30 Mart 2017 Perşembe3 Recep 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Ey îmân edenler! Allâh’tan ittikâ edin ve sâdıklarla berâber olun!” (Tevbe, 119)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk’a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:16Güneş 06:44Öğle 13:16İkindi 16:46Akşam 19:34Yatsı 20:55
    • 17°C Adana
    • 11°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 3°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 18°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 89.282 0.01
  • Altın: 145,428 -1.06
  • Dolar: 3,6363 -0.49
  • Euro: 3,8917 -0.97

“Bel’am”lar “İslam anlayışı”nı bozuyor-2

Faruk Köse

Allah düşmanları yüzyıllardır yaptıkları çalışmaların kazandırdığı deneyimlerle anladılar ki, müslümanları “harici saldırı ve telkinler”le dinlerinden uzaklaştırmaları imkânsız. Bir de gördüler ki müslümanlar, İslam’ı öğreten ve öğütleyen ilim adamlarına çok bağlılar.

Ne yapacaklarını bulmuşlardı. Önce kendi içlerinden, çoğu İslam aliminden daha bilgili “oryantalistler”i yetiştirdiler. Ancak her ne kadar bunlar bazı müslümanların irtidatlarına ya da bid’at ehli olmalarına sebep oldularsa da, istedikleri neticeyi elde edemediler; hele “İslam’da tahrifat” yapamadılar.

Bu kısmi başarılarının verdiği umutla “Oryantalizm’in yeni versiyonu”nu ürettiler. “Yeni Oryantalistler” bizzat müslümanların içindendi. Müslüman gibi yetişip İslami ilimlerde “hoca” olmuşlardı. Bunlara makam ve para verildi, “İslam’a ve müslümanlara yönelik saptırıcı çalışmalar”ı ödüllendirilerek teşvik edildi. Böylece, bu hocalar eliyle “İslam anlayışı”nı bozacaklar, müslümanları saptıracaklardı. Bunlar, “bel’am”lardı.

Bel’amların görevi “İslam’ı yeniden tanımlamak”tı!... Bunlar İslam adına konuşup yazacaklar, İslam’dan söz edecekler; ama sözlerinin arasında İslam’ın inanç, ibadet, ukûbat, muamelât, Şeriat vb. hükümlerine ve getirdiği düzenlemelere yeni anlamlar yükleyip bunları ısrarla ve vurgulayarak sunacaklardı. Böylece, önce İslam’ın ukûbat ve muamelâtını, ardından ibadet hükümlerini ve son olarak da iman/inanç esaslarını yeni bir biçime, yeni bir kalıba sokacaklar; yavaş yavaş İslam toplumunu dönüştüreceklerdi. Artık “kendilerini müslüman sanan, ama aslında İslam ile alâkası olmayan, gerçek İslam’a şiddetle karşı çıkan bir sürü” teşkil edilebilirdi.

Ne yazık ki başardılar ve el’an bu çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu taktiğin can damarı “kavramların yeniden tanımlanması...” Hiçbir “İslami terim” lügattan çıkarılmıyor, kullanılması yasaklanmıyor. Ancak mahiyeti değiştiriliyor. Böylece sen, “İslam adına, ama İslam ile alâkası olmayan bir ideoloji”yi din ediniyorsun!

Önce “zihin bulandırma” operasyonu yapıldı. “İslam’ın katı ve değişmez olmadığı, Kur’an hükümlerinin zamana ve yere göre değişebileceği” iddia edilerek, zihinler yeni tanımlamalara hazır hale getirildi.

 “İslam” mı? Tamam, din İslam olsun. Ama nasıl bir İslam? İşte bu noktada “vahyin kriterleri” bir kenara atılıyor ve ufak ufak, ama sürekli mesafe katedilerek “İslam” kavramının içeriği yeniden tanımlanıyor. Bunu yaparken “vahiy İslamı”ndan tamamen uzaklaşmıyorlar. Zira biliyorlar ki tümden uzaklaşırlarsa sözlerini satacak kimseyi bulamayacaklar. Ama vahiy ile bildirilen İslam’ın kimi hükümler ve esasları yeni bir biçime sokularak hak ile batıl birbirine karıştırılıp zihinlere enjekte ediliyor. İnsanlar İslam diye sarılıyorlar, ama aslında üzerine İslam etiketi yapıştırılmış yeni bir “din ideolojisi”ne mensup olmuş oluyorlar.

“Şeriat” mı? Tamam, kullanılsın. Ama nedir Şeriat? Şeriat kavramını “İslam’ın hukuk, muamelat, ukûbat esasları” olarak değil de, “yol” olarak tarif ediyorlar.
“Peygamber”i yeniden tanımlayıp, “örnek, önder, rehber ve Kur’an’ı tebliğ ve tebyin edici” değil, sadece Kur’an vahyini Allah’tan alıp insanlara aktaran bir “anten” (hâşâ!) vazifesi yüklüyorlar Peygambere.
Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, “Allah”ı bile yeniden tanımlamaya kalkışıyorlar. “Allah’a inanmak nedir?” Allah’a, zatıyla, isimleriyle, sıfatlarıyla, hükümleriyle, nimetleriyle inanmak lazım geldiğini anlatmıyorlar. Hatta bu tür söylemleri sapkınlıkla suçluyorlar. Onlara göre Allah, kâinatı yarattıktan sonra köşesine çekilen, insan ve dünya hayatına karışmayan bir varlık (hâşâ!)... İnsana her şeyi veren, ama hiçbir hesap sormayan!...
Bütün kavramlarda benzer yöntemi izliyorlar.

Bel’amlar; insan kafasını ve duygularını bir “şok anaforu”na sokarak “toplumsal bilinç”i imha etmeye, “toplumsal hafıza”yı silmeye programlarlar. Paralelinde, imha edilen bilincin yerine yeni bilinç inşâ ederler; silinen hafızanın içini yeni niteliklerle doldururlar. Nihayet “yeni inanç ve amel”e “yeni dizayn” verilirken, toplumun temel değerleri yeniden tanımlanarak “doğrusu budur” diye sunulur. Bu değerlerin “doğrusu” hakkında ise şiddetli bir saldırı ve karalama kampanyası yürütülür.

Dinimizde “ıstılah” dediğimiz kelimeler, sadece konuşma aracı değil; aynı zamanda insanın, içinde bulunduğu durumu, yaşadığı ortamı, yüz yüze geldiği her şeyi, üzerine hakim kılınan sistemi, toplumsal ilişkileri, bireysel davranış ve anlayışları, hayata dair hususiyetleri anlama, kavrama, idrak ve ifade etme araçlarıdır. Bir din, bir düşünce, bir ideoloji, bir bilim ya da siyasal sistem, kendini ancak kendine ait anahtar kelimelerle ifade eder. Bu kelimelerin mahiyeti ne ise, o sistem de öyledir.

Bu gerçeği bilen İslam ve müslüman düşmanları, “bel’amlar” vasıtasıyla “İslam anlayışı”nı bozarak müslümanları “İslam adına İslam’dan uzaklaştırmak” için kelimeleri tahrip ediyorlar.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.