Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Toprak artık kan ve barut değil, barış kokuyor!

Toprak artık kan ve barut değil, barış kokuyor!

Radikal gazetesi, haberi, önceki günkü 1. sayfasından şu başlıkla duyurdu:

“O kardeşler bulundu.”
Haberin ayrıntısı şöyleydi:
“Mardin Kızıltepe Savcılığı’nın 2008 yılında yaptığı kazıda bulunan kemiklerin, 1995 yılında evinden alındıktan sonra kendisinden bir daha haber çıkmayan Şemsettin Yalçınkaya ve Nejat Yalçınkaya’ya ait olduğu belirlendi.
1995 yılında Kızıltepe Belediyesi’nde zabıta memuru olarak görev yapan Şemsettin Yalçınkaya ve kardeşi Nejat Yalçınkaya, evlerine gelen bazı kişilerce, o dönem bölgede gözaltılarda yaygın kullanılan ‘Toros’ araca bindirildi.
İki kardeşten bir daha haber alınamadı... Yalçınkaya ailesinin yıllarca iki kardeşe ulaşma çabaları sonuçsuz kaldı.
Kızıltepe Savcılığı’nın sürdürdüğü faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında 2008 yılında ‘JİTEM’in ölüm merkezi’ olarak kabul edilen Katarlı Köyü’nde kazı yapıldı. Yapılan kazılarda insana ait olduğu belirlenen kemiklere ulaşıldı... Bulunan kemikler, yakınlarını arayan ailelere umut oldu. Savcılık kazılarda bulunan kemikleri DNA incelemesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. Adli Tıp Kurumu, kazılarda bulunan kemikler ile kan örnekleri alınan aileler arasında eşleşme yaptı.
Yapılan incelemede, kemiklerin 18 yıldır kayıp Şemsettin Yalçınkaya ve Nejat Yalçınkaya’ya ait olduğu belirlendi. Adli Tıp Kurumu, raporunu savcılığa iletti.
Kızıltepe Savcılığı, 22 Nisan 2013 tarihinde Katarlı Köyü’nde bulunan 11 metre derinlikteki bir kuyuyu da kazdırmış ve insana ait olduğu belirlenen 15 kemik parçası bulunmuştu. Kızıltepe’deki faili meçhul cinayetler soruşturmasının bir numaralı şüphelisinin o dönem Kızıltepe Jandarma Komutanlığı yapan ve halen Ergenekon davası kapsamında tutuklu Albay Atilla Uğur olduğu belirtiliyor.”

İLK HEDEF KANIN DURMASI

Haberle ilgili olarak denilebilir ki;
“Toprak kemik fışkırıyor!”
Ya da, şöyle denilebilir:
“Faili meçhullere toprak bile isyan edip, kemikleri dışarı atıyor!”
Kim ne derse desin;
Türkiye, “normalleşme” yolunda hızla ilerliyor... Artık, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmıyor... Yasadışı, insanlık dışı her icraat, tek tek sorgulanıyor.
Bugüne kadar “halının altına” süpürülen “pislik”ler, tek tek gün yüzüne çıkarılıyor ve hepsinin hesabı soruluyor.
Hele bir “çekilme” tamamlansın,
Hele bir “kan” dursun,
Hele bir “gözyaşı” dinsin,  göreceksiniz; 2003’ten 2013’e kadar Türkiye’ye kan kusturan, bu ülkenin “40 bin can”ına, “500 milyar dolar”ına malolan “PKK terörü”nün üreticileri, kullanıcıları ve pazarlayıcıları da tek tek deşifre edilecek ve onlardan da hesap sorulacaktır.
Şimdi önemli olan;
“Çekilme”nin tamamlanması,
Ve “kan”ın tamamen durması...
Hele söyleyin;
“Son 4 aydır” herhangi  bir “çatışma” olmaması, bir tek “tabut” bile gelmemesi ve hiçbir evden “ağıt” yükselmemesi, Türkiye için “büyük bir kazanım” değil midir?..
Elbette “kazanım”dır.
O halde, sürece devam...

