22 Eylül 2017 Cuma2 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:18Güneş 06:44Öğle 13:04İkindi 16:27Akşam 19:10Yatsı 20:30
    • 27°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 13°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 18°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 104.275 0.26
  • Altın: 145,568 0.09
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1864 -0.07

“Kemalizm’in Girdiği Yere” Neler Girermiş?

Ahmet Doğan İlbey

“Dokuz subay hâdisesi” olarak darbeler tarihine geçen askerî örgütün başı olan Yarbay Faruk Güventürk, Altmış Darbesi’yle korgeneralliğe terfi ederek Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanı olur. Kemalizm’i güçlendirmek ve “mürteci” dediği Müslüman milleti, “laik-ulus” kimliğinde Protestan bir İslâm anlayışıyla “değiştirmek” için 1968’de “Layiklik ve İslâm” (Nurettin Uycan Matbaası, 1968, Ankara) adlı on dört sayfalık “dîni” bir nizamnâme yazar.

Bu nizamnâme ile dîn-i İslâm’ı, pozitivist düşüncelere sahip laikçi Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal’in görüşlerine dayandırarak, reforme etmeye çalışır. M. Kemal’in Luthervârî din anlayışını, “cahil ve geri” dediği millete dayatmaya çalıştığı on dört sayfalık “dîni” kitapçık, askerî Kemalistlerin despotik düşünceleri ve hastalıklı ruh hallerine delil olan vesikalarından biridir.

ASKERÎ KEMALİSTLERİN “İSLÂM ve LAYİKLİK” NİZAMNÂMESİ

Millete zulüm nizamnâmesi olan kitapçığın “Kemalizm’in Girdiği Yer” bölümünü aklınıza ve öfkenize mukayyet olup, sabır çekerek okuyunuz:

“Kemalizm’in girdiği yere; ilim, hürriyet, fazilet, layik (laik) din anlayışı, vicdan hürriyeti, saf temiz Allah inancı, doğruluk, mertlik, merhamet, şefkat (...), doktor, hastane, şifa, bolluk ve bereket, medenî kıyafet, tıraşlı yüz, mühendis, mimar, artist, profesör, avukat, milletvekili, medenî kıyafetli asrî (modern) kadın, köylüyü uyandırmak, köylüyü efendi kabul etmek, âdil mahkeme, millî musiki, medenî okul, millet severlik... girer.”

“İlim anlayışı”nın Atatürkçülük ideolojisine ambalajlanarak sunulduğunu bilmeyen var mı? İslâm dışında her türlü düşünce ve Batılı hayata hürriyet olan Kemalist Cumhuriyet’te “hürriyet” kavramı büyük bir yalan!...

“Faziletten” kasıt ise, İslâm ahlâk ve fazilet değil, Kemalizm’in İlkeleridir. “Layik” (laik) din anlayışından maksat Batıda uygulanan bir laiklik değil, Kemalist ilkelerin bütünüyle hâkim olduğu ulusçu bir devlet laikliğidir. “Vicdan hürriyeti”, İslâm’ın hayata ve devlete müdahale etmeyeceği, sadece ferdin vicdanında yer alması gereken bir vicdan hürriyetidir. İslâm’dan neşet eden vicdanın neşv ü nema bulması tehlikeli bir vicdandır.

“KEMALİZM’İN GİRDİĞİ YERE SAF TEMİZ ALLAH İNANCI GİRER”MİŞ

Dünyanın bütün yalancıları, “bilim” ve ideoloji adamları toplansa, gök yere, yer göğe çekilse, lanetli Deccal çıkıp gelse, Kemalist Cumhuriyet’in “Saf temiz Allah inancına sahip” olduğuna inanmazdı. İnanmadıkları gibi, bu iddiayı ileri sürenleri Gor çukuruna atarlardı herhalde.

Kemalizm’in Allah anlayışı M. Kemal’in düşüncelerinden meydana gelmiştir. Kitapçıktaki sözde “Temiz Allah inancının” kaynaklarını M. Kemal’in beyanlarında ve el yazılarında aramak gerek:

“İnsanlar ilk devirlerde pek âcizdi. Kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir olayın da sebebini bilmiyorlardı. Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Sonunda insanlık, vicdanında bir kuvvet yarattı. O da işte ‘Allah’tır. Her şeyi ondan beklediler, ondan istediler. Hastalıktan, felâketten korunmayı hep Allahlarından istediler. Fakat modern çağlarda, insan her şeyi Allah’tan beklemedi. Ancak toplumdan bekledi. Her şeyin koruyucusu insan toplumudur. Bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur. Bu sebeple topluma önem vermek, onu kuvvetlendirmek ve yaşatmak lâzımdır. Bunun için her türlü gelişme ve güven kaynağı toplumdur.”

