19 Ekim 2017 Perşembe28 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:47Güneş 07:13Öğle 12:56İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:46
    • 16°C Adana
    • 14°C Adıyaman
    • 7°C Afyon
    • 4°C Ağrı
    • 6°C Amasya
    • 4°C Ankara
    • 14°C Antalya
    • 10°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 10°C Balıkesir
  • BIST: 106.926 -0.06
  • Altın: 151,429 -0.02
  • Dolar: 3,6718 -0.12
  • Euro: 4,3287 0.21

Küfre Rıza Küfürdür

M. Şevket Eygi

Küfre rıza küfürdür… Kur’anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle haram kılınmış bir günaha ve suça helaldir demek küfürdür… Zalimleri ve zulmü övmek ve desteklemek büyük günahtır… Allahın indirdiği kesin hükümlerle hükm etmemek, o hükümleri iyi, doğru ve güzel görmemek büyük günahtır ve isyandır… Hz. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) kesin emirlerini, yasaklarını hafife almak büyük sapıklıktır… Rüşvet alan da veren de mel’undur… Mü’minlerin birlik halinde olmaları farz, parçalanıp ayrılmaları haramdır ve helak sebebidir… Allaha ve Resulüne isyan konusunda kullara itaat yoktur… Şeriat-ı garra bütün iyilerin, doğruların, güzellerin kaynağıdır…

Bir İslam toplumu şu kötü şeyleri yaparsa helake, azaba, felakete, yıkıma duçar olur: (1) İtikadı bozulursa… (2) Beş vakit namazı terk ederse… (3) Zekatı Kur’ana, Sünnete, fıkha, Şeriata göre dosdoğru vermezse… (4) Avamm-ı müslimîn, öğrenilmesi farz olan ilmihalini öğrenmezse… (5) Müslümanlar, tek bir Ümmet olmaktan çıkıp birbirinden kopuk binlerce hizbe, fırkaya, cemaate, İslamcılığa ayrılırsa… (6) Emr bi’l-mâruf ve nehy ‘ani’l-münker farzı tatil ve terk edilirse… (7) Halk şehvetlerine tâbi olursa… (8) Kur’anda, şeytanla kardeş olmak şeklinde kötülenen israf yaygın hale gelirse… (9) Riba yaygın hale gelirse… (10) Zina ve seks azgınlıkları yaygın hale gelirse… (11) İslam kadın ve kızları şehevî kıyafetlerle gezerse… (12) Müslümanlar ehliyetli ve liyakatli gerçekten dindar bir Emîre biat ve itaat etmezlerse… (13) Müslümanların bir kısmı sürünürken, bir kısmı Nemrud ve Firavun gibi lüks, sefih bir hayat sürerse… (14) Müslümanlar hayatın her vechesinde kafirleri taklid ederler, hattâ onlar sıçan deliğine girseler Müslümanlar da girerse… (15) Bilen alim ve ziyalı Müslümanlar bilmeyenleri uyarmaz, aydınlatmaz, bilgilendirmez, onlara etkili şekilde nasihat etmezlerse…

 

(İkinci yazı)

Açık Mektup

Muhterem efendim… Selamdan sonra… Mektubunuzu aldım, teşekkür ediyorum. Herhangi bir Müslümanı sorgulama hakkı, öncelikle İmam-ı Müslimîn olan zata veya kendilerine talimat verilmiş olan vekillerine aittir. Sonra vazifeli ve salahiyetli ulemaya, fukahaya ve müftülere…

İslamda herkes herkesi hod be hod sorgulayamaz. Başka bir tabirle herkes din savcısı değildir.

Bir İslam toplumunda herkes herkesi sorgular, hesaba çekerse anarşi ve kaos olur.

Bugün ülkemizde İslama, Kur’ana, Sünnete, Şeriata dayalı bir İslam sistemi ve düzeni bulunmamaktadır. Bir İslam düzeninde farz namazların kılınması, hür ve mukim erkeklerin bu farz namazları cemaatle kılması, Ramazanda oruç tutulması, gündüzleri alenen nakz-i siyam yapılmaması, muhadderat-i İslamiyenin tesettüre girmesi, Cuma ezanı okununca dükkanların ve iş yerlerinin kapatılması gibi konularda zecr yapılabilir ama bugün yapılamıyor.

Bendenizi bir konuda tenkit etmişsiniz, sorguluyorsunuz.

Bu fakirin bir değil, bin kusuru ve eksiği vardır.

Hiçbir zaman kendimi örnek ve model bir Müslüman olarak görmedim ve göstermedim.

Olgun bir Müslüman olduğumu, ahvalimin, giyim ve kuşamımın, şemailimin İslamî olduğunu, salih ve olgun bir Müslüman olduğumu iddia edecek kadar beyinsiz değilim.

