Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

İslâm cemaati üzerine düşünceler (2)

İslâm cemaati üzerine düşünceler (2)

İman ehli olan her kardeşimiz aynı kalpten kan pompalanan bir bedeni kullanan organlar gibidir. Bu nebevî ikaz, hangi yaşayışın hayatımıza yön vermesi gerektiğini gösterir. Bir vücut gibiyiz, birimizin uykusu kaçarsa, hepimizin uykusu kaçar. Tek vücut olmak bu!

Bir duvar gibiyiz. Küfrün karşısında birbirini kenetleyen tuğlalardan oluşan bir duvar gibiyiz. Peygamber Efendimiz bizi böyle görmek istiyor. Birbirimiz için varız. Dışarıdakilere karşı tek el, tek bilek, tek yüreğiz. Birbirimizin elinden tutmamız, Kâbe’nin köşesindeki Hacerül Esvedi tutmamızdan çok daha önemlidir. Hırkay-ı şerif ziyaretindeki izdihamdan daha önemlidir sünneti yaşamak ve yaşatmak.

İyi Müslüman olmanın ‘iyi insan olmak’ demeye gelmediği bir dünyada, iş çene yarışına kalmış demektir. İnsanlar binbir sıkıntıyla muzdarib iken, İslam’dan uzak yaşamanın getirdiği dertlere boğulurken ‘örnek’ olamıyorsak, onların dertleriyle dertlenemiyorsak Rabbimize nasıl hesap verebiliriz? ‘Nefslerde olan düzeni değiştirmek’ hakikaten zor! Kendi şahsi hayat tarzlarını bir din gibi savunan, onlara dokundurtmayan (modern veya muhafazakar) insanların rahatını kaçırmak cephede cihattan farksız hale geldi. Küstahlığın zirvesine ulaşmış bir refah toplumunda ahlaka davet, makul görülmez hale gelmiştir. Bu daveti yapmak isteyenler, küçültücü sıfatlarla marjinalleştirilir. (modern veya dindar fark etmiyor) Böylece hem ‘ahlak daveti’ boğulmaya çalışılır, hem de ahlaksızların her çeşidi rahat eder. Zaten dünya da rahat edenlerden rahatsız değil mi? Necip Fazıl’ın dediği gibi, ‘çilemiz çilesiz Müslümanlar!’

Cemaatleşmenin oluşmasındaki engellerden biri de Müslümanlardan bazılarının, çatısı altında bulundukları grupları çeşitli sebeplerle asıl cemaat yerine koymalarıdır. Bu tür cemaatler, yine İslamî duygu ve endişelerden yola çıkılarak oluşmaktadır. Mesela dünyevileşme, ibadetleri ve nafileleri ihmal etme hastalığına karşı tarikatvari yapılan çalışmalar böyle bir mantıktan neşet etmektedir. Benzer bir şekilde gelişen birlikteliklerden bazıları da toplum içinde yaygınlık kazanan sapmalara engel olma ya da iyiliklerden bir iyiliği ihya etme amacını gütmektedir. İslami hassasiyetten kaynaklanan bu çalışmalar, temelden reddedilmemesi gereken çalışmalardır. Filan nafile ibadetin ihya edilmesi için bir vakıf da tesis edilebilir, birkaç Müslüman bir araya gelerek kendilerini o işe tahsis de edebilirler. Bu olsa olsa takdir edilir, gıpta edilir bir tutumdur. Yeter ki ‘hizmet’ adı altında yapılan bütün faaliyetler Şeriata ve onun pratiği olan Sünnete uygun olsun.

Ümmetin menfaati ile cemaatin menfaati tercih durumunda, Ümmetin menfaatini tercih eden cemaattir. Eline geçirdiği imkânları kullanırken, liyakat ehli olmayı, cemaat ehli olmaya tercih eden yapı cemaattir. ‘Ben’lerini ‘biz’e akıtanlar cemaattir. Grubuna mensubiyeti, ehliyet ve liyakatin önüne koyan, İslâmî manada cemaat olamamıştır. Her şeyi yönetme ve kendi kendine yetme iddiasında olanlar da. İhdinessıratalmüstakîm’deki (bizi doğru yola yönelt’teki)  ‘nâ (biz)’ zamirini düşünüp idrak edememiş demektir.    

Ümmet şuuru gündemde tutulmalıdır. Bu Ümmet’in insanlık için çıkarılmış en hayırlı Ümmet olduğu gerçeği vurgulanmalıdır.

