13 Aralık 2017 Çarşamba25 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:40Güneş 08:13Öğle 13:05İkindi 15:23Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 22°C Adana
    • 15°C Adıyaman
    • 9°C Afyon
    • 10°C Ağrı
    • 9°C Amasya
    • 12°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 8°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 13°C Balıkesir
  • BIST: 108.313 -0.68
  • Altın: 153,536 -0.23
  • Dolar: 3,8493 0.31
  • Euro: 4,5167 0.26

İkrah ve Şecaat

M. Şevket Eygi

Hemen hemen bütün İslamî değerlerin, normların, ölçülerin, hükümlerin tamamının yanlış anlaşıldığı, yanlış uygulandığı yahut terk ve ihmal edildiği bir fetret devrinde yaşıyoruz.
*BEŞ VAKİT NAMAZ çok büyük ölçüde terk edilmiştir.
*Halkın yüzde onu mudur, yirmisi midir, günlük vakit namazlarını kılanların çoğunluğu CEMAAT’i terk etmiştir.
*Cuma ezanı okunduğunda Müslüman tacirler işyerlerini, dükkanlarını, lokantalarını, pastahanelerini, bürolarını KAPATMAMAKTADIR.
*Bir kısım kadınlar, kızlar, modacılar TESETTÜRÜN cılkını çıkartmışlardır.
*Halkın büyük kısmı, öğrenilmesi ve bilinmesi farz olan İLMİHALİNİ öğrenmemektedir.
*Halka ilmihal bilgilerini öğretmekle yükümlü ve vazifeli olan bilen kişiler ve hizmet kurumları İLMİHAL EĞİTİMİ seferberliği başlatmamaktadır.
*Kur’anla, Sünnetle, icmâ ile sabit olan, ehliyetli bir İMAM-I KEBİR’e biat ve itaatten bahs eden yoktur.
*ÜMMET kelime, değer ve kavramı kitaplarda kalmıştır, fiiliyatta Ümmet yoktur, birbirinden kopuk ve bağımsız bin parçadan ve fırkadan oluşan İslamcılık Protestanlığı vardır.
*EMR-İ MÂRUF ve NEHY-İ MÜNKER farzı tâtil edilmiştir.
*EHL-İ SÜNNET şuuru ve hassasiyeti körletilmiştir.
*Bütün mü’minlerin olumlu ve rahmanî çeşitlilikler içinde sarsılmaz bir BİRLİK olması gereği unutulmuştur; hizipçilik, fırkacılık, cemaatçilik, tarikatçılık militanlığı, asabiyeti, holiganlığı geçer akçe olmuştur.
Bunlardan başka daha nice bozukluk vardır… Bunların en vahimi de ikrah bahanesidir. Zamanımızda eskiden olduğu gibi Müslümanların üzerinde ağır baskılar ve ikrah yoktur. Yüzde yüz olmasa bile din, inanç, inandığı gibi yaşamak konusunda hayli hürriyet ve serbestlik vardır. Lakin bazı bilenler, imkanlılar, vazifeli ve sorumlu kişiler ve kurumlar hâlâ lüzumsuz bir korku ve ihtiyat içindedir.
Vaktiyle Müslümanların ellerini kollarını ve dillerini bağlayan nice zulüm kanunu ya kaldırılmış yahut caduc olmuştur. Peki gerçekleri söylemesi ve hizmet etmesi gereken kişi ve kurumlar niçin susmaktadır?
Niçin çok güçlü, genel, yoğun bir tashih-i itikad propagandası yapılmıyor?
Niçin milyonlarca halkı, beş vakit namaza başlatma kampanyası faaliyeti yoktur?
Niçin şeytanî tesettür kötülenip şer’î tesettüre çağırılmamaktadır?
Müslümanlar niçin, bütün öğrencilerinin beş vakti mektep imamının ardında cemaatle kılacağı İslam Mektepleri açmıyor?
Niçin İslam Medreselerinin tekrar açılması için güçlü bir faaliyet ve baskı yoktur?
Halkı ve gençliği çürüten müstehcen yayınlar, seks taşkınlık ve azgınlıkları niçin milyonlarca ağızdan gür sesle protesto edilmiyor?
