24 Temmuz 2017 Pazartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:56Güneş 05:45Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:37Yatsı 22:18
    • 27°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 16°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 19°C Ankara
    • 26°C Antalya
    • 20°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 22°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,669 -0.01
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

İstiklal Marşı da yasaklanır mı?

Ziya Müezzinoğlu

Hamasi nutuklar, bayağı ve abartılı sevgi gösterileri arasında ve yolda, otobüste, vapurda olur olmaz her yerde saygı duruşunda bulunan insan görüntüleriyle bir 10 Kasım’ı daha geride bıraktık. Televizyonlar ve gazeteler bir kez daha bu her yerde “duran insan” görüntülerini “Saat 9’u beş geçe hayat durdu!” “Ata’ya sevgi seli” türünden çiçekli böcekli klişe başlıklarla verdi. Bir türlü yakalayamadığımız muasır medeniyet seviyesinden bakınca oldukça tuhaf ve komik görünen bu manzara, her fırsatta bilimi tek rehber olarak kabul ettiklerini dile getiren çağdaş zevatın gözünde hala sevgi, saygı ve özlem kelimeleri ile karşılık buluyor.

Hatırlayın, liderlerini kaybeden Kuzey Korelilerin “üzüntü” görüntüleri, 10 Kasım’da yaşananları “Sevgi seli”, “Saygı duruşu” flaşlarıyla göklere çıkaran aynı medya tarafından günlerce alay konusu yapılmıştı. Ancak bizim durumumuz her hâlükârda Korelilerden daha vahim. En başta babaları ve her şeyleri olarak gördükleri liderleri, henüz ölmüş. Bizse 75 yıl önce ölmüş bir lidere bugün ölmüş gibi ağlatılmak isteniyoruz hâlâ. İkinci olarak da onlar “Biz demokratik bir toplumuz!” demiyorlar. Evet biz, dünyadan tamamen izole bir topluluğun henüz ölen liderlerine ağlamasını alay konusu edebilen ama ülkeyi “bilimin ışığı”yla tanıştırıp, “demokrasi”nin nuruyla taçlandıran bir lidere 75 yıl sonra bile ağlayabilen üstüne üstlük onu bir de koruma kanunuyla koruyan bir demokrasiyiz.   

Olmak ya da olmamak

Hilkat garibesi “Olmasaydın, olmazdık!” cümlesine hakikaten iman ederek cümleyi dünyanın en güzel buluşuymuş gibi her yere yazıp gazetelere sayfa sayfa ilan vererek çağdaş, ilerici ve “demokrat” olunabilen bir ülkede 2013 yılında bile “Olmasaydın da olurduk!” cümlesine cüret edebilmenin önemli bir cesaret gerektiriyor olması, “Olmasaydın da olurduk”u besleyen en önemli damardır.   

Enteresandır, “Olmasaydın da olurduk!” yazarının Ankara’da sözüm ona çağdaş semtlerden birine giden bir otobüste yaşadığı laik baskıyı konu edindiği yazısı “Şehir İçi Otobüs Seyyahı”nı okuyup üzerinde bolca şakalaştığımız  günün akşamında tam da 10 Kasım arifesinde belki de aynı semte giden bir başka otobüste benzer bir olayla karşılaştım.

Her halinden ev hanımı olduğu belli olan kadın, çağdaş ve laik zevatın bolca bulunduğu otobüste başı kapalı tek kişiydi. Yolculuktan sıkıldığı her halinden belli olan annesinin kucağındaki küçük çocuk huysuzlandıkça annesi de rahatsız oluyor, yolculuğun bir an önce bitmesi için sabırsızlanıyordu. Anaokulu yaşındaki çocuk zaman zaman da sıkıntısını unutuyor, etrafa bakınarak bir şeyler mırıldanıyordu. Bir ara binalara asılı bayrakları gören çocuğun ağzından “Atatürk, bayram” gibi kelimeler döküldü. “Tüh” dedim içimden, “Böylesine çağdaş zevatın yoğunlukta olduğu bir otobüste kapalı bir kadının çocuğunun ağzından dökülen bu önemli ve güzelim kelimeler boşa gitti!” diye düşünürken kadın ve çocuğu ile karşılıklı oturan ve o ana kadar çocuğu hiç “görmeyen” kadın, birden vahiy gelmiş gibi titredi, kendine geldi ve çocukla ilgilenmeye başladı. “Aferin” dedi, “Aferin, bak ne güzel de öğrenmişsin Atatürk’ü!” Kadın, bu kadar olumsuzluk içerisinde, cumhuriyetin, laikliğin ve Atatürk ilkelerinin kökünün kazındığı bir dönemde böyle gerici bir kadının minicik çocuğunun ağzından “Atatürk” kelimesinin dökülmesi karşısında heyecanlanmış, “her şeye rağmen hala ümitvar” olarak “Annesini kaybetmişiz ama çocuğunu kazanacağız!” modunda çocukla ilgilenmeye başlamıştı. Kadın, bir kez daha “Her şeyi yasaklamaya çalışıyorlar ama sen tüm bunlara rağmen Atatürk’ü öğrenmişsin.” deyince çocuğun o âna kadar sakin bir görüntü arz eden annesi “Neyi yasaklıyorlar?” diye çıkıştı. “Eyvah!” dedim, “Bizim laikçi sert kayaya çarptı!” Suskun, sessiz ve konuş(turul)mayan kapalılara alışkın ve kendi kurtarılmış bölgesinin otobüsünde olmanın verdiği rahatlıkla konuşan kadın neye uğradığını şaşırdı, kekeledi, yeniden toparlandı ve “Siz duymadınız mı?” dedi, “Andımızı yasakladılar ya, yarın bir gün İstiklal Marşı’nı da yasaklarlar!” Kadın, “Andımızın yasaklandığından haberim yok, ancak İstiklal Marşı’nı Mehmet Akif yazmış. Onu yasaklayacaklarını sanmam!” dedi, “Onu niye yasaklasınlar ki?” Beklemediği bir tepki alan kadın, birkaç cümle daha geveleyip sustu.

Yıllardır İstiklal Marşının yerine en az Andımız kadar faşist, şovenist, ruhsuz ve bölücü Onuncu Yıl Marşını ikame etmek isteyenlerin “Sıra İstiklal Marşına da gelecek!” safsatası bir yana milliyetçiliği temsil ettiklerini söyleyen koskoca bir partinin her yere Andımızı asıp sonra da “Bunlar İstiklal Marşı’nı da yasaklarlar!” söylemini tekrar etmesi, kendisine oy veren kitleleri aptal yerine koymanın ya da en basitinden korkunç bir cahilliğin itirafıdır. İstiklal Marşı ve Andımız ancak sizdeki gibi bir kafada yan yana gelebilir. Merak etmeyin, İstiklal Marşı’nı ancak sizin gibi bir kafa kaldırabilir. O kafa da bu ülkede hiç bir zaman o imkânı bulamayacaktır. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.