26 Temmuz 2017 Çarşamba29 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:58Güneş 05:47Öğle 13:18İkindi 17:12Akşam 20:35Yatsı 22:15
    • 27°C Adana
    • 24°C Adıyaman
    • 17°C Afyon
    • 13°C Ağrı
    • 16°C Amasya
    • 16°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 18°C Artvin
    • 22°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.041 0.31
  • Altın: 143,530 -0.01
  • Dolar: 3,5635 0.19
  • Euro: 4,1526 0.34

Cemaat İktidarlaşmamalı, İktidar da Yolsuzluk Şaibesi Taşımamalı

Ahmet Doğan İlbey

Cemaatler iktidarlaşmamalı, iktidarlar da yolsuzluk lekesi taşımamalı. İktidarlaşan ve bazı güçlerin gayelerine alet olan cemaatlerin millet nezdindeki ihlâs ve istikametinden endişe edilmeye başlanır.

Cemaat anlayışının dar kalıplar ve dünyevî pozisyonlar içinde itibarını zedelemek, Müslüman Türkiye’nin rüyasını görenlere zarar verir.

Cemaatler, varlık sebeplerinin ortadan kaldırılacağı vehmiyle siyasi angajmanlara girmemeli, İslâmî istikamette olmayı gaye edinen bir hükümetin, medya imkânlarıyla itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmamalı. Art niyetli ve yıkıcı iç ve dış derin çevrelerin dümen suyunda gitmemeli.

      
Manipülasyonlarla, dezenformasyonlarla, tarafgirlik psikozuyla cemaatin medya ve seçkinlerinin yönlendirildiği, karanlık koalisyon hükümet oluşumlarına alet edildiği açıktır. 

Osmanlı’dan bu yana asıl vazifesi dinî eğitim ve terbiye olan cemaatler, cemaat sınırlarını aşmadan Müslümanlar arasında alevlenecek olan fitne yangınına su taşımamalı. Cemaat adına medyada sınır tanımaz gammazlıklar ve habercilik oyunları, İslâmî eğitimi gaye edinen cemaat âdâbına ve ölçülerine asla uygun değildir.

Kur’anî ve Nebevî ölçüler içinde kalması gereken cemaatler, bu büyük gayeyi gaye edinmiş hükümetleri yıpratacak roller almamalı, siyasî yapılanmalara destek olacak davranışlarda bulunmamalı. 

Batılılaşmanın ve lümpenleşmenin durmak bilmediği bir zamanı yaşıyor olsak da, üzücü bir durumdur ki çatışan iki taraf da İslâmî bir Türkiye rüyası içindedir. Bu çatışmanın galibi hükümet ve cemaat değil, üçüncü taraf, yani İsrail, ABD ve İngiltere’dir. Dahası, Müslüman Türkiye karşıtları ulusalcı güçlerle liberal sermaye çevresinin desteklediği CHP’nin başta olduğu koalisyon partilerinden meydana gelecek olan hükümetler olacaktır.

İç ve dış derin güçler, böyle bir tabloyu salyaları akarak bekliyorlar. Bu şer odakları, fitne ve kapışmalar yoluyla karanlık bir Türkiye isteyen fırsatçılardır. Bu fırsatlara yataklık edenler, iç ve dış derin güçlerin destekçileri olmaktan dolayı tarih önünde hesap vereceklerdir. 

Müslümana yakışmayan metod ve usullerle çatışmanın hiçbir ahlakî izahı olamaz.  Türk Devleti’ni zayıflatmak isteyen güçleri sevindirmek, Allah ve Resûlünün buyruklarına karşı olmak demektir. İki taraf arasında kan davasına dönüşecek olan bu ihtilafta evvel emirde cemaat, aksi vuku bulmadıkça aynı gayeyi taşıyan hükümete, yani siyasi iradeye tabi olmak düşer.                                                              

Cemaati, tarikatı, partiyi, hocayı, üstadı, şeyhi, İslâmî gayeye hizmet noktasındaki mertebesinde tutup hürmet etmek gerek. Metod ve usulleri “din-iman meselesi” yapmak, Türkiye’yi ve devleti parçalamak isteyen şer güçlerinin işini kolaylaştırır. Şahıs, cemaat ve iktidarlar fânidir.