NEFRET BİTSİN DİYE!

“Ceset”lerden, “kemik”lerden ve “kazı”lardan söz etmişken, bir olaya daha dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Önceki günkü Habertürk’te, Yavuz Semerci, bir “kitap”tan hareketle, bir “hatıra”sını şöyle paylaşmış;
“Sevgili Nezahat Gündoğan ve Kazım Gündoğan’ın ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ kitabını okumanızı tavsiye ederim. 5 binin üzerinde insanın, çocuk, kadın, yaşlı denilmeden kurşuna dizilerek, yakılarak, bombalanarak öldürüldüğü, iki katı insanın ülkenin dört bir yanına sürüldüğü, çocukların evlatlık olarak verildiği olayların yakın tanıklarıyla görüşmeler yapılmış.
Haydar Koç bunlardan birisi...
Anlatıyor:
‘Dedem Koç Ağa Karaballı aşiretinin reisiydi... 1938’de dedem hastaydı. İlçede yaşıyordu. Askeri karargâh da oradaydı. Orgeneral Kazım Orbay ilçede kalıyordu. Dedeme, Konak’a geleceğini, konuşacağını söylemiş.
Aile büyükleri toplanmış.
Orbay, ‘Silahlarınızı verin. Biz, size dokunmayacağız. Bunun teminatını veriyorum’ demiş. Kendisine verilen yemeği ise yememiş. Babam, Orbay’a ‘Bir eve gelen kişi, o evin yemeğini yemiyorsa, o evin halkı için iyi düşünmüyor demektir’ demiş. Orbay yemin etmiş. ‘Size dokunmayacağız’ diye sözünü tekrarlamış.
Askerler gittikten sonra babam ‘Bunlar bizi kıracak’ diye konuşmuş. Aradan 10 gün geçtikten sonra jandarmalar geldi. Ellerinde liste. Babam ve amcamları istemiş general. İlçeye varmadan dedem de dahil hepsini öldürmüşler.
Annem daha sonra askerlerin geldiğini görünce bana ‘Git saklan’ dedi. Derede saklandım. Herkesi eve soktular ve öldürdüler, süngülediler. Kardeşim yaralı kurtuldu...’ ”
Devam etmiş Yavuz Semerci;
“Haydar Koç benim amcamdı.
Allah rahmet eylesin, 2 yıl önce kaybettik.
En büyük derdi, evin bahçesine gömülen aile büyüklerinin kemiklerini çıkarmaktı. Ama politik bir eylem sayılarak çocuklarının başına bir şey gelmesinden korktu...
Sessiz kaldı.
Şimdi o topraklar kemikleri dışarı atıyor. ‘Yüzleşin ve kuşaktan kuşağa aktarılan nefreti durdurun’ diye...
Toprak bile barış istiyor...”
Evet;
Toprak bile “barış” istiyor.
Çünkü toprak;
Artık “kemik”leri kusuyor.

ŞEFFAF BİR SÜREÇ

Dün böyle değildi...
Dün;
“Yüksek dağlara karlar yağar üşünür, büyüklerimiz bizden iyi düşünür” derdi insanımız.
Bugün ise;
Toplum, “ülke meseleleri”ne el koydu, “çözüm süreci”ni yakinen takip ediyor ve sürece destek veriyor.
Bu sürecin, “milat olma” gibi bir özelliği de bulunuyor... Zira, “terörün sona erdirilmesi”nde, hiçbir ülke bu kadar “şeffaf” davranmadı, hiçbir ülke toplum katmanlarını sürece böylesine dahil etmedi.
İşte görüyorsunuz;
Her şey gözler önünde cereyan ediyor, toplum; artık “söylenenleri” değil, “fısıltıları” bile duyuyor... Ve her şey; gazetelerde ve televizyonlarda çarşaf çarşaf yayınlanıyor.
Öyle inanıyorum ki;
Bu süreç, Türkiye’de “büyük bir değişim” yaşanmasına da yol açacaktır.
Bu süreç, “siyaset anlayışı”nı değiştirecektir, “parti”leri değiştirecektir, “ekonomi”yi değiştirecek, “bürokrasi”yi değiştirecek ve elbette “STK’ları” da değiştirecektir.
Hani, bazı önemli olayların ardından; “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deriz ya, öyle inanıyorum ki; “sürecin başarıya ulaşması” halinde, Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, her kişi ve kuruluş kendini “Yeni ve Büyük Türkiye”ye göre şekillendirecektir.

