24 Mart 2017 Cuma26 C.Ahir 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.” (İsra, 17/106)
  • “Sizin en hayırlılarınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, "Fezâilü’l–Kur’ân", 21)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:27Güneş 06:54Öğle 13:18İkindi 16:43Akşam 19:28Yatsı 20:48
    • 11°C Adana
    • 9°C Adıyaman
    • 5°C Afyon
    • -4°C Ağrı
    • 5°C Amasya
    • 2°C Ankara
    • 16°C Antalya
    • 4°C Artvin
    • 11°C Aydın
    • 7°C Balıkesir
  • BIST: 89.764 -0.05
  • Altın: 145,514 0.17
  • Dolar: 3,6255 0.24
  • Euro: 3,9111 0.07

Hakk’a Tapan Millet Diyen İstiklâl Marşı Cumhuriyetle Uyuşmuyor

Ahmet Doğan İlbey

İstiklal Marşı’nın esası Hakk’a tapan millettir. “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” mesajıyla Atatürkçü Cumhuriyetin uyuşmadığı ortadadır. Millî Mücadele sırasında Müslüman Türk milletinin şahsında bütün İslâmları ifade ediyor. Cumhuriyet ise, Atatürk ilkeleriyle kurgulanmış ulus devleti temsil etmekle malûldür.

İstiklâl Marşı, Türklerin hâdimi olduğu İslâm milletinin değerlerini anlatır: Ezan ve Hakk’a tapmak. Bu mefhumlar İslâmların fethettiği ve iskân olduğu yer mânasına gelen “vatan” anlayışını da taşır. Cumhuriyetin gayesi ise Kemalist ideolojiyle Allah’ın varlığını devlet ve toplum hayatından çeken laikçi devlet düzenidir.

“Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” mısraında “Hak” kavramı iki mânaya gelir. İlki, Allah mânasındadır ki devlet ve millet, kurallarını O’na (c.c.) göre düzenler. Diğeri, İslâmî mânada adalet ve hukuktur. Cumhuriyet devleti ise laik olduğu için “Hak” kavramı yoktur. Atatürkçü Anayasanın koyduğu Batılı laik hukuk vardır.

“Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!” ve “Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” mısralarında İslâm ve şeriatın olduğu bir vatandan bahsedilir. Atatürkçü devlette ise İslâmî düzen yasaktır. Ayrıca “şehadet”, ezanda geçen “Eşhedü en la ilahe illallah Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” mânasına gelir ki, Cumhuriyetin kurucusu bu mânanın ihtiva ettiği bir düzeni “redd-i miras” ettiği gibi, ezanın okunduğu câmileri bir müddet vazifesini yapmaktan cebren alıkoymuştur. Bunun yanında “Allah’a inanmadığını, ilk devirlerde insanların korkudan ürettiklerini” ve Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’ın “Bir çöl bedevisi olduğunu, vahiy denilen metinleri Muhammedin manzum olarak yazdığını” söylemiştir.

İstiklâl Marşı'nda “bayrak” Müslüman milletin dinî inancıyla bütünleşen semboldür. Laik Cumhuriyette ise, İslâm’la bağlantısı olmayan “nation” karşılığında sekülerlik taşıyan “ulusal” bir semboldür. Cumhuriyetin kurucuları, İslâmî mânası olan ay yıldızlı bayrağı, mavi zemin üzerine bozkurt resmi olan lâ-İslâmî bir bayrakla değiştirmek teşebbüsünde bulunmuştur. Bundandır ki İstiklâl Marşı mânasınca bayrak anlayışına sahip değillerdir.

İstiklâl Marşı’nda “millet'' kavramı, İslâm’ı yol olarak tutan toplum mânasına gelir. Cumhuriyet devletinde ise Atatürk ilkeleriyle oluşturulan seküler “ulus” mânasındadır. Dolayısıyla aralarında tamamen mahiyet farkı olan İstiklâl Marşı ile Atatürkçü Cumhuriyetin uyuşması mümkün değildir.

