23 Mayıs 2017 Salı27 Şaban 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükafatlandıracağız. Ankebût, 29/7
  • “Allah’ım! Senden iman içinde sağlık, güzel ahlâk içinde iman, peşinden rahmet, âfiyet, mağfiret ve rıza gelen bir kurtuluş istiyorum.” (Hakim, "De’avat", No: 1919)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:41Güneş 05:33Öğle 13:08İkindi 17:03Akşam 20:30Yatsı 22:13
    • 20°C Adana
    • 16°C Adıyaman
    • 15°C Afyon
    • 9°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 12°C Artvin
    • 28°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 97.717 1.37
  • Altın: 144,131 -0.08
  • Dolar: 3,5713 0.27
  • Euro: 3,9962 -0.12

Daha Mutlu Daha Kârlı Daha Onurlu Yaşamak

Cemal Nar

Müslüman; Allah Teâlâ’ya içten gelerek samimiyetle iman etmekle, değerli dinini aşk, iştiyak ve ihlâsla yaşayarak O’na ibadet ve itaat etmekle, başta insanlar olmak üzere cümle mahlûkatına şefkat ve merhametle davranıp iyilik ve ikramda bulunmakla, nefsine karşı arzu, şehvet ve ihtiraslarını gemleyerek sabırla mücahede etmekle, şeytanlarına karşı kışkırtma ve aldatma vesveselerine, telkinlerine aldanmayarak onlara düşman olmakla, bir imtihan için verilen aziz ömrünü, çok dikkatli ve bilinçli bir şekilde yaşamak borcundadır.

Bu açıdan bakıldığında bugünkü manzara maalesef hiç de iç açıcı değildir. İslam coğrafyasında din ile Müslümanlar arasında ciddi kopukluklar oluşmuş. Sebebi ne olursa olsun, işte bu manzara kabul edilebilecek bir vaziyet değildir.

Ey Müslümanlar! “İslam dini iyi olsaydı, İslam âlemi böylesine cehalet, zaruret, tefrika, atalet ve meskenet içinde olur muydu? İslam ahlak ve tasavvufu insanları eğitseydi, yüceltseydi, böylesine hırsla, hasetle, dünya sevgisiyle, şan şöhret tutkusuyla dolu olarak idarecilerin eteklerine sarılmış sûfîler olur muydu?” sorusuna nasıl cevap verelim?

Din, şeriat, tasavvuf açısından yabancılara bunun cevabını bir yerde vermek kolaydır. Aslını, yani olması gerekeni anlatırsınız olur biter. Kabul ederler veya etmezler, ayrı mesele. Ancak, kendimizin durumunu nasıl izah edelim? Utanmalı değil miyiz bu durumumuzdan?

Bir yerde sohbetteyiz. Bana diyorlar ki:

- Siz ‘tasavvuf, İslam’ın aşk ve ihlasla yaşanmasıdır. Nefse, şeytana ve dünyaya aldanmamanın, abid ve zahid yaşamanın ifadesidir’ diyorsunuz. Ama biz ortada böyle bir sufî göremiyoruz. Öyleyse tasavvuf diye bir şey yoktur.

- “Peki, siz bugünkü şeriatçıların halini beğeniyor musunuz?

- Hayır!

- Öyleyse şeriatı da inkar edebilir misiniz?

- Asla!

- Neden tasavvuf için de aynen böyle düşünmüyorsunuz?

- !...

- İşte böyle, bir değerin ehlinin olmaması, onun hakikatine zarar vermez.

Aslında şeriat ile Tasavvuf birbirinden farklı şeyler değildir. Birisi işin zahiriyle, diğeri batınıyla ilgilenen bir bütündür. Şeriat namazı vaktinde, abdestli ve tesettürlü olarak kıbleye dönük kılınız diyor. Tasavvuf da namazı huşu içinde ihlasla kılınız diyor. Böylece ikisinden müteşekkil ortaya güzel bir namaz çıkıyor. Bunun ikisi de haktır. Birisini alıp diğerini atmaya ne gerek var?

Biliyorum, bir kısım malum kardeşlerimiz yine yeri göğü inletecekler, bizi “şirke davet etmekle” suçlayacaklardır. Ne yapalım, ilimden nasipleri şimdilik bu kadardır. Durmaz da okumaya ve araştırmaya devam ederlerse, onlar da bu dinin ve medeniyetin güzelliklerine bir gün erecekledir. Gelin anlaşalım; biz onları bilmiyorlar diye kınamayalım. Onlar da her bilmediklerini yok sayarak bizi inkar etmesinler. Böylece barış ve huzur içinde mutlu ve mutmain yaşayalım gitsin.

Her neyse, şimdi onu bunu bırakalım da esas konumuza dönelim: İslam ciddi bir dindir. Ömür ve ölüm ciddi bir sınavdır. Yaşamak ciddi bir iştir. Müslüman ciddi bir insandır. Ciddi olmalıdır daha doğrusu. İslam’ın, İslam’ı yaşamanın, hayatın ve ölümün şakaya gelir yanı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ’ya dost olmak veya dostluktan uzak bulunmak ciddi bir iştir. Çünkü ciddi sonuçlar doğur. Çünkü cennet de cehennem de ciddi bir yerdir, bunlar şakaya gelmez.

Müslüman ciddiyetini kaybettiğinde iki kere kaybeder. Birincisi; kendisi kaybetmiştir, kendisine yazık etmiştir, ikincisi; Allah Teâlâ’nın dinine, aziz şeriatına söz getirmiştir.

Aslında Müslüman ciddiyetini kaybedip, şahsiyetini kaybedip bozulduğunda, kendisi bozulmuştur; aklı başında her insan şunu bilir ki onun bozulmasıyla İslam’a bir zül gelmez, Allah Teâlâ’nın dini bozulmuş olmaz. Fakihler bozuldu diye fıkıh bozulmaz, sûfîler bozuldu diye tasavvuf bozulmaz. Ama cahillere söz söyleme fırsatı doğar ne yazık ki bu durumda. O da cahil oldukları için. Çünkü dinin, fıkhın, tasavvufun aslını bilselerdi, asla aleyhte söz söylemezlerdi. Ama cahil cesur olur; hem yersiz ve hem de çok ve kaba konuşur.

Lütfen kendimize gelelim, cehalet ve hezeyanı bir tarafa bırakalım ve ciddi olalım. Nefis ve şeytan dahil kimseye İslam aleyhinde konuşma fırsatı verilmeyelim. Böyle yaşamak daha mutlu, daha kazançlı ve daha onurlu yaşamaktır, bunu unutmayalım.

Bu dünyadan yüz akıyla gitmeyi ve yarın Hakkın huzurda açık alınla durup hesap vermeyi kim istemez ki?
 

 

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.