SÜREÇTEN KİM RAHATSIZ?

Dilipak’ın da dediği gibi;
Bu süreç, bazılarını elbette “rahatsız” edecektir... Çünkü, aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye çalışanlar için bu süreç, “kötü bir son” olacaktır...
Bu sürecin başarıya ulaşması, mafya için de bir felâket olacaktır... Eroin, silah, mazot kaçakçılığı artık eskisi kadar kolay olmayacak.
Çok şey değişecek Türkiye’de...
“Değişim”in neler getireceğini, Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Uslu, şöyle dile getirmiş;
“Çözüm süreci, Türkiye’nin uzun yıllardan beri arzuladığı ve beklediği önemli olaylardan biridir... Bu süreçle birlikte, Türkiye’nin 30 yıldır kronikleşmiş bir meselesi son bulacaktır.
Türkiye’de yaşayan, ‘Türkiyeliyim, Müslümanım, insanım’ diyen herkesin bu işe sevinmesi lazım. Bu olayın sonuçlanması ülkemiz için elbette çok önemlidir.
Bir sanayici olarak baktığımızda da bu olayın bitmesi ülkemizin sıçrama dönemine geçmesi demektir. Hem ekonomide, hem siyasalda, bütün alanlarda ülkemizin önünü hiçbir şey tutamayacaktır.
Bölgede söz dinleyen değil, sözü dinlenen bir ülke konumuna geleceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Güvenin olmadığı yerde sermaye asla konaklamaz. Onun için bu iş sonuçlandığı zaman bu bölgede, ülkede sıçrama dönemi yaşanacak. Ülkemiz şantiye ülkesi haline gelecek.”
Gerçekten de;
“Terör sorunu”nu halletmiş, “demokratikleşme çıtası”nı daha da yükseltmiş, “vatandaşları” arasında “adaletli” davranmaya başlamış bir Türkiye, “parmakla gösterilen bir ülke” olacaktır.
Dün “bomba”larla sarsılan, “mermi”lerle yıkılan topraklar, bugün “barış” istiyorsa, bunun önünde kimse duramaz.
Çünkü toplum;
“Yalan”ları da gördü,
“Gerçek”leri de...
Türkiye, artık “bahar” kokuyor. Vekile kıyak, esnafa dayak mı?..
Haberi duymuşsunuzdur...
TBMM’de grubu bulunan tüm siyasi partilerin, yani AK Parti, CHP, MHP ve BDP’nin ortak imza ve destekleriyle milletvekillerine ayrıcalıklar getiren yasa önerisine göre vekillere trafikte geçiş üstünlüğü sağlanacak, trafik cezası kesilmeyecek, diplomatik pasaport verilecek; vekiller devlet protokolünde de kuvvet komutanlarının ardından gelecek...
Haber medyaya yansıyınca, Özcan Yeniçeri başta olmak üzere, bazı MHP’liler kıvırmaya başladı...
Neymiş; “dağda çobanlık” yapmış da, ayrıcalığa ihtiyacı yokmuş!.. O halde, kanun teklifine niye imza attınız?..
Bu olayda, sesini asıl yükseltmesi gerekenler “Özcan Yeniçeri’ler” değil, “işçi”dir, “esnaf”tır, “emekli”dir...
Bir esnaf;
“Vekillerimiz kıyak peşindeyken, bizlere 150 lira borcumuzdan dolayı haciz geliyor” dese, haklıdır!..
Özcan Yeniçeri’ler ve elbette bazı vekiller, “halk dalkavukluğu”nu bırakıp, “halkın sorunları”na el atsalar, daha iyi ederler!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Hasan Karakaya Arşivi