25 Mart 2017 Cumartesi27 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:26Güneş 06:52Öğle 13:17İkindi 16:43Akşam 19:29Yatsı 20:49
    • 19°C Adana
    • 15°C Adıyaman
    • 18°C Afyon
    • 0°C Ağrı
    • 12°C Amasya
    • 15°C Ankara
    • 17°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 90.383 0.69
  • Altın: 144,409 -0.77
  • Dolar: 3,6117 -0.38
  • Euro: 3,9021 -0.23

Başbakan’ın uçağı doğrudan Gazze’ye insin

Faruk Köse

İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi, Türkiye açısından küçümsenecek bir başarı değil elbette. Ancak “galibiyet edebiyatı”nın akımına öyle kapıldık ki, “istikametsiz bir gidiş”e doğru sürükleniyoruz da haberimiz yok. Meselenin esası kaçırılmaya başlandı bile. Küçük bir “üzgünüz” kelimesi gevşemeye yetiyorsa, ciddi bir sorunumuz var demek değil midir?

İsrail’in, öyle sanıldığı ve sunulduğu gibi sadece “Türk diplomasisinin başarısı”ndan ötürü politika değiştirmediğini, bunun, kendi “çıkar dengeleri” açısından geldiği “aşamanın sonucu”nu gösteren “stratejik bir hamle” olduğunu dün ifade etmiştim. Zaten İsrailli yetkililer de bunu inkâr etmiyorlar. Ancak, madem bir kez özür dilendi, o halde bunun realize ve pratize edilmesi için ne gerekiyorsa yapmak, gevşeyip teslim olmamak ve sonucu görmeden tutum değiştirmemek de “bizim siyasetçiler”in boynunun borcu.
Şimdi “özür”den birkaç gün öncesine gidelim. İsrail Başbakanı’nın sözcüsü, 19 Mart’ta Netanyahu’nun, “Filistin’le olan ihtilafı kalıcı biçimde sona erdirmek için tarihi nitelikte ödün vermeye hazır olduğu”nu açıklamış, ardından, “İsrail, Türkiye ile ilişkilerini iyileştirmeye hazır” demişti. Burada iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Birincisi, İsrail’in, sanki Filistin’in asli sahibiymiş de, Filistinlilere, bazı haklar ihsan ediyormuş gibi “ödün verme”den söz etmesi, “Filistin’in siyonistlerden temizlenmesi gerektiği gerçeği”ni zihinlerden silme operasyonunun devamı niteliğindedir. Oysa asıl konuşulması gereken, “Filistinliler İsrail’e ödün verecek mi, vermeyecek mi?” olmalı.
İkincisi ise, “İsrail’in, Filistinlilere uyguladığı zulüm”ü kısmen hafifleterek, Türkiye ile ilişkilerini iyileştirme politikasını “devlet stratejisi” olarak benimsediği görülüyor. İşte özür, bu stratejinin “start düğmesi” niteliğinde. Dün de yazdım, özür ön plâna çıkarılarak, Gazze’ye uygulanan ambargo konusu gündemden düşürülecek. Plân bu.
Zaten İsrail bunu çok beklemeden dile getirmeye başladı. Nitekim Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Türkiye’ye Gazze sözü vermedik” dedi. Şimdi konuşulan şu: Gazze ambargosu fiilen kaldırılmayacak, biraz yumuşatılacak. Mal girişi yine İsrail’in denetiminde olacak, ama bürokrasi azıcık hafifletilecek. Üstelik, deniz ablukası da kalkmayacak. Gazze’ye gemi giremeyecek, balıkçılar denizlerden yararlanamayacak. Nitekim Erdoğan’ın sınıf arkadaşı olan İsrail Türkiyeliler Birliği Sözcüsü Rafael Sadi, “anlaşmada deniz ablukasının kaldırılması mevcut değil” dedi.

Şimdi bu yeni durum kamuoyuna benimsetilmeye çalışılıyor. Türkiye için önemli olanın, özür ve tazminat konuları olduğu işlenmeye başlandı bile. Ancak bu noktada Başbakan’a inanmak istiyoruz. Nitekim Erdoğan, bir yandan “özür beyanı bizim istediğimiz şekliyle (üç şart) gerçekleşti” derken, bir yandan da “süreç içerisindeki uygulamaları görelim” diyerek, olası bir yol kazasına karşı temkin payını elden bırakmıyor.
İşte bu noktada, Erdoğan’ın Mayıs’ta yapılacak Gazze ziyareti ile durumun ne olduğu tam anlamıyla bütün dünyaya gösterilebilir. Şöyle:

İsrail’in, Gazze’ye uyguladığı ambargoyu kaldırmak için ileri süreceği hiçbir şart kabul edilmemeli. Gazze’ye yardımların ve giriş çıkışların İsrail’in kontrolünden çıkması pratize edilmeli. Bu kapsamda, Başbakan’ın Gazze’ye yapacağı ziyaret dönüm noktası olmalı. Başbakan’ın uçağı doğrudan Gazze’ye inmeli, pasaport işlemleri Gazze gümrüğünce yapılmalı. Aynı esnada, denizden Gazze limanına yardım gemileri demir atmalı, karadan yardım tırları sokulmalı. İsrail’in denetiminde olmaksızın...

Başbakan’ın ziyareti gerçek anlamını böyle bulur. İşte o zaman, Tayyip Erdoğan ismi, İslam tarihinde takdir edilir bir yere oturur. Bunun aksi, günü geçiştirmenin ötesinde bir anlam taşımaz, İsrail’in melanetlerini meşrulaştırmaktan başka bir işlev görmez.
Filistinli öğrenci, ABD Başkanı Obama’ya “gerçekten buraya barış sürecini desteklemeye mi, yoksa İsrail’e Filistinlileri öldürmesi için daha fazla silah vermeye mi geldiniz?” diye sormuştu da, Obama verecek cevap bulamamıştı.

Şimdi, bir başka Filistinli öğrenci, Gazze’ye gittiğinde Başbakan Erdoğan’a sorsa:
“Buraya ambargoyu gerçekten kaldırttığınız için mi, yoksa uluslararası arenada kazandığınız primin cakasını satmaya mı geldiniz? Artık Gazze’ye karadan, havadan ve denizden giriş çıkışlar, Gazze gümrüğü kontrolünde serbest mi? Ambargo kalktıysa, niçin pasaportunuzda İsrail’in giriş damgası var?”

Başbakan buna ne cevap verebilir?
Onun için Erdoğan’ın Gazze’ye inişi, Gazze’nin özgürlüğünü de sağlayabilmeli. Yoksa, ne Gazze’ye gitmeli, ne de İsrail’in uzattığı, ucunda bomba bağlı zeytin dalını tutmalı.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.