Müslümanlar yetmiş iki millete karşı elsiz ve dilsiz olacaktı? Müslümanlar bir vücudun azaları gibi idiler. Birbirimizi sevmedikçe iman etmiş olmayacaktık. Müslümanlar bir binada sırt sırta vermiş, birbiriyle kenetlenmiş tuğlalara benziyorlardı. Mü’min, elinden ve dilinden zarar görülmeyen kimse değil miydi? Bu düsturları ne çabuk unuttuk?

Kur’an’ı Kerim, “Kardeşlerinizin arasını bulunuz” buyuruyor. Geleceğin Müslüman Türkiye Cumhuriyeti’nin hayâlini yaşadığımız bir sürecin başında en büyük farz ve cihat, iç ve dış odakların fitnesine karşı temkin ve itidal sahibi olmaktır.

-----------------------------------

İLÂVE YAZI -1-

YÜREĞİMİN ÜSTÜNDEN GEÇEN BİR PROGRAM: “MEDENİYETİMİZDE YARDIMLAŞMA”

Menzil Vakfı’nın Şehr-i Maraş hizmetkârlarından gönül dostumuz Tayfun Göktürk’ün de içinde bulunduğu Semerkand-Menzil hareketine bağlı Beşir Derneği’nin Şehr-i Maraş Şubesi, yine aynı câmianın mensuplarının kurduğu Tübiad’ın (Türkiye Bilim ve Akademisyenler Derneği’nin desteğiyle “Medeniyetimizde Sosyal Yardımlaşma” konulu bir panel tertip etti.

 Programın açış konuşmasını ve takdimini, Allah vergisi hitabetiyle Semerkand Grubu Şehr-i Maraş temsilcilerinden Mehmet Yaşar yaptı. KSÜ Kamu Yönetimi’nde İsmail Göktürk’ün talebesi olan Somalili Mahmut’un bir namazlâ üzerinde diz çökerek, rahlede Kur’an okumasıyla başladı program. Somalili Mahmut’un Kur’an okuması, dinleyenleri cezbeye soktu. Mehmet Yaşar onu tanıtırken, “Mahmut, kendisine nerelisin dediklerinde ‘Anadolu’nun Somali şehrindenim’ dediğini” nakletti.

Programın ilk konuşması, Tübiad Genel Başkanı Prof. Dr. Ahmet Atan’ın “Üniversitelerde inançlı akademisyenlerin durumu ve fonksiyonları” konulu konuşmasıydı. 

Paneli, Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şube Başkanı, KSÜ öğretim görevlisi İsmail Göktürk yönetti. Konuşmacılar bu ulvî harekete gönül vermiş seçkin insanlardı:

Erciyes Ünv. Hukuk Fakültesi öğrt. Üyesi Prof. Dr. Murat Doğan: “Hukuk Tarihinde ve Günümüz Hukukunda Sosyal Yardımlaşma Müesseseleri”, Erciyes Ünv. İlahiyat Fakültesi öğrt. Üyesi Prof. Dr. Yusuf Benli: “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmanın İslâm’da Önemi, Kur’an ve Sünnet’te Dinî Temelleri”, Semerkand Dergisi yazarı Ali Yurtgezen hoca: “Medeniyet ve Yardımlaşma Münasebeti”, Yıldız Teknik Ünv. Eğt. Fak. Öğrt.üyesi Yrd. Doç. Dr. Cevdet Şanlı: “Günümüz Sivil Toplum Kuruluşlarının Sosyal Yardımlaşmada Önemi ve Beşir Derneği” başlıklarında konuştular.

Program, Mehmet Yaşar’ın, irşad sahibi ve tasavvuf büyüğü Hulusi Efendi’nin gönüllere şifa veren bir şiirini okumasıyla bitti.

Konferans bitince, Ali Yurtgezen hocanın Semerkand Yayınları’ndan çıkan “Hâcegân Sultanları” adlı kitabının imza günü yapıldı. Ali Hocam, “imza günleri” nden hazzetmese de, şâkirdleri hâline koymadılar. Hayli kalabalık bir okuyucu grubu vardı ki, aralarında iki, üç, beş adet kitap alıp imzalatanlar vardı. Ali Hocam “yakinî” olan gönül dostlarına kitaplarını imzalamadı. Muhakkak ki bunda bir anlam ve mesaj vardı. Şair Hasan Ejderha’nın ifadesiyle: “Ali Yurtgezen Hocam ‘Hâcegân Sultanları’ kitabını imzaladı. Her yere, herkesin yüzüne kitabın muhtevasının muhabbeti sinmişti. Kana kana içtik muhabbet pınarından elhamdülillah.”