Tenkit edilebilecek olan husus şudur: İslam’ın bütününü kuşatmaktan mahrum bir projenin İslam’ın bütünü gibi algılanması şeklinde gelişen anlayışlar, sonunda ümmeti fırkalaşmaya sevk etmektedir. İbadetten siyasete, ekonomiden sosyal ilişkiye varıncaya kadar hayatın her alanında bulunması gereken İslamî projeler yerine, çok sınırlı imkânları kullanmak zorunda olan Müslümanların, kendilerini coğrafyayı kuşatacak nitelikte görmeleri bir çeşit basiretsizliktir. İyi bir işin üzerinden yanlış yapmaktır. Bir de bunun üstüne, kendi dışındakileri yanlış yolda(dalalette) yahut kurtarılması gereken zavallılar olarak görmeleri hata üstüne hata olur. Cemaati meydana getiren şahısların, siyasi ve fıkhi bilgiden mahrum olmaları, alt yapısı olmadan, ilmî ve fikrî seviyesi bulunmadan,  İslami kültürden habersiz yetişmeleri de ayrı bir derttir.  

İslam cemaati, Ümmeti Muhammed’in büyük birliğinin adıdır. Sünnette cemaat, akidevî anlamda da kullanılmıştır. Peygamber Efendimizin ve ashabının yolu üzere olanlar anlamında kullanıldığı görülmektedir. Siyasi anlamı da bu anlamdan etkilenmiş şekle verilen isimdir. Akidevî manadaki cemaatle, başında Resûlullahın bulunduğu çizgiyi izleyenler kastedilirken siyasi manadaki cemaat ise başında imamının bulunduğu, siyasi ve iktisadi ilkelerinin İslam’ın ruhundan alındığı devlet yapısının adı kastedilmiş olur. Cemaat ehli olmak, sünnet çizgisini izlemektir. Müslüman her hal ve şartta yaşanabilir bir dini olduğunu unutamaz. Ne itikatta taviz verebilir ne de amelde. Ölçüleri bilir, ona uyar. Kendisini ölçü yerine koyamaz.

Mahalli ve mahdut birliktelikler, İslam cemaati olarak adlandırılamaz. Her cemaat ‘İslam Okyanusu’nu meydana getiren damlalardır, gözelerdir, derelerdir, ırmaklardır. Hiçbirisi İslam’ı ihata edemez. İslam akidesiyle, ibadetiyle, ahlakıyla, muamelatıyla, mücazatı ve mükafatıyla hepsini kuşatmıştır. O okyanustan kabı nisbetinde istifade edenler, kapları kadar İslamın kaynağından faydalanmışlardır. Kaynak İslam’dır, Kur’an’dır, istifade edenler/edecekler onun uygulayıcısı Peygamber Efendimizin izini sürenlerdir. Onun varisi olan ulemamızdır. Dinimize, Kitabımıza hizmet eden ‘hizmet ehli teşkilatlar, cemaatler, müesseseler’ sınırlarını ve sorumluluklarını müdrik olmaları hâlinde, bulunmaları zaruridir. Bu tür birliktelikleri temelden yok saymak da aşırılıktır, onları yegâne maksat haline getirmek de yanlıştır. Yeter ki bu beraberlikler, Kur’an ve sünneti kendilerine rehber edinmiş olsun, istişareyi ihmal etmeden iş yapmış olsunlar. Çünkü cemaatler gaye değil, vesiledir. Cemaatleri, farklı Müslümanlar da birbirlerini iman kardeşliği çatısı altında hoş görebilmelidirler. Eğer bir cemaat kendi dışındakileri kabullenemeyecek kadar kapalı ise onun cemaat olarak mecazen bile adlandırılması doğru olmaz. İslam cemaati, başında halifesi bulunan cemaattir ve ümmetin alt fırkalarını da kuşatacak çaptadır. İslam’ın, Allah Teâlâ’nın murat ettiği gibi yaşanması ancak cemaat hâlinde mümkün olduğu için cemaat, mecburi ihtiyaçları ve hizmetleri temin edeceğinden lazımdır. Müslümanların, yaşadıkları asrın şartlarına göre önlerine çıkan alanlarda cihad etmeleri şarttır. (Çok çeşitli yönleriyle)

 İslam, Kur’an ve Sünnet eksenli olarak anlatılıp konuşulmalıdır. İslam’ın uygulanan ve beğenilen şekli olarak da ashabı kiram ‘üsveyi hasene’ (en güzel örnek) olarak gösterilip tanıtılmalıdır.

 İslam ve önceki dinler ilişkisi, önceki dinlerin neshedilmiş olduğu hakikati, İslam’ın kıyamete kadar korunmuş olacağı, İslam’ın insanlığın dünya ve ahret saadetini muhtevi tek din olduğu hakikati, ilim meclislerinden çay sohbetlerine kadar her yerde gündemimiz olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
15 Yorum
Yaşar Değirmenci Arşivi