30 Mayıs 2017 Salı5 Ramazan 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612))
  • " Kim Allah'a inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhâri,
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:33Güneş 05:28Öğle 13:09İkindi 17:05Akşam 20:36Yatsı 22:22
    • 24°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 14°C Afyon
    • 18°C Ağrı
    • 18°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 20°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 16°C Aydın
    • 16°C Balıkesir
  • BIST: 97.726 0.20
  • Altın: 146,210 0.37
  • Dolar: 3,5844 0.18
  • Euro: 3,9885 -0.29

Suça karışmamış örgüt mensupları meselesi

Faruk Köse

Dün “suça karışmamış örgüt mensubu ne demek?” sualiyle, mer’i hukukta yeri olmayan bir formüle dikkat çekmiştim. “PKK’lı teröristlerden Türkiye’ye dönmek isteyenlerin, eğer “suça karışmamış” iseler, haklarında hiçbir hukuki-adli işlem yapılmaması”nı esas alan bu formül, yeni bir kavramı dile getiriyor: “suça karışmamış örgüt mensubu...” Şimdi bu konuyu biraz daha detaylı ve farklı bir açıdan ele almak istiyorum.

Formül şu: Bir yasadışı örgüt mensubu, yasaların suç saydığı bir eyleme karışmamış ise, “örgüt üyeliği”nden suçlanmayacak, hakkında hiçbir adli takibat başlatılmayacak, bilâkis toplumsal yaşama uyum sağlayabilmesi için gereken her türlü destek de verilecek. Bu formüle göre, artık “yasadışı örgüt üyesi olma suçu” diye bir suç türü yok. Yani varsa da bu, artık suç olmayacak. Ya da belirli bir süre için böyle bir suç türü uygulanmayacak, bu suçu işleyenler, “işlememiş” sayılacak.
Eğer bir eylem suç olmaktan çıkarılıyorsa, tabiî ki bunun hukuki sonucu, daha önceden o suçtan ceza alanların cezalarının affı, ya da ceza almayanlara cezai işlem yapılmaması şeklinde tezahür eder.
Ancak, mer’i durum böyle değil. Nitekim 3713 Sayılı “Terörle Mücadele Kanunu”nun 1. Maddesinde “terör suçu” tarif edildikten sonra, 2. Maddesinde “terör suçlusu” şöyle tanımlanıyor:
“Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.”
Yani neymiş? Herhangi bir terör örgütünün mensubu, yasada belirlenen terör suçlarından birini işlememiş olsa bile, sırf örgüt mensubu olması hasebiyle “terör suçlusu” imiş. Mer’i yasa böyle diyor.
Şimdi bu durumda, eline silahı alıp dağa çıkmış PKK teröristlerinden “suça karışmamış olanlar”ın, suç işlememiş gibi bir muameleye tâbî tutulması da ne demek oluyor? Yasada “suç işlemese dahi örgüt üyesi olan kişi terör suçlusudur” açık hükmü varken, bu yasa hükmü neye göre ve nasıl ihmal edilecek de PKK’lılar suçsuz sayılacaklar?
Diyelim ki “örgüt üyeliği” suç sayılmayacak. Bu durumda da iki hassas nokta var. Birincisi, hangi örgüt üyesinin suça karışıp karışmadığı nasıl tesbit edilecek? Bir gece karanlığında karakol basıp kurşun sıkanların kimler olduğu, kimin kurşununun isabet edip kimin etmediği nasıl belirlenecek? PKK, yıllarca dağda bulunan hangi örgüt mensubunu eyleme sokmadan öylece beslemiş olabilir?
Hadi bunu geçtik. İkinci durum da şu: Diyelim ki fiilen yasa çiğnendi ve güvenlik güçleri, ülkeye giriş yapan PKK’lıları serbest bıraktı. Bir Cumhuriyet Savcısı, mer’i yasanın hükmüne göre takibat başlatırsa ne olacak? HSYK devreye sokulup savcı görevinden mi edilecek? Bu, yargının siyasi iradenin güdümüne girmesi, ciddiyetini ve güvenilirliğini kaybetmesi anlamına gelmez mi?
Barış sürecinin tamamlanıp kanın durması için “af mekanizması”na başvurmayı yabana atmamak lazım. Bunun için, bu zamana kadar suç sayılan bir durum suç olmaktan çıkarılacaksa, buna da eyvallah. Ancak bu, “usûl hatası” yapılmadan olmalı değil mi? Yani barış süreci kapsamında, Terörle Mücadele Kanunu’na bir geçici/süreli madde eklenerek, yasanın suç saydığı bir eylemi yapan örgüt mensuplarının, örgüt üyeliği suçlarını affetmek mümkünken, böyle bir affın yasasız olarak, fiilen göz yumma ile yapılması, hukuka olan güveni de bitirir, ayrımcılıktan başka bir anlam da taşımaz; öyle değil mi?
Şimde gelelim diğer bir hususa...
Eğer bir hukuki düzenleme yapılacaksa, ya da hukuki sonuç doğuran bir eylem ya da işlemde bulunulacaksa, bunun herkes için aynı sonucu doğuracak şekilde uygulanması gerekmez mi? Açık söylemek gerekirse, PKK’lılar örgüt üyeliğinden suçlanmayacaklarsa, bunun diğer yasa dışı örgütlere de uygulanması ve onların mensuplarının da “örgüt üyeliği”nden suçlanmaması lazım. Eğer suçlananlar ve ceza alanlar varsa, bu suçlamaların düşürülmesi, cezaların kaldırılması ve o hususta sicillerinin temizlenmesi gerekir.
Bir hal, dünyanın en büyük terör örgütlerinden olan PKK için suç olmaktan çıkarılıyorsa, diğer örgütler için de suç olmaktan çıkarılmalı ve suçlananlar ya da ceza alanlar aklanmalı değil mi?
Hukukta ayrımcılık yapılmayacaksa, Örneğin Hizbullah, Hizbu’t-Tahrir ve diğer örgütlere mensup olup da başka bir eylemi görülmediği halde sırf örgüt mensubu olduğu için cezalandırılanların serbest bırakılması gerekmez mi? Mesela Salih Mirzabeyoğlu ya da Metin Kaplan gibi isimler niçin hâlâ içeride?
“Hukuk güvenliği” yoksa, başka hiçbir hususta güvenlik yok demektir. “Hukukta ayrımcılık” varsa, başka her hususta ayrımcılık var demektir. “Adalet”, herkes için varsa adalettir.
Gerçi Hududullah’a uymayan yasalardan adalet de beklenmez ya...

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.