Bu yazdığım hizmetler konusunda, 28 Şubat post-modern darbesinden sonra baskı ve ikrah vardı ama şimdi yoktur. Peki milyonlarca Müslümana ne oldu ki, cebîn ve zelil şekilde susuyorlar, korkuyorlar?
Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” buyurmamış mıdır?
Bir, eski örnek ve gerçek İslam büyüklerine bakalım, bir de şu halimize.
Hürriyet var, imkan var ama gerçekleri haykırmıyoruz.
Halkı sahih itikada, beş vakit namaza, erkekleri cemaate, kadınları şer’î tesettüre çağırmıyoruz.
Günde altı milyon ekmek çöpe atılıyor, biz bu korkunç israf azgınlığını gereği gibi kötüleyip protesto etmiyoruz.
Kendi hasis menfaatlerimiz, benliklerimiz, şahsî ihtiras ve kaprislerimiz için arslanlar kaplanlar gibi yırtıcıyız ama iş İman, İslam ve Şeriat değer ve normlarına gelince nicemiz dilsiz şeytan gibi susuyor.
İkrah varmış, ihtiyatlı olmak gerekiyormuş, korkmalıymışız… Bunlar hep şeytanî bahanelerdir, yalandır yalan!
Elbette dikkatli ve ihtiyatlı olacağız ama İslam hikmetinin ölçüsü şudur:
Tehevvürden ve cebanetten uzak duracağız, şeci’ Müslümanlar olacağız.
Delice öfkeler ve çıkışlar yok… Alçakça susmalar ve zillet de yok… Âdil ve cesur şekilde doğruları söylemek, halkı uyandırmak ve aydınlatmak, zulmü reddetmek, münkerleri tenkit etmek mutlaka olmalıdır.
İmana, İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı olan bütün kötülükleri engellemeye çalışmak bizim için seçimlik bir şey değildir, vaz geçilmez bir vazifedir.
Bu satırları kaleme aldığım tarihte bilen, imkanlı, güçlü Müslümanların ikrah mazeretleri yoktur.
Cenab-ı Hak cümlemizi tehevvürden ve cebanetten korusun, bizleri şecaatli Müslümanlar kılsın.
(İkinci yazı)
Açık Mektuplar
Yazılarımı beğenmeyen bir zata: Selamdan sonra… Yazılarım ile pek küçük ve naçiz de olsa hizmet ettiğime inanıyorum. Ömrüm ve sağlığım yettiği müddetçe hizmetimi devam ettirmek isterim. Hiçbir şahsın ve makamın bana şunu yaz, bunu yazma emrini vermesini kabul edemem. Bazı temenniler ve istekler olabilir ama bunlar cebr ve kesin emir şeklinde olmamalıdır. Yazmamamı istiyorsanız, bendenize değil, gazete idaresine müracaat etmelisiniz. Hürmetlerimle…
***
Muhterem Ahmet Esenli’ye… Selam ve hürmetten sonra: Muhterem bir Profesörün Türkiye Müslümanlarına İmam-ı Kebir olup olamayacağınızı sormuşsunuz. O zatı yakından tanımıyorum. İlmi, irfanı, ehliyeti, liyakati, dirayeti, kiyaseti, siyaseti yeterli midir bilemem. Müslüman kesime mensup çok yüksek kültüre, ilme, irfana, ahlaka, fazilete, karaktere, mürüvvete sahip on iki kadar âqil, sâlih, muhlis, muttaqi, tecrübeli, birikimli, temiz, âdil, munsif şahsın toplanıp bir şûra oluşturmaları ve uzun istişarelerden ve en son istihare yaptıktan sonra ehliyetli bir zatı İmam olarak seçmeleri, önce kendilerinin biat etmesi, sonra bütün halkı biat ve itaate çağırmaları gerekir diye düşünüyorum.
