26 Eylül 2017 Salı5 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:23Güneş 06:48Öğle 13:03İkindi 16:22Akşam 19:04Yatsı 20:23
    • 22°C Adana
    • 21°C Adıyaman
    • 16°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 14°C Amasya
    • 13°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 102.270 -1.78
  • Altın: 149,533 2.44
  • Dolar: 3,5485 1.65
  • Euro: 4,2033 0.79

Normalleşmenin formelleşmesi...

Faruk Köse

Sizce Türkiye nasıl normalleşir? “Daha Demokratik bir Demokrasi” ile mi, yoksa “toplumun inanç, kimlik ve kişilik değerlerine uygun bir yeniden yapılanma” ile mi?

“Demokrasi”yi burada “ana değer” kabul edersek, o zaman ikinci sual abes kaçar. Ancak zaten kanaatimce, asıl abesle iştigal, “ana değer” olarak “Demokrasi”yi esas almaktır; zira sorun “ana değer”de ise, o “ana değer” üzerine ne kadar “doğru mantık” kurarsanız kurun, “doğru sonuç” elde edemezsiniz. “Doğru sonuç”, “doğru ana değer” üzerine kurulacak “doğru mantık” ile elde edilebilir.

Birey, aile, sosyal kümeler ve toplumsal hayat bütünlüğü ölçeğinde “Devletli hayat”ın normalleşmesi için atılacak adımların, yapılacak icraatların, kurulacak düzenlerin/sistemlerin, girilecek yolların, hayat bulacak yeni düzenlemelerin vs. “doğru” olabilmesi için, bunların “doğru ana değer üzerine kurulu doğru mantık”la yapılması bu yüzden çok önemli.

Eğer “ana değer” olarak “Demokrasi”yi kabul eder ve yaptıklarımızı bu ana değere göre yaparsak, “toplumsal mutluluk”u hiçbir zaman sağlayamayacağız demektir. Çünkü, özellikle bizim gibi “Demokrasi Kültürü” ile uyumlaşmayan, bambaşka bir kültürle kimlik kazanmış olan toplumlarda ne kadar “daha Demokratik Demokrasi”lere geçerseniz geçin, “sosyal ve kültürel bünye” ile “toplumsal kimlik ve kişilik değerleri”nin dayandığı ruh, bu hamlelerden tatmin olmayacak; hep bir şeyler, ama her zaman da “esas/ana şeyler” eksik ve aksak kalacaktır.

Bu nedenle, “politik kadroların iktidara gelmesi için seçim mekanizması” olarak tercih edilmiş ve uygulanıyor olsa da, “sosyal-kültürel, siyasi-idari, iktisadi-mali, hukuki-adli vb. alanlarda normalleşme”nin sağlanabilmesi için yapılacakların dayanağının, asla “Demokrasi” olmaması lazımdır. Çünkü iktidara gelme mekanizması olarak “Demokrasi”nin, özellikle bizim gibi “kimlik ve kişilik değerleri” bütünüyle ya da ekseriyetle “İslam” ile biçimlenmiş toplumları mutlu/tatmin edecek nitelikleri taşıması sözkonusu değildir.

Bir de “mer’i demokrasi”nin bir “İdeoloji Monarşizmi”ne dayandığını düşünürsek, hadi adını koyalım, bizde uygulanan Demokrasi’nin, hayatın bütün sahalarında/safhalarında “monark konumunda âmir” olan “Laik-Kemalist İlkeler”e uygun olarak biçimlendirildiğini hesaba katarsak, “Demokrasi” ana değeri üzerine bina edilecek hiçbir şeyin, küçük tatminler ve faydalardan öte bir değeri/önemi/getirisi olmayacak/kalmayacaktır.

Eğer herhangi bir açılım, “toplumsal talep ve onay”ı esas alıyor ve buna dayanıyorsa, bu dayanak âmirse ve gerektiğinde “sistem/rejim”i, “Devlet/Devlet Biçimi”ni, “siyasi-idari mekanizmalar”ı, “hukuki-adli kural ve işleyiş”i vs. de başka hiçbir “âmir güç”ün etkisinde ya da emrinde olmaksızın toptan ya da kısmi olarak değiştirebiliyor, yenileyebiliyor, yeniden yapılandırabiliyorsa, o zaman anlamlı olur.

Yoksa, eğer toplum, içinde yaşadığı sistemi/rejimi değiştiremeyecekse ya da “toplumun asli kimlik ve kişilik değerleri”ne uymadığı için sosyal bünyesinin huzurunu kaçıran, sürekli rahatsız eden her ne varsa onu değiştiremeyecekse; Devleti ve devletli hayatı biçimlendiren “esas ilke/değer” hâlâ “Laik-Kemalist” karakterini koruyacaksa; ne yapılırsa yapılsın, ne getirilirse getirilsin, bunun kısmi ve küçük faydalarının dışında esaslı bir önemi kalmayacaktır. Çünkü hamam aynı, tellak aynı ise; sadece tası değiştirmenin ne faydası olacak ki?

Mesela İslam inancına sahip bir kişi, sorunlarını, ihtilaflarını “Allah ve Rasulü’nün hükümleri”ne, yani “Kur’an ve Sünnet”e göre çözümleme yolunu kullanabilecek mi? “İslam’ın gereği olan bir hayat”ı yaşayabilecek mi? Yoksa “Demokratik Sistem”, o kişinin inançlarını dayandırdığı hukuku devre dışı mı bırakıyor, kişi beşer mahsulü “tağuti yasalar”a göre mi hayatını yaşamak ve dertlerine derman bulmak zorunda kalıyor? Sadece bu soruyla verilecek cevap bile, müslüman olarak kişinin “Demokrasi” ve buna dayalı “paketler” karşısındaki duruşunun nasıl olacağını belirlemeye yetecektir.
“Normalleşme”den önce önemli olan, bunun nasıl bir “formel yapı”ya sahip olacağı ya da olması gerektiğidir.

İşte “Demokratikleşme Paketi”ni, dikkat çektiğim bu ana çerçevede değerlendirmek lazım. Buna dair kanaatlerimin bir kısmını, inşaallah yarınki yazıda okuyacaksınız.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.