Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Türkiye normalleşiyor... CHP ve yandaşları anormalleşiyor!

Türkiye normalleşiyor... CHP ve yandaşları anormalleşiyor!

 

Türkiye, “normalleşme” yolunda hızlı adımlar atıyor... Bir yandan “terörü sonlandırmaya” çalışıyor, bir yandan da “demokratikleşme” yolunda tedbirler alıyor, “yargı paketleri” çıkarıyor...
Sizin anlayacağınız;
 
“Buyuran” devletten “doyuran” devlete doğru büyük bir evrilme var.
Düne kadar; bütün kurum ve kuruluşlarıyla “mahkeme duvarı” gibi “soğuk ve asık suratlı” olan “devlet”in yerini, bugün “halkın içinde ve halkla beraber” olan, olmaya çalışan bir devlet anlayışı almaya başladı...
 
Bunda, şüphesiz ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gerek “bireysel”, gerek “kurumsal” çabalarının çok büyük rolü olduğu inkâr edilemez.
 
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın; “vali”ler ve “kaymakam”lar başta olmak üzere, bütün “bürokrat”lara yönelik “tavsiye”leri var ki, onları şöyle özetleyebiliriz;
“Bulunduğu ilde devletin yumruğunu temsil eden vali profili artık geride kalmıştır... Sıradancılığı bırakacağız, protokol valiliği yapmayacağız. Biz, tam manasıyla halktan biri gibi olacağız. İllerde öncü olun. Tek tek kapıları çalın. Gönülleri fethedin.”

HAKKARİ’DE İKİ KÖY
 
Erdoğan’ın bu “çağrı”larından sonradır ki; “vali”ler, “kaymakam”lar ve hatta düne kadar burunlarından kıl aldırmayan “komutan”lar, bulundukları il ve ilçelerde “halkın içine girmeye” ve onlarla “kucaklaşmaya” başladılar.
 
İşte bunun son örneği... Önceki günkü Akit’te de yer alan haber şöyleydi:
“Hakkari Valisi Orhan Alimoğlu ile Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Muzaffer Sönmez, şehir merkezine bağlı Çanaklı ve Kırıkdağ köylerini ziyaret ederek, vatandaşlarla bir araya geldi.
 
Vatandaşlar tarafından coşkuyla karşılanan Alimoğlu ve Sönmez, köylerin sorunları hakkında bilgi aldı. Özellikle çocuklara yakın ilgi gösteren ve kendilerini karşılamaya gelen asker kıyafetli bir çocuğu kucağına alarak seven Tuğgeneral Sönmez, vatandaşlar ve çocuklarla sohbet etti.”
 
Vali ve Tugay Komutanı böyle “yakınlık” ve böyle “sıcaklık” gösterince, Hakkarili kanaat önderi Mehmet Adıyaman ne demiş biliyor musunuz;
“Kırıkdağ köyüne
 
Sanki bir güneş doğdu!”
İşte Anadolu insanı.
İşte “sevgi”sinin derecesi.
Devamı da var... Hakkarili kanaat önderi Mehmet Adıyaman; gördüğü bu “yakınlık ve sıcaklık” üzerine demiş ki;
 
“Bu barışı kimse bozmasın. Herkes barış, huzur istiyor. Bir oğlumuz orada, bir oğlumuz burada birbirlerini vuruyor. Sayın Başbakandan, Genelkurmay Başkanından, Cumhurbaşkanından rica ediyorum, fırsat bu fırsattır, kimseyi dinlemeyin, bu barışı yapın.”
 
Olay budur...
İşte, bu tür “ziyaret”lerdir ki; “devlet ile milletin barışması”na, “Kürt” de olsa, insanların, “PKK’nın değil, devletin yanında” yer almasına vesile olur... Aksi bir tavır ise, “devlet-millet çatışması”nın ilelebet devam etmesine yol açar.

“ÇAWANİ BAŞİ”
 
Gelelim ikinci örneğe...
 
7 Şubat 2013 tarihli gazetelerde, şöyle bir haber vardı:
 
“Bir zamanlar Güneydoğu’da zorla köy boşaltan askerden el öpen askere... Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde 3. Piyade Tümeni 7. Hudut Alayı Komutanı Cemalettin Doğan ve beraberindeki heyet, Dağlıca Köyü’nde ikamet eden kanaat önderi 81 yaşındaki Latifan Katırcı’yı ziyaret etti. Komutan Doğan içeri girerken ayakkabılarını çıkardı ve kendisini içeri davet eden Katırcı’ya Kürtçe, “Çawani başi” yani “Nasılsın, iyi misin?” diyerek selam verdi... Bunun üzerine Katırcı, komutana sarılarak, “Ben sana kurban olayım” dedi. Komutan da aynı karşılığı verdi.”
 