D. Mehmet Doğan, “Câmideki Şair Mehmed Âkif” kitabında, laik devlete laik bayrak, laik marş gerek diyor: “Türkiye’nin bin yıllık Müslüman geçmişini yok etmek elbette mümkün değildir. Böyle bir ihtimali hiç varit görmüyoruz ama, son günlerde dillendirilenlerin (28 Şubat darbesinde İstiklâl Marşı’na yapılan saldırıların) sonuca ulaşması hâlinde artık o devletin bayrağı ‘ay yıldızlı al bayrak’ ve marşı kesinlikle ‘İstiklâl Marşı’ olmaz! Eğer hedef böyle seçilmişse, bu harekatı yönetenler alternatif bayrak ve alternatif marş da düşünmüş olmalıdırlar.”

İstiklâl Marşı’ndan Atatürkçü gençlik çıkmayacağına göre, “Atatürk ilkelerine bağlı bireyler yetiştirmek için Cumhuriyetin ruhuna uygun bir marş lâzım. Bu marşın Onuncu Yıl Marşı olabileceğini” söylüyor. Hattâ “Dağ başını Duman Almış Marşı da olabilir” diyor adı geçen kitabında.

Teklif ettiği bu marşlar laikçi-pozitivist Cumhuriyet anlayışına da son derece uygun. Çünkü bu marşlar “ruhaniyet ve mâneviyattan yoksundur.” Kanlı inkılâpları ve mâneviyat düşmanlığıyla var olan Atatürkçü Cumhuriyetin yapıp ettiklerini öven bu iki marş en münasibidir. “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan / Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan” mısraları zaten Cumhuriyetin propagandasını yapıyor.

“İslâm dili” ile yazılan İstiklâl Marşı, vatan-ı İslâmiyye üzere mücadele eden milletin ruhuna uygun bir marş olarak kıyamete kadar kalacaktır. Onuncu Yıl Marşı’nın ise, “Hakk’a tapan milletin” hilafına İngilizlerin telkiniyle ilân ettirilen Kemalist Altı Ok Cumhuriyetinin marşı olabileceğini söyleyebiliriz.

D. Mehmet Doğan da Atatürkçü aydınlara bunu tavsiye ediyor: “İstiklâl Marşı’nı bırak, Cumhuriyet Marşı’na bak!” Onun, adı geçen kitabından öğreniyoruz ki, 28 Şubat döneminde bu tavsiye tutmuş ve darbecilerin bir numaralı destekçisi Çölaşan nâmıyla bilinen ve “Hakk’a tapan millet” düşmanlığında irtifa kaydeden azılı Atatürkçü gazeteci, “Onuncu Yıl Marşı’nın Cumhuriyet Marşı olması gerektiğini” söylemiş. Atatürkçülük kütüğüne kaydı sağlam olan bazı aydınlar (aydın, Batılı düşünceden aydınlanan demektir) bu görüşü tasdik etmişler ve böylece “İstiklâl Marşı’nı ortadan kaldırmak için bir adım atılmış.”

Hâsıl- kelâm, “Hakkıdır Hakk’a tapan milletim” diyen ve gayr-ı laik olan İstiklâl Marşı, Atatürkçü Cumhuriyetle asla uyuşmadığı gibi onun antitezidir.

------------------------------------------

İLÂVE YAZI:

 

DİLİMİ BİLEN BİR DOSTUN MAĞARAMIZDA KALMASINA SEVİNMEK

Ey azizan! Münzevî ve hüzünkâr olan fakir bu hafta çok sevinçli. Allah vergisi hitabıyla fikrî ve edebî tebliğ ve metinleri sahibinden daha beliğ, fasih ve âhenkli okuyan ve konuşan Semerkand Grubu Şehr-i Maraş temsilcisi Mehmet Yaşar dostumuz fakiri sevindirdi.  Sevincim odur ki Mehmet Yaşar’ın, hocası öğrt. gör. İsmail Göktürk’le birlikte Türkiye Yazarlar Birliği K. Maraş Şubesi ve Sütçü İmam Üniversitesince ortaklaşa yapılan fikirli ve mânalı sayısız kültür programlarına emeği geçtiği ve daima vazife yapmak istediği üniversiteye uzman memur olarak atanmasıdır.
 

