24 Mart 2017 Cuma26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 15°C Adana
    • 13°C Adıyaman
    • 8°C Afyon
    • -2°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 6°C Ankara
    • 19°C Antalya
    • 9°C Artvin
    • 14°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.844 0.09
  • Altın: 145,078 -0.31
  • Dolar: 3,6250 -0.01
  • Euro: 3,9071 -0.10

“Hz. Muhammed’siz (s.a.v) Kutlu Doğum” 4

Cemal Nar

“Gelelim Dr. Reşit Haylamaz’ın “Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz" isimli siyer kitabına” demiştik. Biz o kitabı bulduk ve o bölümü okuduk. Ali İhsan İyibilen kardeşimizin şikayet ettiği konuyu aynen orada biz de gördük. Siz de bir kanaat sahibi olasınız ve biraz da cennette gezinesiniz diye o bölümü aynen iktibas ederek size sunuyoruz. Eleştirisi arkasından gelecek inşallah.

“Cennet

Bu yolculuk esnasında Efendiler Efendisi, cennet ve cehenneme ait tablolara da şahit olacak ve dünyada iken hangi hareketin ne türlü bir karşılık göreceğini örnekleriyle ümmetine de anlatacaktı.

Bir anda cennet, olanca güzelliğiyle önüne açılıvermişti.

İnci-mercan misal her çeşit değerli taşlar ve tasavvur üstü bir renk cümbüşüyle donatılmış, nice göz alıcı desenlerle tezyin edilmişti! Hiçbir gözün görmediği ve göremeyeceği, hiçbir kulağa yankısı gelip çarpmayan ve hiçbir faninin de tahayyül edemeyeceği nice güzellikler sergileniyordu önünde. Ne göz alıcı, ne gönül yakıcı manzaralardı... Cennetin zümrüt yamaç¬ları, önünde perde perde açılmış ve O da, meltem gibi gelip yüzüne çarpan esintileriyle mest, hayret makamının hakkını veriyordu.

Bir aralık kulağına hoş bir ses gelmişti:

- Bu ses de neyin nesi, diye sordu Cibril'e.

 

- Cennetin sesi, diyordu rehber-i sadıkı. Biraz dikkatle dinleyince, gelen sesin şunları dediği duyuluyordu:

- Ey Rabbim! Bana vadettiğin şeyleri lutfet! İşte, artık uhdemde bulunan odalarım, ipek ve huIIelerim, sündüs ve inci-mercanlarım, gümüş ve altınlarım, koltuk ve döşemele¬rim, kap ve kacaklarım, binek ve içkilerim, bal, süt ve sularım çoğaldıkça çoğaldı; artık, vaadettiğin şeyi yerine getir de bana gelecek olanları bir an önce buraya gönder!

Onun bu samimi talebine karşılık bir başka ses yükseldi:

- Evet, her mü'min ve mü' mine, erkek veya kadın Müslüman, Bana iman eden ve Resülümü de tasdik ederek destekleyen, her daim müspet hareket ederek ortaya salih bir iş koyan ve asla Bana şirk koşmayan ve Allah'tan başka bir değer önünde bel kırıp boyun bükmüyenIer, çok geçmeden sana gelecektir!

Kim, Benden haşyet duyar ve çizilen ölçü içinde hareket ederse o emindir; Benden kim ne isterse Ben, onu veririm. Kim de Benden ön talepte bulunur ve borç gibi isterse onun da isteğini yerine getiririm. Ve kim de Bana tevekkül edip işini Bana bırakırsa, mutlaka onun işini nihayete erdirir ve yerine getiririm. Çünkü, şüphe yok ki Ben, kendisinden başka ilah olmayan Allah'ım! Sözümde hulf edip yerine getirmemezlik yapmam! Şüphesiz, mü'min olanlar ancak kurtuluşa erer. Allah, ne mükemmel ve mübarek bir yaratıcıdır.

