Faruk Köse

Faruk Köse

Toplumsal uzlaşı ve öğrenci andı

Toplumsal uzlaşı ve öğrenci andı

Cumhuriyet kurulalı beri yapılagelen en büyük yanlışlardan birinin, “toplumsal uzlaşı” adı altında “toplumsal ayrışma”ya yol açacak bütün kapıların ardına kadar açılması olduğunu yaşayarak gördük.

Bu ülkede yaşayan “farklı etnik unsurlar arasında denge” kuran; “bireyler”in, “sosyal kümeler”in ve “etnik unsurlar”ın kaynaşmasını, “ortak değerler” etrafında kenetlenip “toplum” olmasını sağlayan, insanları “uzlaşı” içinde “toplumsal bütünlük”te bir araya getiren ve bir arada tutan ne varsa, hepsinin silinip süpürüldüğüne şahit olduk.

Oysa fertler de, toplumlar da taşıdıkları “kimlik”leriyle tanınırlar. “Kimliksiz toplumlar” dünya toplumları arasında itibarsızdırlar; kendi içlerinde de “birlik ve barış” içinde olamazlar. Gerek “kimliksiz toplumlar”da, gerekse “yabancı/sahte kimlikli toplumlar”da bireyler ve sosyal kümeler arasında kesinlikle “toplumsal uzlaşı” yakalanamaz.

Kimliksiz bırakılmak istenen toplumun, derinlere uzanan, varlığını biçimlendiren zengin “kültür kökleri”nden koparıldığını, “asli kimlik”inden uzaklaştırılarak dayatılan “yabancı/sahte kimlik” ile biçimlendirildiğini görüyoruz. Bunun için de toplumun, kimliğinin yapıtaşlarını oluşturan “Din/inanç”, “örf, âdet, gelenek, görenek, töre, an’ane, toplumsal ortak alışkanlıklar” ve “kültür, sanat, dil, edebiyat, toplumsal birikim”den uzaklaştırıldığını, bu yapıtaşlarının değiştirildiğini gözlemliyoruz. Topluma “sahte kimlik dayatması”nda bulunanlar, kimliği oluşturan bu yapıtaşlarının mahiyetini değiştirmişler ve böylece toplumu değiştirmeyi plânlamışlardır.

Biçimlendirilen yeni inanç sistemi, topluma “dayatılan kimlik” hakkında gerekli bilgileri verecektir. Zira dayatılan kimliğin yapı taşlarından olan “inanç sistemi”, imha edilen “asli kimlik”in yapı taşlarından olan inanç sisteminin aksine, o inanca biçim veren “Ana Kaynak”a dayanmaz; toplumsal yaşayışın ve idarenin dayandığı irade, “İnancın Ana Kaynağı” değildir. “İnanç” ile “hayat tarzı” arasında, birbirine etki etmeyecek, birbirini yönlendirip belirleyemeyecek kesin bir “ayrılık hattı” çizilmiştir. “Hayata etki etmeyen, toplumsal işlevi olmayan, özellikle de siyasi, sosyal, hukuki, iktisadi sistem için hiçbir dayanak teşkil etmeyen, bireyin vicdanına hapsedilmiş ferdi ve vicdani bir inanıştan ibaret yeni bir din telâkkisi” oluşturulmuş ve toplumun yeni kimliğinin “din” hanesine bu yazılmıştır.

Toplumsal kimliğin değiştirilmesi için, toplumun ortak alışkanlıklarını ve örf, âdet, an’ane, gelenek, görenek, töre kelimeleriyle ifade edilen “tabiî ve tarihi kişilik özellikleri”ni de bozdular. Bunlar “neseb bozucu” ve “kişilikten uzaklaştırıcı” çalışmalardır. “Toplumsal özellikler”i değiştirmekle “toplumsal kimlik”i bozup, “sahte kimlikli bir toplum” ürettiler.

Hal böyle olunca, başlıca âdâbı muaşeret kuralları, toplumsal ve ferdi münasebetlerin boyutları, toplum içindeki insan kümelerinin (aile, cemiyet, cemaat, mesleki birlikler vb.) örgütlenişi, toplumsal/milli özellikleri taşıyan gelenekler ölçeğindeki yaşantı tarzı gibi pek çok konuda, toplumsal kimliğin bu çok önemli yapı taşları yerinden oynatıldı, asli halinden uzaklaştırılıp bozuldu. Gerek eğitim-öğretim yoluyla, gerek iletişim araçları yoluyla, gerekse idari-yasal cebirle, “yeni toplumun yeni kimliği”, “köksüz töreler”le teşkil edilmeye çalışıldı.

Kimlik dayatması, kültür, sanat, dil, edebiyat gibi kimliği belirleyen diğer grup unsurları da bozdu. Toplum, artık asli kültüründen habersiz. Kimliğini teşkil eden temel unsurlardan olan kültürünü anlayacak, sanatını idame ettirecek bilgi ve beceriden, hepsinden de önemlisi, ruh, idrak, anlayış ve istekten uzak. “Kültür kaynakları”nı çözecek, öğrenecek dilden yoksun; zira dil de gerek hurûfat bakımından, gerekse kelime hazinesi bakımından kısırlaştırılmış. Edebiyatı unutturulmuş, yeni edebiyat çalışmaları gereksiz fanteziler gibi karşılanmış. “Köksüz bir kültür, kısır bir dil, niteliksiz bir edebiyat ve ruhsuz, biçimsiz bir sanat” ile dayatılan yeni kimlik, toplumu “asli nitelikler”inden uzaklaştıran etkenlerden olmuş.

İşte bu “kimlik dayatması”yla, “toplumsal bağlar” da çözülüverdi. “Dayatılan kimlik”i tam olarak takınamayan toplum, “asli kimlik”ini de tam olarak muhafaza edemediğinden, ne aslında kalabildi, ne de aslından kaçabildi. Trajik bir “kimlik bunalımı”na sürüklenerek çözülen toplum, “güç” ile bir arada tutulan bireyler topluluğuna dönüştürüldü. Artık birlikteliği sağlamak, yasal ve idari cebirle mümkün olabilmekte.
Bugünkü sorunların temelinde yatan, işte bu kimlik dayatmasıdır.

Öğrenci andı ise, bu “ayrıştırıcı kimlik dayatması”nı her sabah çocuklarımızın kafasına kazıyan “günlük müdahaleler”den sadece biriydi. Şimdi CHP, öğrenci andının Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yer alması ve yeniden okutulması için teklif verdi. Gerekçe olarak da, “toplumsal uzlaşı”nın sağlanmasını gösterdi.

Ancak biliyoruz ki toplumu asli değerlerinden uzaklaştırarak “toplumsal uzlaşı” sağlanamaz. Eğer yeni bir “öğrenci andı” olacaksa ve bu “toplumsal uzlaşı” için gerekliyse, bunun “müslüman toplum”un inanç, kimlik ve kişilik değerlerine uygun olarak hazırlanması lazım; “Laik-Kemalist dayatmacılık”ın ayrıştırıcı niteliğine göre değil.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Faruk Köse Arşivi