M. Kemal’in bu düşünceleriyle, Comte gibi Batılı pozitivist düşünürlerden tesir aldığı gayet açık. Kemalistlerin din anlayışında “Allah’ın vahyi ve şeriatı yoktur. Dini kaideler devirlere göre değişebilir. Din ve Allah inancı insanların vicdanında ve kalplerinde olmalıdır. Kitapçıktaki “Temiz Allah inancı” da bu görüşlerin taklididir. Kemalist generale göre millet, “Temiz Allah inancı”nı on dört dîni nizamnâmeden öğrenerek aydınlanmalıymış. “Kemalizm’in girdiği yerdeki doğruluk” sözü de yine dünyanın en büyük yalanlarındandır. Kemalist hükümetlerin yolsuzlıkları, derin Kemalistlerden Falih Rıfkı Atay ve Şevket Süreyya Aydemir’in kitaplarında boy boy yazılıdır.

MERTLİĞİ VE ADALETİ KEMALİZM’DE ARAMAK, GÜNEŞİ KUYUDA ARAMAK GİBİDİR

En ağırıma giden iddia da, “Kemalizm’in mertliği” ni anlatan satırlardır. “Mertlik” kavramını da Kemalizm’in girdiği yerde aramak, güneşi kuyuda aramak gibi abesle iştigaldir. Millî Mücadele’ye katılan fedakâr milletin değerlerini Yirmiüç’den sonra temelinden değiştirmenin neresi mertliktir?

“Adalet, merhamet ve şefkat” gibi en insanî hassanın Kemalizm’de olduğunu söylemek, yine ideolojik bir yalan ve propagandadır. Yüzlerce din adamı ve dindar vatandaşı Avrupa serpuşu giymedikleri için hukuksuz İstiklâl Mahkemeleri kararlarıyla idam eden Kemalist hâkimlerin uygulamalarında “merhamet” ve “şefkat” olduğunu söylemek yalanların en müptezeli ve doktrinel olanıdır

“ Kemalizm’in girdiği yerde adalet vardır” demek, siyahın beyaz olduğunu işkence altında söyletmeye ve İstiklâl Mahkemelerinin olmadığını iddia etmeye benzer. “Doktor, hastane, şifa, mühendis, bolluk, bereket ve atölye” gibi meslek ve faaliyetleri, en ilkel devletler bile imkân dahilinde yapmakla yükümlüdür. Kemalist Cumhuriyet yerine bir başka Cumhuriyet olsaydı bu faaliyet ve meslekler duracak mıydı?

“İnsan hak ve hürriyeti” kavramının Kemalizm’de sadece adı var. İslâmî vecibeleri hayatın her alanında yaşamak isteyen milletin yıllardır bu hak ve hürriyetleri tam olarak kullandığı vâki değildir.

KEMALİZM’DE DEMOKRASİ, HÜR TİLKİYLE HÜR TAVUĞUN BİR KAFESTE OLMASINA BENZER

Demokrasiyi Kemalizm’le yan yana koymak, hür tilkiyle hür tavuğu bir kafese koymak ve kurtların serbest olduğu bir yerde kuzuların hür olduğunu söylemek gibidir.

“Tıraşlı yüz” Kemalistlere yakışır. Matruş yüzlü insan, Batı’nın hedonist insan sûretinin bir yüzüdür. Dinden kopmuş modern insanın çehresidir “traşlı yüz.” Dünyanın bütün ülkelerinde insanların sakallı veya bıyıklı olmasının kalkınmaya ve refah seviyesinin yükselmesine bir mâni teşkil ettiğini hiçbir sosyoloji disiplini yazmış değildir. İnsanlar sakalsız-bıyıksız olunca daha mı hızlı kalkındılar? Kemalizm’in zorba inkılâpları arasında yer alan Tıraşlı yüzün insanlığa bir faydası yok. Asıl maksat, Müslüman insan suretinden kopmak ve “yeni çağdaş Türk insanı” projesinin gereği olarak tıraşlı yüzü Batılı “uygarlığa” dahil olmanın bir umdesi hâline getirmektir.

“Artist”in en çok Kemalizm’in girdiği yerde olması gayet normaldir ve zihniyet olarak zaten uygundur. Çünkü artist, şenî, denî, zanî, çirkin ve kötü her türlü karakterin rolünü oynayarak telkin eden kişi demektir. Semavî dinlerin buyurduğu insan tipinden kopmuş Batı’nın seküler sanat anlayışının bir ürünüdür artist. Bu milletin hangi refahına, kalkınmasına, huzuruna, adaletine, insan hak ve hürriyetine fayda sağlamıştır artist?

KEMALİSTLER, KÖYLÜYÜ LAİK BİR HALK YAPMAK İSTEDİLER

“Köylüyü uyandırmak ve köylüyü efendi kabul etmek” ifadesi de Kemalizm’in en büyük yalanlarından biridir. Köylünün, Tek Parti Döneminde Ankara ile birçok şehrin resmî bina dahiline ve çevresine girmesini zabıta kuvvetleriyle yasak eden Kemalist sistemdir. Köylünün şalvarını makasla kesen zabıta kuvveti Kemalizm’in emrini yerine getiriyordu. Fasa-fisolar, ayağı çarıklılar diye horlananlar köylüler değil miydi?

