken ölen asiler, haksız olduğu halde kabilecilik gayretiyle kavga edip ölenler, soygunculuk yapan eşkıya ile anne veya babasından birini öldürenlerin cenaze namazları kılınmaz.” Dolayısıyla din ü milletin yeniden kaim olacağına inandığımız Türkiye’ye düşmanlık eden üç kadının “sevdiklerine başsağlığı” dilemek caiz değildir. 
 
       HZ. PEYGAMBERİMİZİN HADÎSİ, BU HÂDİSEYE TEŞMİL EDİLEMEZ
 
        Hz. Peygamberimizin (s.a.v.), “…Ölüleriniz aleyhine konuşarak dirilerinizi incitmeyiniz...” hadisindeki mâna bu hadiseye teşmil edilemez. Mâlûmunuzdur ki Ebû Uhayha, hicretin birinci yılında müşrik olarak ölmüş azılı bir İslâm düşmanıydı. Fakat iki oğlu Amr ile Eban, sonradan İslâm’a girmişler, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ile sefere de katılmışlardı. Ebû Uhayha’nın kabrinin bulunduğu tepede geçerken, Hz. Ebubekir (r.a), Ebû Uhayha’nın oğulları da vardı. Peygamberimizin kabre doğru baktığını gören Hz.Ebûbekir: “Allah, bu kabir sahibine lânet etsin. O, Allah ve Resûlüne karşı en şiddetli mücadele edenlerdendi” diyor. Efendimiz (s.a.v.) buyururlar: “Ölüler hakkında ister mü’min, ister müşrik olsunlar, kötü söz söylemeyin. Bu söz onlara erişmez. Fakat dirileri incitir.”
 
        Âlimlerine yorumlarına göre, Efendimiz (s.a.v.), Ebû Uhayha’nın oğullarının Müslüman olmalarından ve hizmet etmelerinden dolayı, onların yakınlarına kötü söz söylenmemesini buyururlar. O sözü işiten ölünün yakını veya seveni rencide olabilir,  müminler arasına soğukluk ve kırgınlık girebilir” düşüncesiyle bu nasihatı buyurmuşlardır.
 
       Bir misal de şudur: Ebû Cehil’in oğlu İkrime, Mekke’nin fethi üzerine kaçmıştı. Hz. Peygamberimiz onun hakkında af çıkarmıştır. Nihayetinde İkrime Müslüman olur ve Mekke’ye döner. Mekke’ye yaklaştığı sırada, Hz. Peygamberimiz ashabına, İkrime’nin iman ettiği müjdesini verir: “Ebû Cehil’in oğlu İkrime, sizin yanınıza mü’min olarak geliyor. Sakın İkrime’nin yanında babası Ebû Cehil hakkında kötü söz söylemeyin. Çünkü ölüye kötü söz söylemek, diri olan yakınını rahatsız eder…”
 
       Sizin daha iyi bildiğiniz bu bilgileri nezaket kaidelerini aşmadan sadece umum-ı efkar hakem olsun babından aktarıyorum. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Müslüman olmayan amcası Abbas hakkında küfürlü sözler edilince, “… Amcam Abbas bendendir, ben de ondanım. Onu incitmek beni incitmektir. Sakın ölüleriniz hakkında kötü söz söyleyip de yaşayanlarınızı üzmeyiniz” buyururlar. 
 
     Bir başka misal: Ebû Leheb’in kızı Dürre, Müslüman olur ve Medine’ye hicret eder ve ashaptan Dıhyetü’l-Kelbi ile evlenir. İlk geldiğinde babası Ebû Leheb’in hakkında ağır sözler edilir. Bu sözlerden çok üzülür ve Efendimize (s.a.v.) gelerek, durumu anlatır. Efendimiz (s.a.v.), öğle namazından sonra cemaate şöyle buyururlar: “Ey cemaat! Bazı kimseler, beni niçin soyum ve akrabalarımdan dolayı incitiyorlar? Haberiniz olsun ki, kim benim soyumdan gelenleri, akrabalarımı incitirse beni incitmiş sayılır. Kim beni incitirse, Allah’ı kızdırmış olur.”
 
      Demek ki “Kem söz söylenmemesi gereken ölüler”, PKK’lı düşman, hattâ ateist münkir olan ve düşmanlıkta devam edenlerin yakınları değil, Müslüman olan ve İslâm devletine hizmet eden kimselerin yakınlarıymış.
 
ÂYETLER, ÜÇ PKK’LININ “SEVDİKLERİNE BAŞSAĞLIĞI”DİLENMEYECEĞİNİ BUYURUYOR
 
     Düşmanlar hakkında nasıl düşüneceğimize dair âyet var. “Müşrikler sizinle toptan savaştıkları gibi, siz de onlarla toptan savaşın” (Tevbe / 36). “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez” (Bakara /190). “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz (Âli İmrân /139).
 
     Nisâ suresi104. âyetinin “Düşman topluluğunu izlemekte gevşeklik göstermeyin…” mealindeki ilk satırı PKK’lıların ve sevdiklerine “başsağlığı” dilenmeyeceğini de ihsas etmiyor mu?
 
      Muhammed suresi 35. âyetinin buyruğu, bize PKK’lı üç kadının sevdiklerine nasıl davranacağımızı ve düşmana karşı nasıl tavır alacağımızı açıklıyor: “Sakın zaaf göstermeyin. Üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.” 
 
 
      Müslüman Kürt insanımızın tırnağına dahi zarar vermeden âyet üzere savaşılması gereken düşmanlar arasında PKK’lı üç kadın da vardır: “Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere savaşma izni verilmiştir…” (Hacc suresi / 39-40). 
 
      Yakın zamana kadar yazdıklarınızın başımın üstünde yeri vardı. Tâ ki, “İmam Hatiplerin ömrü doldu dediğiniz gün, “eyvah neslimin güzidesi!” demiştim. Hâsıl-ı kelâm, ulusalcıların ve vesayetçi askerlerin zihniyetini ve kavramlarını, yani bir asırlık yanlışlarını yazdığınız yazılarınıza dönün yeniden. 
 
--------------------------------------------------
 
     KUDUZ BİR GAZETECİYE LÂNET, K.MARAŞLI ŞEHİT POLİSE RAHMET
 
      Kuduz zihniyetli bir gazetecinin, “PKK bir terör örgütü değildir. 100 kişiyle sınır karakoluna saldıran, ağır makineli tüfekler kullanan, halktan destek alan, 30 bin ölüme rağmen varlığını sürdüren bir örgüte terör örgütü demek kendini kandırmaktır. Dolayısıyla Öcalan'a terörist demek, denize 'göl' demek gibi bir şey: Bir Kürt ulusalcısı olarak, siyasi amacına ulaşmak için şiddeti kullanan bir politikacıdır Apo” diye yazdığı günün akşamında ( 16 Ocak 2012) PKK’lılar ve “sevdikleri” moral bulup sonra azgınlaşmış olacaklar ki Mardin’de Kahramanmaraşlı polis Cengiz Engizek”i şehit ettiler. Şom ağızlı gazeteciye lânet eder, şehit polisin yakınlarına Allah’tan rahmet dilerim.
 
 
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.