***
Bir gence: Ehl-i Sünnet mezhebinde mut’a nikahı ebediyen haramdır, bu haramlık kıyamete kadar bakidir. Hiçbir Sünnî din alimi, fakih, müftü mut’a nikahına fetva veremez. Bu konuda hiçbir Müslüman kendi re’y ve hevasıyla ictihad edemez. Selam ve hürmetler…***
Düşük faizli mesken kredisini soran okuyucuma: Mesken kredileri kesinlikle düşük faizli değildir. Düşük faiz bir aldatmacadan ibarettir. 100 bin lira kredi alan kişinin 50 bin lira faiz ödediği söyleniyor. Bu rakam düşük müdür? Düşük faiz diyenler doğru söylemiyor… Konuyu inceleyip inşallah uyarıcı bir yazı kaleme almayı düşünüyorum. Faizin düşüğü de yükseği de zaten kesinlikle haramdır. Selam ve hürmetler.
***
İsmini vermeyeceğim zata: Gönderdiğiniz bilgileri aldım, çok teşekkür ediyorum. Diyanet’te Ehl-i Sünnet taraftarları ile ehl-i bid’at arasında anlaşmazlık ve çatışma olduğu her Müslüman tarafından bilinmelidir. Birileri sapık ve matrut (=kovulmuş) Fazlurrahman’ın mezhebini Türkiyeye hakim kılmak istiyor. Müslümanlar bu konuda uyarılmalı ve aydınlatılmalıdır. Fazlurrahmancılar maalesef taqiyye ve kitman yaparak Sünnî Müslümanları aldatmaktadır. Cenab-ı Hak onlara fırsat vermesin. Selam ve hürmetler.
***
Bir zata: Bendenizden, intisab etmek üzere bir tarikat ismi ve adresi soruyorsunuz. İntisab nasip meselesidir. Tarikat reklamı ve çığırtkanlığı yapmak çok ayıptır. İstihare yapmanızı tavsiye ederim. Selam ve hürmetler.
***
Zengin beyefendi dostumuza: Derneklere, cemaatlere, tarikatlara, vakıflara ve diğer tüzel kişilere zekat verilmez. Zekat gerçek şahıslara verilir. Şimdiye kadar Kur’ana, Sünnete, fıkha, Şeriata aykırı olarak kaptırdığınız zekatları yeniden vermeniz gerekir diye düşünüyorum. Reformcu ilahiyatçıların zekat konusundaki fıkha aykırı ictihad ve fetvaları geçersizdir ve onlarla amel edenler mânevî ziyana uğrar. Selam ve hürmetlerimle.
***
Konferansa davet eden şahıslara ve kurumlara: Bendeniz iyi bir konuşmacı değilim. Ayrıca yaşlandım, sağlığım bazı faaliyetlere katılmama izin vermiyor. Bağışlanmamı istirham ediyorum. En derin selam ve hürmetlerimle.
***
Liseli bir gence: Gönderdiğiniz elektronik mektubu aldım. Yaşınıza göre Türkçeniz hayli düzgün, tebrik ediyorum. Bir tek yanlışınız vardı, mahzur yerine mahsur yazmışsınız. Mahsur kuşatılmış demektir, mahzur ise sakıncalı… El yazınızı görmedim ama size kaligrafi=güzel yazı dersleri almanızı tavsiye ederim. Selam ve hürmetler.
***
Şişman dostlarıma: Saçma sapan perhizlerle zayıflanmaz. İslam perhizinin dokuz altın kuralını yazıyorum. (1) Acıkmadan yemeyiniz… (2) Sofradan doymadan önce kalkınız, kesinlikle doyduktan sonra yemeyiniz… (3) Kepekli tabiî ekmek yiyiniz… (4) Sade basit ve yavan yemekleri az miktarda yiyiniz… (5) Mümkün olduğu kadar temiz havada yürüyünüz… (6) Yemekten önce besmele çekerseniz, sonunda elhamdülillah derseniz yemeğin bereketi, faydası ve (mânevî) miktarı artar, hem gıda, hem şifa olur… (7) Kesinlikle israf etmeyiniz…
(8) Çörek otu ve diğer baharatları makul ve ölçülü olarak devamlı kullanınız… (9) Peygamberlerin (aleyhimüsselam) katığı olan sirkeyi tüketiniz… Selam ve hürmetler eder sağlıklı ömür dilerim.
31.03.2013

Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.