Hüznümü paylaşan, dilimi bilen, beraber hüzün türküleri dinlediğim yüreği yanında bir dosttur o. Sadece elimi tutmaz, kalbimi de tutan bir gönüldaştır o. Bundandır ki Şehr-i Maraş’ta, Mağaramızda, yani Mekteb-i İrfan’da kalmasına çok sevindim. İnsana dünya ve ahirette faydası olacak bir dostun daha yanında kalmasının nasip olması ne güzel. Bir fikir ve gönül dostunun daha sîmasından, lisânından ve sohbetinden mahrum olmayacağım için sevinçliyim. Şüphesiz ki asıl sevinmek ahrettedir.

 
“Sevinmek istiyorsan sevindireceksin” demiş ehl-i irfan. O dost da sevinmek için sevindirdi bu abd-i âcizi. Hz. Yunus’un mısraı ile “Dost ehli bizim ile hem, dost buradadır bize ne gam.” 

---------------------------------

SAVAŞ HOCANIN “SÖZÜNÜ” YERİNE GETİRMESİ HAKKINDADIR

Ey azizan! Bir hâtıram daha var. Bir Hocam’ın (Bir Hocam iki kişidir) taydaşı ve yakîni Savaş Hoca, Mağara ehline, yani Türkiye Yazarlar Birliği Şehr-i Maraş Şubesi müdavimleri olan birinci ve ikinci kuşağa hayli zaman önce “lahmacun sözü” vermişti. “Bu sözü”, Kulağı Kutlu Câmii’nin çıkışındaki bekleşme duvarının dibinde, câmiden çıkan cemaatın huzurunda vermişti. Fakat Hocamgil onun ârif ve mümin meşrebine rağmen “lahmacun” konusunda birçok defa söz verip de yerine getirmeyişden dolayı “sabıkası olduğunu” söyleyerek “Kefilin var mı, kefil göstermezsen inanmayız” demişler.

Savaş hoca ne yapsın, karşında Bir Hocam var (Bir Hocam’ın ikincisi), bu kez kurtuluş olmadığını anlamış olacak ki, muallimlik vazifedaşı olan ve şehrin Ciğerlioğluzâdelerinden İlker hocayı kefil göstermiş. Şüphesiz ki İlker hoca, kefilliği sağlam biridir. Sağlamlığı, Tıbb-ı Bitkiye Mütehassısı, Bitki Eczacısı, Bitki Tababet Ehli olmasındandır. Bu vasıflarıyla halkımıza ve dostlarına faideli tavsiyelerde bulunup şifaya kavuşmasına vesile olmuştur.   

Hâsılı, Savaş hoca “lahmacun sözünü” tutmuş oldu. Mağara, yani Fikir Dükkânı müdavimleri Bir Hocam’ın sayesi ile İlker hocanın kefilliğinin ağırlığıyla aşk ü vecd ile “lahmacun sofrası”nda buluştular.

“Yemekli” mevzuları yazmak, fakirin meşreb ve şiarından olmadığını bilirsiniz.

“Yufka yürekli çoban” ve “Sivas’ın fikirli soğuğu” vasıflarını haiz şair dostum Memduh Atalay’ın sözleri hatırıma geldi: “Yediği yemeği, gittiği pikniği facebookta paylaşmanın bir ahlâkî sorun olduğunu düşünenlerdenim. Bu paylaşımı yapanlar mahremiyeti ve kimilerinin o sofraları görmediğini, o nimetleri bulamadığını unutuyor. Bu sosyal paylaşımı arkadaşlar arasında bir şuur ve unutulan değerleri hatırlatma zemini olarak kullanmak daha doğru diye düşünüyorum. Sofraları sanal âlemde değil, bizatihi dost ve komşularla gerçek âlemde paylaşmaktan çok uzaklaştık.”

Meramım anlaşıldı herhalde. Bir Hocam’la Savaş hocanın muhabbetiyle Mağara dostları bir araya gelince, “lahmacun sofrası” muhabbet sofrasına dönüştü vesselâm.

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.