Bilmiyorum, bu örnekleri çoğaltmaya gerek var mı? İşte gördünüz, insanımız; köyüne gelen insanlara “evini” değil “yüreğini” açıyor ve diyor ki; “Ben sana kurban olayım.”
Demek oluyor ki;
 
“Ben valiyim!.. Ben kaymakamım... Ben garnizon komutanıyım!.. Ben bölge müdürüyüm” deyip de, “burnun havalarda” olmayacak, gittiğin “köy evi”nde “ayakkabı”larını çıkaracak ve gerekirse “bağdaş” kuracak, ya da “diz kırarak” oturacaksın!..
Uzun lâfın kısası;
“Onlardan biri” olacaksın!..
 
CAMİDE BİR MÜDÜR
 
Bu örnekleri verdiğimize göre, gelelim asıl meselemize...
 
Efendim, Niğde Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci, 22 Şubat Cuma günü Bağlama Beldesi’ndeki camide “veli toplantısı” düzenler.
 
Meselâ, niye “öğretmenevinde” veya “salonlarda” filan değil de, niçin “camide” yapar o toplantıyı?..
 
Niğde muhabirimiz Dursun Suna’nın görüştüğü Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci der ki;
 
“Çoğu baba, çocuğun tüm sorumluluğunu anneye yıkıyor. Halbuki bu, erkeğin de işi olmalı. Eğitimin içine babaları da çekmek istiyoruz. Onlara da sorumluluk yüklüyoruz. Yaptığımız toplantılarda ‘Çocuklarınızı sevin’, ‘Sabahları kahvaltı yaptırın’, “Giyimleriyle ilgilenin’ mesajları veriyoruz. Farkındalık kazanmalarını sağlıyoruz. Annelere ulaşmak için de ev ziyaretleri yapıyoruz... Çocukların babalarını, özellikle Cuma günü bulabileceğim tek yer, cami... Ben de; ilahiyatçı olmamın da verdiği avantajla camiye gittim ve öğrenci velilerine seslendim. Orada söylediklerimiz konusunda kamera kayıtları da var. Camideki konuşmam siyasi değil, din içerikliydi. Gerekirse böyle toplantıları kahvede, barda, olursa kilisede de yaparım. Oralara gitmekten de gocunmam.”
 
Gördüğünüz gibi;
Karşımızda “idealist bir eğitimci” var... “Camiye de giderim, kahve ve kiliseye de... Yeter ki eğitime faydası olsun” diyor...
 
Tam da, “Erdoğan’ın aradığı” bir eğitimci... Erdoğan da, öyle diyordu ya;
“Öğretmen sadece bilen ve bildiğini aktaran değil; hayatıyla, yaşam tarzıyla, ruhunda bir araya getirdiği en iyi hasletlerle örnek bir insandır. Öğretmen çevresine ışık saçan bir ziya, bir mum olduğu kadar insanın aynasıdır, yansımasıdır... Öğretmenler, medeniyet inşa etmenin mimarlarıdır.”
 
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Niğde Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci böyle diyorlar da; “kin”lerini “din” haline getiren “CHP’liler” ve diğer “ulusalcılar” ile Niğde’de “haysiyet cellatlığı”na soyunan “yerel basın” ne diyor?..
CHP’sinden Sözcü’süne, Solcu’sundan Ulusalcı’sına, “yerel basın”ından “genelev bültenleri”ne varıncaya kadar, “malûm güruh”un hepsi Celalettin Ekinci’ye yükleniyor, onu “linç” etmeye çalışıyor.
 
Bunların hepsine tek bir soru sormak istiyorum: “Bor Kaymakamı Muammer Balcı, uçkur derdine düşüp genç bir kadınla dost hayatı yaşarken niye gıkınız çıkmadı?..”
Bu soruya cevap veremezler!..
 
Çünkü, Kaymakam Bey “harama uçkur” çözerken, bugün “haysiyet cellatlığı”na soyunanların hemen hepsi, “erkete”liğe soyunup, adeta “gözcülük” yapmıştı.
“Kaymakamın ahlâksızlığı”na gıkları çıkmayanlar, bugün “yaylım ateşi”ne başlayıp, “Niğde Milli Eğitim Müdürü’nün kellesi”ni istiyor!..
Niye?..
 
“Camide ne işi var”mış?..
Ne demek ulan;
“Camide ne işi var?”
Adam, “İl Milli Eğitim Müdürü” oldu diye “cami”ye de mi gitmeyecek?..
Peki, “cami”ye değil de, “kilise” veya “havra”ya gitseydi, yine soracak mıydınız; “orada ne işin var?” diye!..
Hayır, sormazdınız...Çünkü sizin, “din”le değil, “İslâm”la, “Müslüman”la ve “cami” ile bir probleminiz var!..

SORU ÖNERGESİ!
 
“Ulusalcı”sından “yerel”ine, “genel”inden “genelev basını”na kadar malûm zihniyet Niğde İl Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci’ye “linç” uygular da, CHP hiç sessiz kalır mı?..
 
CHP Milletvekili Muharrem İnce konuyu “Meclis gündemi”ne taşırken, Niğde CHP Milletvekili Doğan Şafak da, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın cevaplaması talebiyle Meclis’e bir “soru önergesi” vermiş ve demiş ki; “Soruşturma başlatacak mısınız?”
Oldu!.. Başka bir emriniz?!?..
Şu anlayışa bakın...
 
