18 Ocak 2017 Çarşamba19 R.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri hâlde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız.Sonra, nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik.(Yûnus 13-14)
  • “İslâm hidayeti nasip edilen ve yeterli miktarda maişeti olup, buna kanaat edene ne mutlu!”Tirmizi, Zühd 35, (2350).
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:48Güneş 08:19Öğle 13:21İkindi 15:48Akşam 18:11Yatsı 19:36
    • 9°C Adana
    • 3°C Adıyaman
    • 3°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 2°C Amasya
    • 0°C Ankara
    • 10°C Antalya
    • 3°C Artvin
    • 8°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 82.363 0.80
  • Altın: 147,033 -0.22
  • Dolar: 3,7764 -0.75
  • Euro: 4,0385 0.07

“İnancın Kıvancı”

Cemal Nar

Fırından yeni çıkan somun gibi buğusu tütmekte sayfaların, satırların. Bu fakirin 20. Kitabıdır. Sevgiyle dokundum, hürmetle öptüm. “Önsöz”ünü buraya alarak size de tanıtmak, sevincime ortak kılmak istedim.

Bir olayın sözlü ya da yazılı olarak anlatılmasına eskiler “kıssa” derlerdi ve “hisse almak için” bol bol kıssa anlatırlardı. İnsana bir şeyi öğretmenin, onu terbiye ederek yetiştirmenin, merakını celbederek yönlendirmenin güzel bir yöntemidir kıssa. Bu yüzden insanı yaratan, haliyle onu en iyi bilen Yaratıcımız, gönderdiği kitabın nerdeyse üçte birini hikâyelere hasretmiştir. Tek başına bu misal dahi, hayatımızda kıssa ve hikâyenin yeri ve önemini anlatmaya yeter sanırım.

Bu “kıssa”ya sonra “hikâye” dediler. Su gibi akıcı, anlattığı kadar ilgi çekici bu muhteşem kelimeyi nerdeyse iki asır kullandıktan sonra şimdi onu atarak (!) yerine “öykü” demeye başladılar. Oysa öykü, öykünmek’ten gelir. Bu ise Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “taklit etmek, taklide çalışmak, özenmek, yarışmak, alay etmek, taklit etmek, alaylı gülmek… anlamlarına gelir. Dilimizle oynamak, beynimizle oynamaktır. Bu millete düşman olanlar, beynimizdeki birikimi yok etmek ve kendi birikimlerini aktararak beynimizi yıkamak için dilimizi böyle bozuyorlar maalesef.

Bilindiği gibi yaşanmış veya yaşanması muhtemel tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer,  kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara hikâye denir. Bir edebi tür olarak hikâye, romandan kısa olur.  Dar bir zamanı kapsarlar,  kişileri romana göre daha azdır,  anlatılanları tek ve sınırlıdır ve olayla ilgili yer ve zaman genellikle belirtirler.

Halk hikâyeleri; konuları bakımından Aşk Hikâyeleri ve Kahramanlık Hikâyeleri olarak ikiye ayrılır. Aşk hikâyelerine örnek olarak Kerem ile Aslı’yı,  kahramanlık hikâyelerine ise Köroğlu ile Battalgazi’yi verebiliriz. Biz çocukluğumuzda sokaklara serilerek sergilenen bu resimli hikâyeleri okumaya bayılırdık. Evlerimizde de radyonun bile olmadığı, belki yeni yeni hayatımıza girdiği o günlerde gittiğimiz misafirliklerde kadın erkek büyüklerimizden hikâye dinlemeye bayılırdık. Onların da şimdilerin tek kişilik tiyatroları gibi olayı yaşayarak anlatmaları muhteşemdi. Bazen bir hikâye bir gecede bitmez, devamını dinlemek için, “arkası yarın” diye seri halinde devam eden radyo tiyatrolarında olduğu gibi, gelecek geceyi iple çekerdik.

Sonra büyüdük, halk hikâyelerinden edebi tür olarak hikâye ve romanlar okuduk. Ama bu arada ilahiyat tahsilimiz münasebetiyle hep enbiya ve evliya hikâyeleri ve menkıbeleriyle iç içe yaşadık. Bizim ruh dünyamızın oluşmasında o kıssa ve menkıbelerin tesiri çok büyüktür. Derken oradan tabakat ve teracim kitaplarına atladık. Macera devam edip gidiyor.

Ben bunlara aşina iken, çok dostumdan, fikri eserler yanında kıssa ve menkıbe anlatan ve yorumlayan kitaplar da yazmamı isteyen teklifler aldım. Evet, bu yadırganmazdı. Yukarıda dedim ya, yüce Yaratımız da böyle yapıyordu. Camide dakikalarca ayet ve hadis kaynaklı fikrî cümleler kuruyorken dinleyicilerim gözlerini açmış dikkatle dinlerken, bir kıssa anlattığım zaman, başlarını yere eğiyor ve sessiz sessiz göz yaşı döküyorlardı. Benim de sesim değişiyor, titriyor, ağlamamak için bazen derin nefes alarak susuyordum. İşte bu kıssanın bereketi idi. İşin hal yansıması, ruhaniyetin hazır olması, in’ikas ve insibağ hallerini anlatmayalım şimdi uzun uzun. İşte kıssa ve hikâye böyle bir şeydi.

Bu yüzden selef-i salihin “Bostan, Gülistan, Silku’s Sulûk, mahzen-i Esrar, Mesnevî” gibi bir çırpıda onlarca örneği sayılabilecek eğitici, yetiştirici, terbiye edici eserler kaleme almışlardı ve bunlar hep okunagelmişti. Derken büyük alimlerin ve velilerin hal tercümelerini, fikir ve ifadelerini anlatan yüzlerce, binlerce kitap yazıldı ve okundu.

Fakir de dostlarımın bu ricalarını kırmadım. Zaten ben de düşünüyordum. İlk örneklerini “Kıssadan Hisse” başlığı ile www.cemalnar.com sitemizde yayınlamaya başladım. Bunlar biriktiler. Derken konularına göre tasnif etmeye başladım. Şimdi bu kitap bu serinin ilk kitabı olarak “iman” başlığı altına giren hikâye ve yorumlarını içermektedir. İnşallah faydalı olur.

Bu kıssa ve hikâyelerin yaşanmış gerçek hikâyeler olması kadar sahih ve doğru bir inancı, düzgün ve ilkeli bir ameli, üstün ve faziletli bir ahlak ve terbiyeyi kazandıracak kalitede olanlardan seçmeye özen gösterdim. Rabbimden kabul buyurmasını, dolayısıyla insanlığa hayırlı, bana da ahirette azık etmesini dilerim. Yazımından okunmasına kadar her aşamada hizmeti geçenlere çok teşekkür ederim. Allah onlardan razı olsun.

Yeni kitaplarda buluşmak üzere…

 

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.