16 Aralık 2017 Cumartesi26 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:42Güneş 08:15Öğle 13:07İkindi 15:23Akşam 17:45Yatsı 19:11
    • 11°C Adana
    • 3°C Adıyaman
    • 2°C Afyon
    • -8°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • -2°C Ankara
    • 11°C Antalya
    • 2°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 9°C Balıkesir
  • BIST: 109.330 -0.31
  • Altın: 156,133 -0.30
  • Dolar: 3,8638 -0.70
  • Euro: 4,5501 -0.72

Bataklıkta Açan Güller 1

İshak Özen

Yıllar önce bir tarla ya da bir traktör parası kazanabilmek için gurbete hüküm giyen millet varlığımız, Avrupa’daki ellinci yılını doldurdu geçtiğimiz yıl. Avrupalı Türkler, bundan tam elli bir yıl önce “sadece 3-5 yıllığına” memleketinden binlerce kilometre uzağa; üstelik çok kısa bir süre önce vatan, din ve namus uğruna savaş verdiği ülkelere işçi olarak gidiyordu. 

Gidildi ancak kısa bir müddet sonra “küçük” bir yanlışlık yapıldığı ortaya çıktı. Rızık endişesiyle Avrupa’ya giden/gönderilen vatandaşların dini ihtiyaçları –esasen insan oldukları bile- unutulmuştu. Ne namaz kılacak bir yer, ne de namaz kıldıracak bir insan vardı. Devlet, Müslüman halkını adeta sırtındaki bir yükü atarcasına gayrimüslim ülkelere göndermiş ve Hristiyan idarecilerin insafına terk etmişti.  

Özellikle cuma ve bayram namazları konusunda büyük sıkıntılar yaşayan ilk nesil Avrupalı Türkler, bu namazlarını yıllarca kiliselerde,  spor salonlarında, bodrum katlarında ya da terkedilmiş fabrika binalarında eda etme yoluna gitmişti. Avrupa’da uzun yıllar kendilerini yerli halkların deyimiyle “misafir işçi” olarak görüp kabuğuna çekilen ve ağır şartlar altında var olma mücadelesi veren Türk vatandaşları, ancak 80’li yıllara gelindiğinde özellikle dini hayat konusunda yaşadığı zorluklara karşı daha kalıcı çözümler üretebilmek amacıyla harekete geçerek organize olmuş ve sivil toplum teşkilatları kurmaya başlamıştı. Enteresandır ki, ne yurtdışına gönderirken ve ne de orada bulundukları on yıllar içinde gurbetçilerin kültürel, sosyal hiçbir ihtiyacını düşün(e)meyen devlet, vatandaşları, sivil örgütlenmelere giderek kendi göbeğini kendi eliyle kesmeye başlayınca telaşlanmış ve Avrupa’da da yurttaşları olduğunu fark etmişti.   

Tek derdi yeterli miktarda parayı kazanıp ülkesine dönmek olan birinci nesil, aradan geçen yıllar içerisinde öncelikle hedefleri uzatmış daha sonra çocuklarını da bulunduğu ülkelere getirerek işe yerleştirmeye başlamıştı. 5 yıllık planlar 10 yıl, 10 yıllık planlar da 20 yıl olarak güncellenirken üçüncü nesil yetişmeye başlamış ve Almanların ya da Avrupalıların “entegrasyon” ya da “uyum dediği bir problem ortaya çıkmıştı. Misafir işçilerin kalıcı olduğunun Avrupalılar tarafından kabullenilmeye başlanması ve özellikle 11 Eylül saldırıları, entegrasyon konusundaki çalışmaları da hızlandırdı. 

Bu tarihten itibaren Avrupa’da ve özellikle Avrupa Birliğinin amiral gemisi Almanya’da “uyum” adı altında özellikle genç nesiller üzerinden sürdürülen ciddi bir asimilasyon süreci başlatıldı.    Adına ne denilirse denilsin “uyum” ya da “entegrasyon”,  bugün Avrupa’da yaşayan millet varlığımızı sindirmenin, terbiye ve asimile etmenin sihirli bir ifadesi olmuş, Müslüman kitleler üzerinde düpedüz bir zulüm aracına dönüşmüştür. 

“Uyum” denilen şey esasen Müslüman Türklerin Türkiye’den ve İslam’dan koparılması projesidir. Açıkça dile getirilmese de kapalı kapılar ardında “İkinci ve üçüncü nesli Türklere kaptırdık ancak dördüncü nesil bizim olacak!” söyleminin dillendirildiğini duymayan kalmadı Avrupa’da. Bunun için ortaya konulabilecek onlarca delil olmasına rağmen ben konumuzla ilgisi bakımından yalnızca din görevlisi ve dini hizmetler noktasında birkaç noktayı vurgulamak istiyorum.

Türklerin Avrupa’da bunca yıldır varlığını ve benliğini koruyabilmesinin en temel nedenlerinden biri, sınırlı da olsa Avrupa’ya göçün devam etmiş olmasıdır. Yoksa uyum adı altında kendileri için birçok ifsat projesi yürütülen Avrupalı Türklerin durumu, bugün daha hazin bir noktada olacaktı.  Gerek gelin ya da damat olarak Türkiye’den Avrupa’ya giden genç nesillerin ve gerekse de görev yapmak üzere bu ülkelere giden öğretmen ve imamların getirdiği taze kan, Türklerin diri kalmasında, sözüm ona “entegre” olmamasında en etkin rolü oynadılar. İşte bu gerçeği çok iyi gözlemleyen ve analiz eden Avrupalılar, derhal “uyum” aldatmacasını devreye sokarak ilk etapta Türkiye ile yapılan evlilikleri ve Türkiye’den gelen öğretmen ve imamları sınırlandırmanın, uzun vadede de tamamen ortadan kaldırmanın hesaplarını yapmaya başladılar.
 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.