Prensibim şudur: Eğri otursam da doğru konuşmaya ve yazmaya çalışırım.

İcazetli Sünnî ulemadan, fukahadan, kamil müşidlerden, meşayihten nice zatın izin ve teşvikleri ile yazmaktayım.

Hizmet etmek için ille de kamil ve salih bir Müslüman olmak gerekmez. Cenab-ı Hak bu dini isterse fasık ve facirle de te’yid eder.

Yazılarıma son verme isteğinize gelince: Lütfen bu konuyu gazete idaresiyle görüşürsünüz.

Tekrar hürmet eder, ellerinizden öper, dualarınızı beklerim efendim.

 

(Üçüncü yazı)

Marmara Balıkları Zehirli mi Değil mi?

Sağlıklı beslenme konusunu vazife edinmiş a Haber’deki Deşifre programı Marmara Denizi’nde tutulan otuz küsur çeşit balığı tahlil ettirmiş, bunların on birinde yiyenleri zehirleyecek ağır metaller, başka zararlı maddeler bulunmuştu… İlgili bakanlık bunu tekzip ettiydi.

Aklımızı ve mantığımızı çalıştıralım: Marmara Denizi, belki de dünyanın en pis denizi haline geldi. On milyonlarca insanın yaşadığı bu bölgede nice zehirli madde, çöp, pislik denize atılıyor. Sadece bitmiş piller bile bu küçük denizi zehirlemeye yeter de artar. Bu denizde yaşayan ve tutulan balıkların zehirli, insan sağlığına zararlı olmamaları mümkün müdür?

Bakanlığın tekzibi (yalanlaması) doğrusu bana ciddi gelmedi. Maddi imkânım ve yardımcılarım olsa şöyle bir iş yaparım:

Bir noterle anlaşırım, İstanbul’un birkaç balık pazarında otuz ayrı cins balık satın alırım, bunları gıda tahlili laboratuarlarında tahlil ettiririm. Neticede sivil toplum kuruluşu mu haklı, bakanlık mı haklı meydana çıkar.

Sırası gelmişken Avrupa’da bir ortaçağ üniversitesinde cereyan eden bir vakayı zikretmek isterim:

Talebeler bir amfide toplanmışlar, üstad ders veriyor. Üstada “Bir atın ağzında kaç diş vardır” sorusu yöneltilmiş. Üstadın bu konuda bilgisi yok. Eski kitaplara bakmışlar, Hipokrat’ın, Eflatun’un, Aristo’nun, Sicilyalı Diodoros’un ve öteki hükemanın kitaplarına, bu konuda bilgi bulamamışlar… Bu esnada genç talebelerden biri ayağa kalkmış “Saygıdeğer üstadlar, üniversite binasının dışında, sokaklarda meydanlarda bir yığın at var, gitsek bunların ağızlarını açıp dişlerini saysak olmaz mı?”

Çocuğun bu teklifi üstadları çok sinirlendirmiş, terbiyesizliğin ve edepsizliğin bu kadarı olmaz demiş ve asistanlarıyla birlikte zavallıyı bir temiz pataklamışlar.

Yakın tarihlerde Türkiye ombudsmanı seçilen muhterem Mehmet Nihat Ömeroğlu Beyefendiye bu sütunlardan hitap ediyorum. Bilhassa Marmara Denizi’nde tutulup halka yedirilen balıklarda cıva ve diğer ağır metaller var mıdır? Başka zehirli maddeler var mıdır? Bu konuyu yardımcılarına araştırtırsa büyük bir hizmet etmiş olacaktır.

Halep oradaysa arşın buradadır… İşte Marmara Denizi’nin perişan hali… İşte balık pazarlarındaki balıklar… İşte gıda maddelerini tahlil eden laboratuarlar… İşte halkın tükettiği gıdalarla ilgili kanunlar ve tüzükler… Niçin harekete geçilmiyor?

Gıda ve meşrubat tahlilleri işini halk kendisi yapamaz. Bendeniz sade bir vatandaş olarak balıkları, etleri, sütleri, peynirleri ekmekleri, yoğurtları, meşrubatı tahlil ettirecek maddi imkânlara, yardımcılara, teşkilata sahip değilim. Tüketicileri korumak öncelikle devletin ve belediyelerin işidir.

Şu hususu da belirteyim ki bazı belediyelerin “Bu salahiyet bizden alındı bakanlığa verildi” sözleri gerçeğe uygun değildir. Hem ilgili bakanlık, hem de bütün belediyeler laboratuarlar kurup halka yedirilen ve içirilen maddeleri sıkı, genel, yoğun şekilde tahlil ettirmekle, bozuk üretim yapan firmaları mahkemeye vermekle, cezalandırmakla yükümlüdür.

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.