24 Temmuz 2017 Pazartesi29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 28°C Adana
    • 33°C Adıyaman
    • 24°C Afyon
    • 19°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 23°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 31°C Aydın
    • 27°C Balıkesir
  • BIST: 106.711 -0.12
  • Altın: 143,557 0.61
  • Dolar: 3,5567 0.57
  • Euro: 4,1387 0.43

İlahlar istediğinde başörtülü milletvekili de olacak

Faruk Köse

 

Daha çok “Kadınlardan Sorumlu Bakan” izlenimi uyandıran, kimi uygulamalarıyla “aile” kurumunda “baba”yı es geçen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e, gazeteciler “başörtülü milletvekili olmalı mı” tartışmasını anımsatıyorlar.
Bakan, “... Erkeklere de gerek kalmadan biz kadınlar olarak bu işi çözebiliriz” diyor. Böylece, “aile kurumu”nu “erkeklere gerek kalmadan” yaşatmaya çalışan Bakan, başörtüsü sorununun da erkeklere gerek kalmadan çözülebileceğini söylüyor.
“Aileyi anne ve çocuktan ibaret gösteren logo çalışması”nı hatırlayın. Baba yok. Babanın kim olduğu önemli değil. “Babaya ihtiyacı olmayan çalışan anne” ve “çocuk” yeterli aile için... Neyse, asıl konumuz Bakan Şahin’in icraatları olmadığı için şimdilik geçiyoruz.
 
Bakan Şahin, “başörtülü milletvekili olabilir mi?” sualine şöyle cevap veriyor: “Bugün olur, yarın olur, ülke buraya doğru gidiyor.” Bu cümle, her nasılsa “Türkiye’de başörtülü milletvekili de olacak” başlığıyla haber oluyor.
 
Başörtülü milletvekili olmalı mı? “Laik rejim”in “laik yasalar yapan parlamento”sunda yer alınmalı mı? Bu tartışmalara girmeyeceğim. Burada, “resmi zihniyet”in nasıl da kabullenildiğine dikkat çekmek istiyorum.
 
Yakın tarihi hatırlayın. Mesela “Tek Parti Diktatörlüğü”nün Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın Osman Yüksel Serdengeçti’ye söyledikleri, aslında valinin kişisel görüşlerinden ziyade, “rejimin ana bakış açısı”nı göstermesi bakımından çok manidardı:
 
“Ulan öküz Anadolulu! Sizin Milliyetçilikle, Komünizm’le ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
 
Evet. Topluma biçilen iki rol vardı; vergisini vererek ve askerliğini yaparak “rejimin ilahları”nın gücüne güç katmak... Bunun dışında neyin, ne zaman lazım olacağına, ne kadarının lazım olacağına ve ne zaman verileceğine “rejimin ilahları” karar verecekti. Laik-Kemalist rejimin ana karakteri buydu.
 
Nitekim bunu bilen Menderes, “siz isterseniz Hilafet’i bile getirirsiniz” demişti. Bunu bilen “esas güçler”, dinî eğitimin kontrolünü ellerinde tutmak niyetiyle İmam-Hatip okullarını açtılar. Aynı güçler, 1960’lı yıllardan itibaren “Ilımlı İslâm”ı geliştirdiler. 1982 Anayasası’yla toplum, “Kemalist Dindar Milliyetçilik” formatında dizayn edilmeye çalışıldı. Bunu bilen 28 Şubat’ın güçlü paşaları, “siz değil biz yaparız, çünkü biz devletiz” edasındaydı. Demirel, “tek tip insan yetiştirmek”ten söz ediyordu. Bugün gelinen noktada ise meydan, “kontrollü ve tanımlanmış bir dindarlık”a bırakılıyor. Böylece, tam da “ilahlar”ın istediği gibi, toplum bir şeyler almış gibi de görünse, esas güçler sürekli sevk ve idare mevkilerini muhafaza ediyorlar.
 
“Hak ve özgürlükler”in önemi yok. “Toplumsal duyarlılıklar”ın neyi gerektirdiğinin, “toplumsal talepler”in ne olduğunun da önemi yok. Ya Allah’ın hükümleri?... O zaten “ilahlar” nezdinde önemsiz. Önemli olan, “rejimin ilahları”nın ne istediği?
 
Nitekim bugünkü değişikliklerin temelleri 12 Eylül darbesinden sonra atıldı. “Din”, “devletin gözetiminde” olmak kaydıyla ve “yeniden tanımlanmış hal”iyle kamusal ve siyasal hayata dahil edildi. “İlahlar” böyle istediği için, sürekli ezilen, horlanan ve kendilerini “muhafazakâr-dindar” gören toplum kesimleri biraz öne çıkarıldı. Çünkü şartlar öyle gerektiriyordu. Ya “güçlenen dinî duygular” büyük bir “devrim”e dönüşecek ve altında ezileceklerdi ya da “dindar halkı tanımlanmış dine göre biçimlendirip sisteme entegre ederek” kontrol altına alacaklar, “dinî esaslara dayalı devrim”i önleyeceklerdi.
Niye “bugün” değil de “bir gün”?... “Başörtülü milletvekili”nin önünde bugün engel var mı? Var, çünkü “rejimin ilahları” henüz bunu istemiyorlar!
 
Evet, bir gün gelecek, başörtülü milletvekili de olacak. Ancak o gün geldiğinde, acaba o başörtülü milletvekili “Allah’ın tesettür yasası”nın gereği olarak mı başörtüsünü takacak, ilahlar konjonktür gereği müsamaha gösterip müsaade ettiği için mi?
O milletvekilinin başörtüsü “İslâm’ı yaşama arzusu”nu, “İslâmî bilinç”i mi temsil edecek; yoksa artık gelenekselleşmiş, bireysel bir tercih olmuş, İslâmî tesettürle alakası kalmayıp “yakışan bir aksesuar” haline gelmiş “öylesine örtme”den mi ibaret olacak?
Aslında bütün olanlar, “toplumsal duyarlılıklar”ın gelişip, haklarını geri alması ile değil, “ilahlar”ın, toplumu sürekli “yönetilmeye elverişli hal”de tutma çabalarıyla oluyor. Toplum kabuklarını kırıp sınırları aşmaya başlayınca, “ilahlar” kendini yenileyip topluma bir şeyler veriyor görünerek, onları yönetilmeye elverişli halde tutmaya devam ediyorlar. Aslında hepsi bundan ibaret.
 
O yüzden, başörtülü milletvekili de olacak. Ancak Allah’ın emri gereği değil, ilahlar öyle istediği için.
 
Ancak, Meclis’e çarşaflı milletvekili girmeden, “hal”in Müslümanca olduğuna inanmayacağız!
 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.