Kemalizm’in en haysiyetsiz, en müseccel, en şenî yalanlarından biri de “Millet sever” olmasından bahsetmesidir. Seksen küsur sene millete ettikleri zulümleri yer gök, taş toprak ve kuşlar ağaçlar bilir.

KEMALİZM’E GÖRE “SOFTALIĞIN VE GERİCİLİĞİN MESLEK VE SIFATLARI”

Kitapçığın “Softalığın ve Gericiliğin Hüküm Sürdüğü Yer” bölümü ağza alınmayacak ve küffarın dahi kabul edemeyeceği yalan ve iftiralarla dolu olduğu için yine sabır duaları çekerek okuyabilirsiniz ancak:

“ Softalığın ve gericiliğin hüküm sürdüğü yere şerefsizlik, zillet, hurafe, iftira, zulüm, merhametsizlik, türbe pencerelerine bağlanan bezler, muska, üfürükçülük, mikrop ve hastalık, fakirlik, dilencilik, milliyetsizlik, Arap goygoyculuğu, tevekkül, tembellik, geri kalma, ahiret hayâli (...), yerlerde sürünme, adaletsizlik, vazifeden kaçmak, çarşaf, peçe, kafes, harem, kadın esareti, kadın satışı, sanatsızlık, ırkçı, Turancı, gerici, rüşvet, iltimas, gözyaşı, cehennem korkusu… girer.”

HAÇLILARIN BİLE YAPMADIĞI EN ÂDİ KARALAMALARI KEMALİSTLER YAPTI

İslâm’ın hüküm sürdüğü yerde “şerefsizlik, kadın satışı, zillet, dilencilik....” gibi yukarıda beyan edilen şenî sıfatların olduğunu söylemek, güneşin sıcaklığını, ay’ın parlaklığını inkâr etmek gibidir. Doğudan Batıya bütün milletler beyan etmişlerdir ki, iddia edilen bu sıfatlar Müslümanların alâmetleri değildir. Böylesine âdi bir karalamayı Haçlılar dahi yapmamıştır. Çünkü yapması için sebep yok. Hiçbir düşmanın böylesine namertçe ve âdice düşmanlık ettiği vâki değildir.

Kemalistlerin, bu insafsız karalamaları varlıklarına engel gördükleri bin yıllık medeniyeti olan Müslüman milleti sindirmek için yapıyorlardı. Demek ki Kemalizm’in girdiği yere Müslüman milletin girmesi asla doğru değil.
---------------------------------------------
İLÂVE YAZI:

HAFTALIK BİR HÂTIRAM OLDU ŞÜKÜR; TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ VAKFI BAŞKANI D. MEHMET DOĞAN’DAN İMZALI KİTAP GELDİ

Dostların haftalık hâtıraları olur, heyecanla anlatırlar; gözüm düşer. Fakîr, dosthânesinde mukimdir; sokakla ve kamu ile işi olmadığı içindir ki haftalık hâtırası pek olmaz. Fakat bu hafta güzel bir hâtıram oldu şükür. Türkçe Lügatimizin hâdimi ve yazıcısı Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan ağabeyimiz, “Yazar Yayınları” arasında ikincisi baskısı yapılan “Türkendülüsiye” adlı kitabını nâçiz adımıza imzalamış, yanına da yine “Yazar Yayınları”ndan çıkan C. Yakup Şimşek’in “Dilin Tetiği Bozuldu” adlı kitabı koymuş ve Yazarlar Birliğinin Yayın Sorumlusu Mustafa Ekici beye, “Bu kitapları filan kişiye postalayın…” demiş. Telefonumuz çaldı, arayan efendi hitabetli Mustafa Ekici adında bir kardeşimizdi. “Ankara’dan arıyorum” dedi. Bu abd-i âcizin adresini sordu. (Fesüphanallah, tâ Ankara’dan kim, niye arar? Yüreğim düştü. 1923 sonrasından bu güne korkarım Ankara’dan) Hayırdır inşallah dedim, “Böyle böyle…” dedi.

Türkiye, kendi medeniyetimizin inşasında olmasa da ulaşımda çağ atlamış olacak ki kitap paketi bir buçuk gün sonra hâne kapımızın eşiğine imza alınmadan bırakılmış. Sevindim. Çünkü çoktandır bir kitap paketine dokunmamıştım. Kitap paketlerini oldum olası çok sever, merasimle açarım. Hâsıl-ı kelâm, D. Mehmet Doğan ağabeyimize ve Mustafa Ekici’ye gıyaplarında teşekkür ederim.


ilbeyali@hotmail.com
















 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.