Ahmet Doğan İlbey

Ahmet Doğan İlbey

Seyr ü Sülûk Üzere Olmak

Seyr ü Sülûk Üzere Olmak

Seyr, yürümek; sülük ise gitmek ve yola girmektir. Maddî bir hareket değildir. Tarikatta mânevî bir disiplindir. Bir mürşidin, bir hocanın elinin altında yola girmek ve hususi eğitimden geçmektir.  Sözlükte “yola girmek, yolda yürümek, başka bir şeyin içine nüfuz etmek, katılmak, intikal etmek” mânasına gelen sülûk kelimesi tasavvufta “ insanı Hakka ulaştıran tavır, amel, ibadet, fiil, hareket ve davranış tarzları” mânasında kullanılır. Hakka ulaşma yolunda tasavvufi adab ve erkanın uygulanmasıdır.                                                            

      Tasavvufta bu mânevî terbiyeye seyr ü sülûk denir. Bir mürşid-i kâmilin rehberliğinde Allah’(c.c.)’a gitmektir.  Seyir, “Hak yolunda gitmek”, sülûk de, “bu mânevî yolu bir mürşit terbiyesinden geçerek tamamlamaktır.”

       Seyr ü Sülûk, bir müridin (murad edenin) ya da talibin (talep edenin) Hak’ka yolculuğudur.  Bu yolculuğa soyunan kişiye salik (yolcu) denir. Mürşidin talim ve terbiyesi, salikin kalbinde muhabbet  ve şevki artırır.  Muhabbet artarak aşka dönüşür.                                                                                                                                                          

      Âlimlerin ifadeleriyle “Allah (c.c.) ‘Seyrediniz, seyran ediniz!’ buyurmuştur.  Seyreden kimse, bir rehber nezaretinde  sülûk etmedikten sonra seyir olamaz.  Biz bu âleme geldiğimiz andan itibaren ihtiyari veya cebri olarak seyrettiriliyor veya seyrediyoruz. Ana rahmine düştüğü andan itibaren insan seyirdedir. Bu mecburi olan seyirdir ve herkes tayin olunan mesleğe doğru yol almaktadır. Bu bizim ihtiyarımızın dışında olan bir seyirdir. Lakin bizden istenen, kendi ihtiyarımızla seyir ve sülûk etmekliğimizdir. Bütün peygamberler ve Efendimiz (s.a.v), ümmetlerini seyrettirmeye vazifeliydiler,  ümmetlerine sülûk edecek yolları göstermişlerdir.  Seyr ü sülûk, bu  sebeple her mümine vaciptir.  Emrolunduğumuz emr-i sülûk, kendimizden kendimize seyr ü sülûktur. Böylece kendimizi bulur, kendimizi bulunca da Rabbimizi buluruz.”                                                                                                  

     Sülûktan gaye mânevî ahlâkı kazanmaktır. Bu, kalp temizliği ve nefis terbiyesi ile gerçekleşen mânevî bir yolculuktur, rûhî bir mi’racdır. Tasavvuf yoluyla Allah’ (c.c.)’a olan vuslata hazırlanmanın ahlâkî tâlimidir. Allah' (c.c.)’a olan yolculuğun adına seyr, sefer, hicret, kurbet  (Kurbet: Hakk’a yakınlıktır) denir.

      Seyr ü  sülûk üzere olmak mümin olmanın icaplarındandır. İnsân-ı kâmil olmanın yolu bir insân-ı kâmilin terbiyesinden geçmektir.  Cehaletten ilme, kötü huylardan İslâmî ahlâka geçerek nefsinden arınmış iyi bir kul olup Allah(c.c.)’a yönelmektir. Daha açık mânasıyla seyr ü sülük, tarikata giren Müslümanın, mânevî makamlarını tamamlayıncaya kadar geçeceği hallerdir. 

      İbni Arabi Hz.leri sülûkü “mâna, suret ve bilgide bir yerden başka bir yere intikal etme ve makamlar üzerinde yürüme” şeklinde târif etmiş. Ona göre “mânada sülûk bir ibadet menzilinden başka  bir ibadet menziline, surette sülük ise Allah’a yakınlaşmak için farz kılınan bir amelden emir  ve nehiy şeklinde Allaha yakınlaşmayı sağlayan başka bir amele, bilgide sülûk bir makamdan başka bir makama, esma-i  ilahiyyede bir isimden başka bir isme, bir tecelliden başka bir tecelliye, bir nefisten başka bir nefse  intikaldir.”

      İbni Arabi’ye göre “sâlik, makam ve menziller arasında sadece bilgi veya tasavvurla  değil amel ve hâl ile yürüyen kimsedir.  İlmi ayn haline getirir, bildiğini gözle görür. Bu sebeple bilgisinde şüphe söz konusu değildir. Sülûk sadece nazari-kitabî bilgi ve tasavvurla olmaz. Salikin kazandığı bilgiye göre yaşa ması, ilmel-yakin mertebesinden aynel-yakin ve Hakkel- yakin mertebesine ulaşması şarttır. Meselâ bir tâlibin rıza makamı hakkında bilgi sahibi olması yetmez, rıza hâlini tecrübe etmesi bir mecburiyettir; aksi takdirde rızanın hakikatı idrak edilemez” (İslâm Ansiklopedisi).

      Müslüman için yol ve rehber önemlidir. “Yol”unu bilmeyenler gaflettedir. “yol” suz olmamak gerek. Bir Müslüman, İbni Mesud’a "Sırat-ı müstakim, yani doğru yol nedir? diye sorar. Şu cevabı verir:                                                                                                                            

      “Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), bizi sırat-ı müstakimin bir başında bıraktı. Bunun öbür ucu ise cennete ulaşmaktır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollarda var. Bunlardan her birini başında bir kısım insanlar durmuş, oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine süluk ederse, yol onu ateşe götürecektir. Kim de sırat-ı müstakime süluk ederse, o da cennet'e ulaşacaktır.”

      Müslümanın asıl vatanına dönüş yolunda çektiği hüzün ve çilenin adı da diyebiliriz.  Tasavvuf erbabına göre çile seyr ü sülûkün icaplarındandır. Bu yolculuğunun bir adı da mirâc'dır. Mirâc, Efendimiz (s.a.v.)’in mâlik olduğu bir tâlim ve haldir. Seyr u sülûkun en yüksek mesabesine Hz. Peygamberimiz (S.AV.) mazhar olmuştur.  TasavvufTa seyr ü sülük üzere olmak için gayret etmek, miraç hadisesinden mülhemdir.  
     Seyr ü sülûkta çeşitli yollar vardır. İnsanların meşreblerine göre manevî yolculuğu üç şekilde gerçekleştirebilir. Her Müslümanın sürdürebileceği seyr ü sülûk tâlimleri vardır. Tasavvuf bu imkânı verir. Tasavvufta bu yollara “târik-i ahyâr”, “ târik-i ebrâr”, “târik-i şuttar” adı verilir.

   “Târik-i ahyâr”: Bilgili, olgun ve velâyet tabakasından olan ahyâr kimse, amele, ibadete ve nafile ibadetlere düşkündür.

   “Târik-i ebrâr”:  Ebrâr, temiz ve takva sahibi olan mânasına gelir. Riyazet ve mücahede(nefsi terbiye etme) yolu yolunu tutup, halk ve Hakk ile olan muamelede sâdık olanların yoludur. Gönül saflığına, ahlâk-ı  zemimeyi (yerilmesi gereken ahlâk), ahlâk-ı hamideye (övülmesi gereken Allah’ın ahlâkı) dönüştürenler.                                                               

      “Târik-i şettâr: Şevk, iştiyak, zikir, şükür anlamlarına gelen “şettâr”, aşk ve muhabbet ehlinin yoludur. Aşk ve vecd ile bu yola girenlerdir. Aşk ve vecdle ülfeti (dostluğu) olmayanlar bu yolu tutamaz.

     Seyr ü sülûkun neticesinde Müslüman, tâlimine göre makam sahibi olur:

     “Seyr ilallâh/Allah’a seyr: Nefis mertebesinden Hakk’n varlığına doğru olan seyirdir. Seyrin ilk mertebesinin nihâyeti, vahdeti örten kesret perdesini kaldırmaktır.”

     “Seyr fillâh/Allah’ta seyr: Hakk’ın sıfatlarıyla ile vasıflanıp ahlâkıyla ahlâklanmak sûretiyle ‘ufuk alâ” ya ulaşmaktır.”

      “Seyr ma’allâh/Allah’la seyr: Zâhir ve bâtın ikilisinden kurtularak velîliğin sonuna ulaşmaktır.”

     “Seyr ‘anillâh/Allah’tan seyr: Tâliblerin mahvdan sonra sahve, cemden sonra farka, fenâdan sonra bekâya dönmesidir. İlk iki seyr ile velîlik makâmına, son ikisi ile de mürşîdlik yetkisine ulaşır.”

    Tasavvuf büyükleri, “Allah’a giden yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır” düsturuna bağlı olarak seyr ü sülûku üç kısma ayırırlar:

     “Sülûk-u âmm: Oruç, namaz, hac ve zekat gibi zâhirî, yani bedenî ibadetlerle seyr edenler. Bunlar sâlih ve ahyâr sınıfındandır.”

     “Sülûk-u hâss: Nefis ve kalplerini kötü huylardan arındırdıktan sonra güzel vasıflarla süsleyerek batınî amellerle meşgul olanlar. Bunlar evliyâ ve ebrârdandır.”

     “Sülûk-u ahâssü’l-hâss: Hakk’a mahabbetle seyretmek ve O’na cezbe ile uçmak

gibi manevî amellerle seyirlerini gerçekleştirenlerdir. Sâdıklar bu sınıftandır.”

     Her Müslüman Hakk’a vâsıl olmak için bu yollardan bir “yol” tutturmalı ve bir istikâmet üzere olmalı.  Seyr ü sülük tarzları insanın meşrebine ve şartlarına göre mürşdler ve hocalar bilirler.

      Bu fakir, derecesi şu veya bu kadarda olsa, aşk ve vecd ile Mekteb-i İrfan’da, diğer adıyla Fikir Dükkânı’nda Ali Hocam’ın “yakininde” hâl üzere seyr ü sülûk tâlimi yaptığını ve bu tâlimden dolayı nefsini arındırmaya, manevî ahlâkla ahlâklanmaya ve “adam olmaya” çalıştığını söylerse tuhaf karşılamayınız.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum
Ahmet Doğan İlbey Arşivi