Kenan Alpay

Kenan Alpay

Kapı Kulu Aydınlar ve Saray Uleması

Kapı Kulu Aydınlar ve Saray Uleması

Akıp giden zaman, ahlaken ve hukuken kimlerin kazandığını da kimlerin kaybettiğini de daha net olarak belirginleştirecek. Kazanmanın veya kaybetmenin kriterini öncelikle ahlak ve hukuk üzerinden tanımlamaya girişmemenin bizatihi kendisi hüsrandır. Çünkü fert ve toplum kadar devletlerin de bekası ahlak ve hukuka olan sadakatleriyle bire bir bağlantılıdır.

Meseleye iki örnek süreç açısından bakmakta fayda var: Birincisi; Kemalist ideoloji ve kadroların siyaset ve toplum üzerindeki yıkıcı tahakkümlerinin kırılmasına ilişkin işleyen süreçte ortaya çıkan tercihler. İkincisi; Baas/Esed cuntasının katliam, yıkım ve tecavüz politikalarına karşı Suriye halkının direnişini görme biçimi.
Kemalizm’in Aydınları
Hem Kemalist orduya hem de Kürt ulusal hareketi PKK-BDP’ye daha bir sıkı sıkıya sarılmak nereden icap etti sanılıyor! Nihayet bu kirli siyaset, işi yarım asırlık Baas-Esed cuntasını sahiplenip savunmaya ve Suriye halkına karşı seferberlik ilan etmeye kadar vardırdı. Sürpriz miydi şahit olduklarımız? Üzücü olabilir ama kanaatimce asla şaşırtıcı değil. Çünkü özünde despotizme duyulan özlem ve toplumsal kökleri olmadığı için despotik iktidarlar tarafından beslenmeye rıza gösteren bir iktidar hırsı yatmaktadır.
Türkiye’de Kemalist oligarşiye karşı, Suriye’de Baas/Esed cuntasına karşı yükseltilen mücadeleyi emperyalist planlara yamamaya kalkışarak meşruiyet elde etmeye çalışmanın çirkinliği gün gibi ortada. Ardı arkası kesilmeyen komplo teorilerinin, emperyalist projeler söyleminin kimleri tükettiğini zaman daha iyi gösterecek. Bugünlerde ‘Akil Adamlar’ rolüne soyunarak popülaritelerini ve entelektüel tahakkümlerini tahkim etmeye kalkışmaları filan kimseyi aldatmasın. Bu kadar falso yapmış, kirlenmiş ve en önemlisi güvenilirliğini yitirmiş kesimler değil siyaseti ve toplumu koyun sürüsünü dahi güdemezler artık.
Konumuza dair bir örnek olması bakımından hatırlarsak, çok kısa bir süre öncesine kadar ‘en prestijli’ haber kanallarından hiç eksik olmayan en kıdemli siyaset ve toplum bilimcilerden biri olarak takdim edilen Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’ydu. Kalaycıoğlu’nun bu hafta başı Cumhuriyet’e verdiği röportaja şöyle bir bakarsak siyaset ve toplum olarak kat edilen mesafe kadar aydınlar ve bürokratik oligarşi adına yaşanan gerileme ve can sıkıntısının farkına varabiliriz. Öcalan’ın Newroz mesajını “her kesime gül uzatıyor, her ağza bal çalıyor” şeklinde yorumlarken asıl probleme şöyle dikkat çekiyor: “Öcalan çözümü dindarlıkta, din kardeşliğinde arıyor.”
Kürt sorununun çözümü yolunda ciddi adımlar atılırken Ersin hoca tespit mi, temenni mi olduğu şüpheli şöyle birkaç cümle kuruyor: “Öcalan’ın mesajını çekilmeyi temin edebilecek bir jest olarak görmekteyim. Ama sorunun kalıcı çözümü sadece onun elinde de değil. Birçok değişken var. PKK’nin Avrupa ve Kandil kanatları var. Irak, İran, Suriye ile olan ilişkileri, başka ilişkileri var. Başka hareketler de çıkabilir. Öcalan çok belirleyici olmayabilir.” Prof. Kalaycıoğlu’nun paragrafın başında “jest” ile kurduğu birinci cümle ikincisinden itibaren kopkoyu bir belirsizliğe hatta çözümsüzlüğe dair sıralanan gerekçelere dönüşüyor.

El Buti ve Baas/Esed’in Uleması

Ulusalcı, Kemalist, sosyalist aydınlara ilave olarak Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu örneği şunun için önemli: Aydın ve ulemanın resmi ideolojinin ve iktidar sınıflarının taşıyıcısı, meşrulaştırıcısı ve müdafi pozisyonuna düşmesine hemen her zaman karşı durma iddiasındaki bazı İslamcı aydınların Ramazan el Buti’nin ardından döktükleri gözyaşını bir de bu bağlamda düşünmek gerek.
PKK’nın silahlı unsurlarına güvenerek siyaset üretenlerin, askeri vesayetin taşıyıcılığına soyunan ulusalcı aydınların günahlarını teşhis ve teşhir etmekte son derece dikkatli ve sorumlu olan aydınlarımız iş benzer günahları fazlasıyla taşıyan Ramazan el Buti’ye gelince neden bu kadar anlayışlı ve şefkatliler acaba? Oysa Buti’nin İslami ilimlere vakıf olup olmadığı değil İslami/ahlaki bir tavra sahip olup olmadığını tartışmak daha öncelikli ve önemli olmalıydı. Buti’nin katlediliş biçiminde ortaya çıkan çarpıklık onun oynadığı saray uleması rolünü ne görmezden gelmeye ne de meşrulaştırmaya iktifa eder.
Ramazan el Buti, karakteri zulüm ve küfürle inşa edilmiş, katliam ve tecavüzle tahkim edilmiş, bekasını kan dökücü Şebbiha ve Muhaberat çetelerinin marifetine bağlamış Esed/Baas rejiminin “âlimiydi”. Yöntem sorunu değil maalesef zalim ve mazlum arasında tercih sorunu yaşıyordu. Saray uleması, kapıkulu aydın ve ulema vs. denilen lanetli sınıfın çağımızdaki temsilcisi olarak ömrünü tamamladı. Bizlerin sözlerinin kıymeti harbiyesi bellidir. Çünkü hesap görücü olarak Allah yeter.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum
Kenan Alpay Arşivi