 

Rabb-i Rahim'den gelen bu nidayı duyan cennet sükun bulacak ve:

 

- Razı oldum ey Rabbim, diyecekti. (437 Taberi, Tefsir, 8/3)

 

Daha dikkatle baktı içeri; altından ırmaklar üzerinde kurulmuş saraylarda koltuklara yaslanıp muhabbet eden babayiğitler vardı... Etraflarında hizmetçiler dört dönüyor; isteyip arzu ettikleri her şey, anında yerine getiriliyordu. Huri- gılmanlarla kuşatılmıştı, yüzlerindeki ifadeler bile boşa çıkarılmadan nimetler içinde yüzüp duruyorlardı. Akla-hayale gelmedik nimetlerden istifade ederken ne bir bıkkınlık ne de herhangi bir fütur seziliyordu üzerlerinde; çünkü, her yediklerinde renkler farklı, desenler rengarenk, tatlar değişkendi ve kokular da birbirini tutmuyor. Böylelikle her seferinde yeni bir telezzüz imkanı doğuyordu.

 

Cemaat haline gelmiş insanlar vardı karşısında; her gün yeni bir ekim yapıyorlar ve ekim yaptıklan aynı gün de hasat işlemine başlayıp semere topluyorlardı. Cibril'e sordu:

 

- Bunlar kim?

 

- Bunlar, Allah yolunda cehd ü gayret gösteren, Allah'ın adını en yücelere ulaştırmak için mal ve canlarıyla kendilerini ortaya koyanlardır. Bunların yaptığı bir iyiliğin karşılığı, yedi veren başaklar gibi yedi bin kattır. Allah için infak ettikleri değerlerine karşılık da Allah, hemen yenisini verir ve yerine onu kaim kılar; çünkü O, rızık vermede en hayırlı yolu tercih edendir.'" diye cevaplıyordu Cibril-i Emin. (Bkz. İbn Kesir, Tefsir, 3/18; Taberi, Tefsir, 15/7)

Dört bir yana dal-budak salmış nehirler vardı önünde; su yerine kiminden süt, kiminden de bal akıyordu. Bunlar arasında daha belirgin olanlara, Nil ve Fırat diyorlardı. Belki de bu, yakın vadede İslami mesajın ulaşacağı alanı ifade ediyor ve geleceğin fotoğrafını ortaya koyuyor ve miraçta kendisine bunun muştusu veriliyordu.

 

Bundan başka kimbilir nice nimetler müşahede etmiş, ne iltifatlarla karşılanarak kendisine teşrifatçılık yapılmıştı. Her¬hangi bir insanın, böylesine bir lütfa mazhar olduktan sonra yine oradan ayrılarak sıkıntıların kucağına dönmesi imkansız gibiydi.

 

Ancak O'nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile 'la ilahe illaIlah' diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, "Kim, La ilahe illallah derse, cennete girer." buyuracaktı. Daha baştan O (sallallahu aleyhi ve sellem), bunun için yaratılmış ve onun için de, ilk yaratıldığı halde gelişi sona denk getirilmiş; peygamberlik güftesine kafiye koyacak Son Sultan olduğu için de, bedeniyle ruhunun buluşması risalet açısından en sona bırakılmıştı.”

 

Evet, Sayın Haylamaz’ın yazdıkları böyle. Dikkat ederseniz yazının içinde söz konusu “Muhammed’e imansız da cennete girilir” iddiasını çürüten bir nakil var: “Bana iman eden ve Resülümü de tasdik ederek destekleyen…”

 

Evet, ama şöyle de bir söz var: “Ancak O'nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile 'la ilahe illaIlah' diyen herkesi buraya getirmekti.”

 

Bu ibarede bir muğlaklık, bir kapalılık, bir müşkillik var mı?

 

Doğrusunu isterseniz var.

 

Biz de bunu kasdederek daha önce Sayın Haylamaz Kardeşimize “kitap boyu takdire şayan olarak şakıyan üslub-u beyanınız neden burada birden tutuldu ve dut yemiş bülbüle döndü?” demiştik.

Her ne ise, şimdi biz bu ibare ve ifadeyi nasıl anlamalıyız?

Gelecek yazıda inşallah.

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.