Başbakan Tayyip Erdoğan, bir yandan “öğrenci velileri”ne seslenip;
“Kızlarımızı eğitim-öğretim hayatından mahrum bırakmayalım. El ele verelim, dayanışma içerisinde olalım. Bunu gerçekleştirelim. Ne dinimizde, ne örfümüzde yeri olan bu bağnazca, cahilce tutumdan anne ve babaları vazgeçmeye çağırıyorum”
diyecek, bir yandan da Bay Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenip;
 
“Elbette dindar nesil yetiştireceğiz. Muhafazakar demokrat partisi kimliğine sahip bir partiden ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun? Ne yani; hem dindar, hem de çağdaş olunamıyor mu?..”
 
diyecek ve Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı da, Niğde Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci hakkında “soruşturma” açacak, öyle mi?..
Siz kafayı mı yediniz?..
Neymiş, “tepki” varmış?..
 
Söyleyin kim tepki gösteriyor İl Milli Eğitim Müdürü’ne...
Kasaba halkı mı, yoksa Atatürkçü Düşünce Derneği’nden Eğitim Sen’ine, “sol sendikalar”dan “solcu basın”a kadar “malûm güruh” mu?..
Onlardan gelen “tepki”lere kulak veriyorsunuz da, “Bağlama Kasabası halkı”na niye sormuyorsunuz?..
 
Gidin; memnun olup olmadıklarını “kasaba halkı”na sorun...
Belli ki; CHP’li Muharrem İnce’sinden, Doğan Şafak’ına, ADD’sinden Eğitim-Sen ve Eğitim-İş’ine kadar hemen bütün “yoldaş ve candaş”lar Celalettin Ekinci’nin başını “yemeye” çalışıyorlar.
O halde soralım;
“Burada mı yersiniz,
Paket mi yapalım?”
 
“KİN”LERİ “DİN” OLMUŞ!
 
Yalnız, hemen söyleyelim; Milli Eğitim Müdürü’nü yemek, sizin boyunuzu aşar...
Zira, Celalettin Ekinci;
“Tam da Başbakan’ın aradığı bürokrat tipi”dir...
Ne yani, onun hakkında “soruşturma” açtırsın da, “dindar nesil” hedefine ters mi düşsün?..
 
Bana kalırsa; özellikle CHP’liler; “Milli Eğitim Müdürü’nü yeme sevdası”ndan bir an önce vazgeçsinler...
 
Aksi halde; “gen”lerinden kaynaklanan bir “kin” ile “cami”ye ve “dindar insan”a duydukları “düşmanlık” yeniden gündeme gelebilir.
Sonra da, şu soru sorulabilir:
 
“Kasım 2012’de, CHP Milletvekilleri Mevlüt Dudu, Refik Eryılmaz, Hasan Akgöl ve Levent Gök, Şam’a gidip, eli kanlı Suriye diktatörü Beşşar Esed ile hatıra fotoğrafı çektiriyor da, Niğde İl Milli Eğitim Müdürü Celalettin Ekinci’nin camide seminer vermesine niye tahammül edemiyorsunuz?”
 
Bu cami karşıtlığınız;
“Din”inizden mi, “kin”inizden mi?..
Madem “soruşturma” istiyorsunuz;
Önce bunu soruşturun!..
 
 
 
 
Faşist Siyonistler mi, Siyonist Faşistler mi?
 
Biliyorsunuz, Başbakan Tayyip Erdoğan, Viyana’daki BM Forumu’nda yaptığı konuşmada; “Siyonizm, Antisemitizm, Faşizm ve İslamafobia’nın suç olmasını” isteyince dünya ayağa kalktı... ABD’sinden İsrail’ine kadar; bütün “kuyruk”lar ve “baş”lar; “nasıl olur?” dediler, “Hiç Siyonizm ve Faşizm bir arada zikredilir mi?”
 
Doğru; “Faşizm” ve “Siyonizm” kelimeleri aynı cümle içinde kullanılmaz!!!.. Aynı cümle içinde kullanmak yerine, “yan yana” kullanıp da, mesela “Faşist Siyonistler” ya da “Siyonist Faşistler” denilseydi daha doğru olurdu...
 
Sen kalkacak, kendi bindiğin trene “Filistinlileri” almayıp, onlara “kendi trenine bin” diyecek ve resmen “ırkçılık, faşistlik” yapacaksın, sonra da “Siyonizm’in, Faşizm ile birlikte anılmasına” karşı çıkacaksın!..
 
Sen kalkacak; Siyonizmi “kanser”e benzeten “gazeteci”yi işten attıracaksın, sonra da “faşizm” ile birlikte anılmaya karşı çıkacaksın!..
 
Doğru, “aynı cümlede” anmak yerine, “yan yana” kullanılmalı: “Faşist Siyonistler, ya da Siyonist Faşistler!”
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi