27 Temmuz 2017 Perşembe3 Zilkâde 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:00Güneş 05:48Öğle 13:18İkindi 17:11Akşam 20:34Yatsı 22:14
    • 28°C Adana
    • 27°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 21°C Ağrı
    • 25°C Amasya
    • 22°C Ankara
    • 28°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 24°C Balıkesir
  • BIST: 107.206 0.15
  • Altın: 143,369 -0.11
  • Dolar: 3,5533 -0.29
  • Euro: 4,1312 -0.52

Batılın Mevlası Yoktur

Cemal Nar

Bir önceki yazımızda dediğimiz gibi batıl sadece güç biriktirir ve güçten anlar. Onların “Mevla”sı yoktur çünkü. Batılın “zafer isteyeceği bir ilahı” yoktur.

Ama Hak ehli her zaman Allah ile beraberdir. Hakka inanan mü’minlerin, kendilerine yardım eden ve zafer veren bir Allah’ı (azze ve celle) vardır. Öyleyse mü’minler, inandıkları Allah (azze ve celle)'ın emriyle düşmana karşı güç ve kuvvet hazırlayacaklardır ama, önce zaferin Allah (azze ve celle) katından olduğunu bilecek, ona itaatla kulluk şartlarını yerine getirecek, O’na tevekkül ederek işini O’na ısmarlayacak, maneviyatını güçlü kılarak ve gereken bütün fedakarlıklara sabırla katlanarak Allah (azze ve celle) yolunda savaşacaktır.

Burası mü’min ile kafirin farkının ortaya çıktığı dikkat çekici bir noktadır. Her ikisi de asker, eğitim, araç gereç ve silah ile savaşa hazırlanır ve savaşır. Ama kafir, askerine, silahına ve talimine güvenir. Mü’min ise, askerini, silahını ve talimini yaptıktan sonra Allah’a (azze ve celle) güvenir ve zaferi ondan bekler.

Kafire kalırsa “bu işin dinle, imanla, Allah ile (azze ve celle) alakası yoktur. Güçlü, bilgili ve hazırlıklı  olan kazanır.”

Oysa tarihte defalarca güçlü olduğu halde yenilenleri, hatta bizzat kendisinin yenildiğini hiç aklına getirmez. İşte ayet bu gerçeği bildiriyor:

“Nice az topluluklar, nice çok toplulukları Allah (azze ve celle)'ın izni ile yenmişlerdir.” (Bakara, 2/249)

Asr-ı saadette hemen bütün savaşlarda Müslümanların sayısı kafirlerden daha azdır ama zafer hep Müslümanlardan yanadır. Tarihte de genellikle böyle olmuştur.

Uhud savaşının sonlarında bir sahne yaşanır. Malum, savaşı önce Müslümanlar kazanır. Ama bir itaatsızlık ve dünyalık mal sevgisi ile sınanırlar ve mağlup olurlar. Dağa doğru çekilir ve orada mevzilenirler. Savaş, sonunda bir dengeye oturur ve taraflar öylece ayrılırlar.

Müşrikler, zahire bakılarak değerlendirilecek olursa, ellerine geçen fırsatı korkularından kullanamazlar, basit bir üstünlükle yetinip savaş alanını terk eder giderler.

Bu esnada enteresan bir konuşma geçer aralarında. Olayı M. Zeki Konrapa’nın “Peygamberimiz” adlı eserinden aktaralım:

“Müşriklerin yapmış olduğu son saldırış hareketi de bu suretle durdurulunca, Rasûl-i Ekrem, bir avuç mücâhid ashabiyle, Uhud dağında bir tepeye sığındı.

İslâm cemaatinin bu topluluğunu uzaktan kollayan Ebû Süfyan da hemen bir tümenle, Rasûl-i Ekremin çıktığı tepenin karşısında başka bir tepeyi işgal etti.

Ancak, Ebû Süfyan, hâlâ Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sağ olup olmadığından şüphe ediyordu. Bu şüphesini gidermek için, İslâm topluluğuna karşı üç defa seslendi:                                          

- İçinizde Muhammed var mıdır? dedi. Fakat Rasul-i Ekremin (sallallahu aleyhi ve sellem) tenbihi üzerine, kendisine hiç cevap verilmedi.

Sonra, Ebûsüfyan, ayni tarzda Ebûbekr’i sordu:

- Ebûbekr aranızda mı? diye sordu.

Yine cevap alamadı. Daha sonra Ömeri sordu:

- Ömer aranızda var mı? 

Yine cevap verilmediğini görünce:

- Demek ki, bunların üçü de ölmüş, artık iş bitmiş,  deyince Ömer dayanamadı:

- Sus, yalan söylüyorsun, ey Allah'ın düşmanı! Bu saydıklarının hepsi de sağdır. Hepsi de burada! diye haykırdı.

O zaman Ebûsüfyanla Ömer arasında şöyle bir konuşma yapıldı.

Ebûsüfyan:

- Âli ol Hübel, aziz ol Hübel! diyerek Kâ'bedeki en büyük putu saygı ile andı.

Ömer de (Rasûl-i Ekremin emriyle):

-Allah âlâ ve ecel diye karşılık verdi...

Ebûsüfyan:

-Bizim Uzzâmız var, sizin yok deyince Ömer:

-Allah bizim Mevlâmızdır. Sizin Mevlanız yok. diye mukabele etti.

- Harb nöbetledir. Bugün biz "Bedr"in intikamını sizden aldık. diyerek, Ebûsüfyan gururlanmak istedi.

Fakat, Ömer de gayet makul cevaplar verdi:

- Evet, ama yine eşit değiliz. Bizim ölülerimiz cennette. Sizinkiler cehennemde..

- Ya Ömer, Allah için doğru söyle! Biz, Muhammed'i öldürdük mü?

Ömer, Ebûsüfyana cevap verdi:

- Yok, vallahi. Şimdi, Rasûl-i Ekrem, senin bu sözlerini işitiyor. Dedi.

Hazreti Ömer'le Ebûsüfyan'ın iki tepe arasında yaptıkları karşılıklı bu konuşmadan sonra, iki ordu birbirinden ayrıldı” ( http://www.kalbinsesi.com/peygamberim/peygamberim46.htm) 

 

Olaya işaret eden Muhammed suresinin ayetleri şöyledir:

“Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin Mevlası/ yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise Mevlası/ yardımcısı yoktur.”( Muhammed/Kıtal 11)

Sorun şurda, Mevlası olanlar buna şükredip gerğince faydalanacakları yerde, yokmuş gibi davranıyorlar. Çağımızda buna laiklik diyorlar.

Başımızın en büyük belası budur işte. Mü’mini Mevlasından ayıran bela!

 

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.