11 Aralık 2017 Pazartesi23 R.Evvel 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 06:39Güneş 08:12Öğle 13:04İkindi 15:22Akşam 17:44Yatsı 19:10
    • 10°C Adana
    • 8°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • -8°C Ağrı
    • 8°C Amasya
    • 8°C Ankara
    • 13°C Antalya
    • 5°C Artvin
    • 15°C Aydın
    • 14°C Balıkesir
  • BIST: 109.156 1.14
  • Altın: 153,061 -0.65
  • Dolar: 3,8203 -0.39
  • Euro: 4,5092 0.08

Düşmanımın düşmanı niye illâ da dostum olsun ki?

Faruk Köse

Dünkü yazıda, “hukuk” ve “siyaset” adına, “adalet” ve “güvenilirlik” bağlamında içine yuvarlandığımız “feci sarmal”a dikkat çekmiş, bir ara şunu sormuştum: “Düşmanımın düşmanı niye illâ da dostum olsun ki?” Şimdi o soruyu başlığa çekip bu noktadan devam etmek istiyorum.

Arkaplânda neler olduğunu, neler plânlanıp neler döndüğünü biliyorum desem yalan olur. Ancak maalesef şöyle bir algı oluştu:

“Fethullah Gülen Cemaati” ile “Ak Parti Hükümeti” arasında kılıçlar çekildi; kıyasıya savaş var. İki taraf da birbirinin “gücünü kırma”ya, olmazsa “sınırlandırma”ya, hiç değilse “kontrol altına alma”ya veya “kendine ilişemeyecek düzeye geriletme”ye çalışıyor. Bu kapsamda, her iki taraf da önünü-sonunu düşünmeden “ittifaklar”a giriyor. Cemaat “küresel habis güçler”le, Hükümet de düne kadar tasfiye etmek için uğraştığı “derin yapıların unsurları”yla,“Ergenekoncular”la “yakınlaşma”ya veya “işbirliği”ne girmeye başladı. PKK/KCK fiilen meşrulaştı, şimdi de “Ergenekoncular için özgürlük vakti.”

Bu noktada Hükümet’i şunu düşünmeye davet ediyorum:

Farz edelim ki Gülen Cemaati kötü niyetli. Uluslararası şer odaklarıyla işbirliği yapıp Hükümet’e operasyon yapıyor. “Paralel devlet” kurmuş. “Devlet içinde devlet” gibi örgütlenmiş. Kendi devletini kurmak için harekete geçmiş. Tu kaka!..

Bütün bunlar ve benzeri iddialar diyelim ki külliyen doğru. Doğru olduğu için de Gülen Cemaati’nin devlet içindeki kadrolarının “temizlenme”si veya “pasif görevler”e atanarak “etkisizleştirilme”si lazım.

Hadi bunların hepsini kabul ettik. Pekiii...

Tasfiye/pasifize edilen Gülen Cemaati kadrolarının yerlerine kimler atanıyor?

Hakikaten, merak ediyorum ve sırf öğrenmek için soruyorum: Yargıdaki, polisteki ya da başka kurumlardaki Gülen Cemaati mensubu ya da yandaşı kişiler pasif görevlere alındıktan sonra, yerlerine atanan kişiler kimler?

Bunlar “Ak Parti’nin yetiştirdiği kadrolar” veya “yeni ve özgürlükçü sistem/düzen”in elemanları mı; yoksa “eski ve yasakçı/vesayetçi sistem/düzen”in adamları mı? Sahi, gerçekten Ak Parti’nin yetiştirdiği kadrolar var mı?

Eğer Gülen Cemaati’yle kavgalı olunduğu için “Cemaatçi kadrolar”ın yerine “vesayetçi güçler”in adamları atanıyorsa, bugünün konjonktüründe, “yeni atanmışlığın heyecanı”yla, “güç henüz ellerinde değilken” Hükümet’e ve müslüman topluma zarar ver(e)meyecek bu yeni kişiler, eğer “Ergenekoncu, Laik-Kemalist katı sistem”in eskiden kalan adamları iseler, -ki “öyledirler” demiyorum, sırf uyarmak ve öğrenmek amacıyla soruyorum-, bunlar yarın “güç ellerine geçtiğinde” tekrar “eski düzen”i getirmeye kalkışmazlar mı? Müslümanlara kan kusturacak işler yapmazlar mı? “Kazanımlar”ı geri almazlar mı? Hazır temizlenmişken, şimdi sırf Gülen Cemaati’yle kavgaya tutuşuldu diye mevziler tekrar teslim edilirse, bunlar da kendi “paralel/derin yapılar”ını kurmazlar mı? Kurarlarsa, bu bir “intikam savaşı”na dönüşmez mi? 

Bunun “daha acı ve daha vahim sonuçlar”ı olmaz mı?

Bu hususta elde nasıl bir güvence/garanti var?

Düşmanımın düşmanı niye illâ da dostum olsun ki? 

Niye meselelerimizi illâ da çatışarak halledelim ki?

Evet, soruşturmalar ile “görünen/gösterilen”in ardında başka ve “kirli hesaplar” varsa elbette buna izin verilmemeli. 

Ancak, meselenin görünen kısmının, yani “hırsızlık-yolsuzluk iddiaları”nın da açık seçik aydınlığa kavuşturulacak şekilde, bir an önce nihayete erdirilip aydınlatılması; şüpheleri derinleştirmeden karara varılması lazım değil mi?

Yanlışı kim yaparsa yapsın, mutlaka üzerine gidilmesi gerekmez mi?

Elbette düşmanlık olsun diye Fethullah Gülen’e de, Tayyip Erdoğan’a da saldırmak çirkin ve yanlış. Ancak, eğer delil varsa, yanlış yapan Fethullah Gülen de olsa, Tayyip Erdoğan da olsa, savunmak İslami/meşru olur mu?

Yanlış hesaplar, derin kumpaslar, kirli ilişkiler, çirkin bağlantılar içinde olarak böyle bir “operasyon” ya da “karşı operasyon” yapılıyorsa, bunun da tarih önünde mutlaka açığa çıkacağını bilmek gerekmez mi?

Şu soruyu sorup bitirmek istiyorum:

Birilerine “taraftar” ya da “karşıt” olabilirsiniz. Ancak “müslümanlar olarak”, hangi delile binaen İslam’a aykırı, dinimize hayat hakkı tanımayan bir rejime taraftar olmaya başladık?

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.