26 Eylül 2017 Salı6 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:23Güneş 06:48Öğle 13:03İkindi 16:22Akşam 19:04Yatsı 20:23
    • 28°C Adana
    • 32°C Adıyaman
    • 21°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 19°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 23°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 103.019 0.73
  • Altın: 148,318 -0.83
  • Dolar: 3,5321 -0.46
  • Euro: 4,1743 -0.69

Askeri vesayete kapı aralamak...

Faruk Köse

Sanki “Derin Yapılar”ın istediği olacak gibi. Sanki Hükümetin gönlü  “Askeri vesayet”e meyletti gibi. “Bunu da nereden çıkardın?” demeyin. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın sözlerini evirdim, çevirdim; nihai olarak sanki bundan başka bir anlama gelmiyor gibi...

Taksim Gezi Parkı eylemlerini değerlendirdiği konuşmasında Arınç, aynen şunları söylüyor: “Polis, güvenlik güçlerimiz işbaşında. Yetmiyorsa jandarma işbaşında. Yetmiyorsa yine illerde il idaresi kanununca valilere tanınan yetkilerle Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarından bile istifade edilebilir.”
Yani?...
Gerçek fonksiyonu ülkenin dıştan gelecek saldırılara karşı korunması olan Ordu, ülke içindeki bir asayiş sorununun giderilmesinde kullanılacak!
Bu, TSK’nın, “ülkenin-devletin iç işleri”nden elinin çekilmesi için yıllardır verilen mücadelenin burada noktalanmak üzere olduğunu göstermez mi? Yine bu, Ordunun elinin devletin işleyişinden, iç işlerinden, asayişten uzaklaştırılarak “asli-askeri görev sınırları”na çekilmesi için en büyük mücadeleyi veren, en önemli adımları atan, en ciddi kazanımları sağlayan bir Hükümetin, şimdi tıpkı “Ordu Göreve” pankartlarını taşıyanlar gibi Orduyu göreve çağırmasıyla, “askeri vesayetin kapıları”nı kendi elleriyle aralaması sonucunu doğurmaz mı?
Yani durum o kadar vahim mi? Hükümetin halka bildirmediği, duyurmak istemediği kadar mı vahim? Gördüklerimizin, sezdiklerimizin ötesinde daha “büyük bir kalkışma” var da polis yetersiz mi kalıyor? İşler çığırından çıktı da onun için mi Arınç, “gerekirse asker devreye girer” diyebiliyor? Bu, Hükümet’in, yıllardır mücadele ettiği “askeri vesayet”i kendi diliyle davet edip, kendi eliyle kurması anlamına gelmez mi? Bu ne vahim bir durum böyle?
Bu sözleri herhangi bir AKP milletvekili söylemiş olsaydı önem vermez, “kişisel görüşüdür” deyip geçerdim. Ama sözü söyleyen sıradan biri değil. Yılların kurt politikacısı Bülent Arınç... Kurulduğu günden bu yana, askeri vesayeti kırmak için mücadeleye başladığı günden beri AKP’nin öncü kadrosu içinde. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü. Yani öyle sıradan sözler söyleyecek biri değil. Laf olsun kabilinden söz söyleme lüksü yok. Sözlerinin sadece kendini değil, Hükümeti de bağladığını, Hükümete mal edileceğini bilmeyecek kadar tecrübesiz ve sıradan değil. Lafının nereden gelip nereye gideceğini bilmek durumunda.
Şimdi, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü görevini üstlenmiş bir zat çıkıp, gerektiğinde TSK’nın göreve çağrılacağını söylerse, bundan endişelenmek, “neler oluyor?” duyarlılığını göstermek gerekmez mi? Bu kapsamda, Sayın Arınç’a şunları sormak istiyorum:
Madem bir gün tekrar “asker göreve” çağrılacaktı, o zaman “askeri vesayet”e son vermek için bu kadar riske girmeye, bu kadar mücadele etmeye ne gerek vardı?
Madem polise rağmen asayişi sağlama görevini tekrar askere verecektiniz, o zaman bu kadar subaya karşı niçin hukuki işlem başlattınız, ceza verdiniz, hapse attınız da, onları “Hükümete karşı duruş”a sevk ettiniz?
Madem asayişi sağlamada polis yetersiz kaldı, madem tehlike bu kadar büyük, bunu halkla paylaşacak mısınız?
Madem tekrar askere muhtaç oldunuz, o halde üzerine bu kadar gelinen, “suçluluk psikolojisi”ne itilen, kendini “onursuzlaştırılmış” hisseden askerin itimadını ve yardımını nasıl kazanacaksınız? Hadi “stratejik yakınlaşma” oldu, peki, Cumhuriyet kuruldu kurulalı “durumdan vazife çıkarma”yı ilke edinmiş bir Ordu, şimdi “durumu fırsat bilmek” suretiyle tekrar “askeri vesayet”i kurmaya kalkışırsa, buna karşı yapacak bir şeyiniz var mı, nasıl bir önlem almayı düşünüyorsunuz?
Madem askeri “iç asayiş” görevinden uzaklaştırdınız, -ki doğru olan da budur-, o halde niçin polisi, işte böyle toplumsal olaylar karşısında aciz kalmayacak bir donanıma kavuşturmadınız da, şimdi askeri göreve çağırmanın sinyallerini veriyorsunuz?
Madem asayişi sağlamada acizdiniz, o halde niçin asayiş için göreve çağırmayı düşündüğünüz askerle bu kadar didiştiniz?
Madem tekrar askerin kollarına teslim olacak, tekrar askerin koruma şemsiyesi altına koşacaktınız, o zaman niçin toplumun damağına “sivil iradenin tadı”nı çaldınız?
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın sözleri üzerine bu kadarcık soruyu sorma hakkımız vardır sanırım, değil mi?
Eğer asker asayiş için göreve çağrılırsa, tam da bu olayları tertipleyenlerin istediği olur. Olayları kendine karşı kalkışma olarak gören Hükümet, kalkışanların amacını kendi elleriyle gerçekleştirmiş olur. Askeri vesayete karşı mücadele eden hükümet, Askeri vesayeti kendi eliyle yeniden kurmuş olur.
Sonuç tam bir felâket olur!

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.