 Bu güzel ve mânalı konferans bittikten sonra dağıtılan Semerkand Yayınları’nın takvimini tevazu göstererek almayınca, fikir ve gönül dostum Dr. Mehmet Ceran, dağıtıcı gençten takvimi alarak fakire verdi ve “hep Atatürk kitapları okuyorsunuz, biraz da bunu, Semerkand takvimlerini okuyunuz” diyerek bir zarf attı ki, gönlüme şifa geldi.

   ---------------------------

    İLÂVE YAZI-2

SAZIN TELİ GEMUHLUOĞLU, GEMUHLUOĞLU’NUN CÜMLELERİ DE “AH TÜRKÜLERİMİZ” DİYORMUŞ

Ey azizan! Fakiri, tasavvuf, tekke ve hüzün kokulu türkülere olan meftunluğundan dolayı yadırgamayınız. Haber Kültür’den öğrendim ki, Bursa’da bir akşam, dostluğun şeyhülekberi Fethi Gemuhluoğlu’nun bağlısı hakiki türküdarlardan şair ve muhabbet ehli Ragıp Karcı, Gemuhluoğlu’nun “Türkülerimiz” yazısı okunurken bağlama çalarak eşlik etmiş. Yıllar önce Fikir Dükkânı’mızın türküdarlarıyla düşündüğüm böyle bir muhabbet programı bizden evvel gerçekleştirilmiş. Ne mutlu Ragıp Karcı’ya ve onun sazıyla “Türkülerimiz” yazısını dinleyenlere. 

 Ragıp Karcı, Gemuhluoğlu ile tanıştığı gün (1966) ona çaldığı “Elif misin hece misin / Gündüz müsün gece misin / Sen o yardan yüce misin / Gam yeme gönül gam yeme” türküsünü dinledikten sonra “Allahuekber” diyerek kendisine canla sarılışını anlatmış. Ardından sazı eşliğinde kâh anlatmış, kâh çalmış.

Sazın teline vuran eli Gemuhluoğlu diyorken, Gemuhluoğlu’nun cümleleri de “ah türkülerimiz” diyormuş. Yüreği kabardıkça konuşmuş dostluğun pîri hakkında. Dili konuşamaz olup hüzün çökünce yüreğine, sazını almış eline, “Seher Yeli” türküsünü söylemiş. Ağlatmış muhabbet meclisinde bulunanları, gönüllerine bir “ah” düşürmüş.

 --------------------------------

FİKİR DÜKKÂNI’NDAN NOTLAR

Hikmet Mağaramız, Mekteb-i İrfan ve Fikir Dükkânı dediğimiz Yazarlar Birliği Şubesi’nin haftalık sohbetinde bu hafta Mehmet Yaşar, şair ve eğitimci Memduh Atalay’ın “Muhalif ve Yalnızım” şiirini okudu:

“Sen çoğunluktan olmayı haklılık sayarsın  / Ben yalnızlığı haklılık bilirim / Sen zor zamanlarda tedbir zırhına bürünürsün / Ben meydanlara çıkarım / Sen Ulucaminin ön safında yer ararsın  / Ben en arkada dururum / Sen çocuğuna deneme sınavından düşük aldın diye kızarsın / Ben neden namaz kılmıyorsun diye kızarım / Sen şehirli yerli zade yaltaklanmalarındasın / Ben insana bakarım / Sen atanmışlarla veya halka yalvararak seçilmiş olanlarla tanıdık olmayı yeğlersin / Ben yerli temiz ve duruş sahibi olanlara önem veririm / Sen eteklere kapanırsın taçlara göz dikersin / Ben senin öptüğün eteklere el silerim taçlara tükürür geçerim / sen günahkardan kaçarsın ben günahkardan değil günahtan kaçarım / Sen mutlaka ‘tekasür’ suresinin zemmine müstahaksın

Ben üryan geldim üryan giderim…”  

Bu dokunaklı şiirin tamamını, edebî hüviyet kazanmış bir internet dergisi olan “Yoldaki Kalemler” den okuyabilirsiniz.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.