24 Eylül 2017 Pazar3 Muharrem 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab’ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabb’inden gelmiştir.” (Yunus, 10/37)
  • "Bir kulun Allah'ın rızasını gözeterek öfkesini yenmesinden, Allah katında sevabı daha büyük bir davranış yoktur." ( İbn Mâce, "Zühd",18)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:20Güneş 06:46Öğle 13:03İkindi 16:25Akşam 19:07Yatsı 20:27
    • 29°C Adana
    • 26°C Adıyaman
    • 23°C Afyon
    • 19°C Ağrı
    • 18°C Amasya
    • 21°C Ankara
    • 27°C Antalya
    • 19°C Artvin
    • 27°C Aydın
    • 23°C Balıkesir
  • BIST: 104.123 0.12
  • Altın: 145,971 0.37
  • Dolar: 3,4910 -0.49
  • Euro: 4,1702 -0.46

Paralel Devletin Kralı Güneydoğu’da

Faruk Köse

Geçen hafta “Terörle Mücadele Asıl Şimdi Başlıyor” başlığı altında yazdığım yazıyı abartılı bulanlar, aradan bir hafta geçmeden olup bitenlere baktığında ne düşünüyorlar merak ediyorum.

Terör örgütü PKK, hem de günün tam ortasında Diyarbakır’da yol kesiyor, kimlik kontrolü yapıyor. Ancak güvenlik birimleri, “çatışma çıkabileceği ihtimali” nedeniyle PKK teröristlerine müdahale etmiyor. Yolcuların anlattığına göre güvenlik güçleri, “çözüm sürecine zarar gelmesin, propagandalarını yapıp giderler” diye müdahalede bulunmuyorlar.

Aynı şey Batı’da olsaydı neler yaşanırdı acaba? Birkaç müslüman, hem de silahsız olarak yol kesip inançlarının propagandasını yapsalardı, mesela “içinde yaşadığımız devlet sisteminin İslam’a aykırı nitelikler taşıdığı”ndan falan söz etselerdi, aynı güvenlik güçleri nasıl davranırdı? Derhal müdahale eder, o müslümanları içeri alır ve en ağır cezaları almaları sağlanırdı, değil mi? Bir de üzerlerine “el-Kaide” etiketi yapıştırdın mı, artık o müslümanların gün yüzü görmeleri mümkün olmazdı. Nitekim, hiçbir silahlı eylemleri olmadığı, hiçbir şiddet eylemine bulaşmadıkları halde, “sırf Hilafet istiyorlar diye” Hizbu’t-Tahrir mensuplarına yapılanları görüyorsunuz.

PKK sadece yol kesip kimlik kontrolü yapmakla kalmıyor. “Yerel güvenlik birimleri” oluşturup şehrin ortasında yanaşık düzen eğitimi veriyor. “Sivil ve idari örgütlenmeler”ini en küçük yerleşim birimlerine kadar indirip bölgeye yaygın olarak yerleşiyor. İktisadi birlikler kurup, adına da “Kürdistan” diyebiliyor ve böylece, zaten “zihni altyapı”sı tamamlanan “bölünme”nin “fiili kurumlar”ı ve “kavramsal algı”sı da yapılandırılabiliyor. Örneğin, doğrudan “bölünme”yi çağrıştıran bir hamle olarak, “kimlik, kültür ve dil esaslı markaların oluşturulması” amacıyla, “Kürdistani duygular”ı olan, “Kürdistan ekonomisi”ne katkıda bulunmak isteyen kişiliklerin yürüteceği  “Kürdistan Sanayici ve İş Adamları Derneği (KURDSİAD)” kurulabiliyor. Hatırlayın, daha önce de yine Diyarbakır’da “Kürdistan”lı Parti, “Partiya Demokrata Kürdistan Türkiye (PDK-T)” kurulmuştu.

Terör örgütü PKK’nın politik uzantısı BDP, yerel idareleri ele geçirdikten sonra “özerklik” ilan edeceklerini zaten açıklamıştı. Ayrılıkçı Kürt Hareketi bu siyasetinden geri adım atmış değil. Hatta, KCK’nın elebaşılarından biri, doğrudan doğruya Başbakan’ı tehdit ederek, özerklik ısrarını sürdüren açıklamalarda bulundu bile.

Hafızalarınızı yoklayın; AK Parti ile Gülen Cemaati arasında kavga çıkmadan önce, “Paralel Devlet” tabiri, terör örgütü PKK’nın temsil ettiği “Ayrılıkçı Kürt Hareketi”nin Güneydoğu’daki şehir yapılanması olan KCK için kullanılıyordu. Ama bugün, biz Ankara’da “Paralel Devlet” ararken, Güneydoğu’da “Paralel Devletin Kralı” için hazırlıklar sürüyor. Paralel KCK yapılanması, Güneydoğu’ya dikine saplanmış bulunuyor.

İşte, ilk kez “Paralel Devlet” adıyla anılan KCK’nın elebaşılarından biri, yerel seçim sonuçlarını gerekçe ve delil göstererek Özerklik için halka “kesintisiz isyan çağrısı” yaptı. “Kürdistan’da BDP’ye karşı devlet seçime girdi” diyen terör elebaşısı, BDP’nin yerel yönetimleri kazanmasını, “Kürtlerin Kürdistan’da kendi kendini yönetme kararlığı” olarak nitelendirip, “seçimlerden bu sonuç çıkmıştır; Devletin de, AKP’nin de, herkesin de buna saygı göstermesi gerekiyor” dedi. Böylece, seçim sonuçlarını “özerklik” için “hukuki gerekçe” olarak takdim etti.

Şimdi, bu köşede 1 Nisan’da yazdığım “Seçim Sonrası Neler Yapılmalı?” başlıklı yazıda sözünü ettiğim ve bazı arkadaşların eleştirdiği 6 No’lu madde ile ne demek istediğim anlaşıldı mı? Hatırlatayım; demiştim ki: “Sandık sonuçlarının sadece bir siyasal tercih tablosu olduğu, meşruiyetin ve haklılığın ana unsuru olmadığı, seçim sonrası sürecin hukuk ilkeleri ile yürütülmesi gerektiği gerçeği ihmal edilmemeli.”

Yani, “özel kavgalar”ın gereklerini “genel ilke”ye dönüştürürsek, başımıza çok sorunlar açacağımızı bilmeliydik ve açtık işte. Ne oldu? Güneydoğu’da “Paralel Devletin Kralı”nı kurmak için faaliyete başlandı.

Şimdi Güneydoğu’daki Paralel Devlet olan KCK, doğrudan Başbakan’ı tehdit ederek meydan okuyor. 40 yıldır silah kullanıp terör estiren yapı, “Kürt halkının demokratik özerkliği kendi mücadele ve iradesiyle inşa etmekten başka seçeneğinin kalmadığı”nı vurgulayıp açıkça tehdit ediyor. Gerekçe olarak da sandık sonuçlarını gösterip, “AKP ....Kürt halkının iradesini ve Önderliğini çözüm için muhatap olarak görmek istememektedir” diyerek “yerel seçim sonucu”nu “Plebisit”e dönüştürmeye çalışıyor. Ardından, Kürtleri “örgütlü mücadelesini yükselterek kendi demokratik özerklik sistemini inşa etmek için seferber olma”yateşvik edip, “isyan çağrısı”nda bulunuyor.

Eğer Devlet/Hükümet paralel yapılara müdahale edecekse, işe Güneydoğu’dan başlayıp, önce PKK-KCK’yı çökertmeli değil mi?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.