22 Temmuz 2017 Cumartesi28 Şevval 1438
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Sizin yaratılışınızda ve Allah'ın (yeryüzüne) yaydığı her bir canlıda da kesin olarak inanan bir toplum için elbette nice deliller vardır. Câsiye, 45/4
  • "Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim…" (Tirmizî, “De'avât”, 73)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 03:53Güneş 05:44Öğle 13:18İkindi 17:13Akşam 20:38Yatsı 22:20
    • 29°C Adana
    • 35°C Adıyaman
    • 25°C Afyon
    • 29°C Ağrı
    • 23°C Amasya
    • 25°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 21°C Artvin
    • 30°C Aydın
    • 28°C Balıkesir
  • BIST: 106.843 0.10
  • Altın: 142,689 1.13
  • Dolar: 3,5367 0.45
  • Euro: 4,1209 0.62

Ağlayan Atatürkçü Hanımefendiye

M. Şevket Eygi

ÜNLÜ bir hanımefendiye:

Türkiye’de diktatörlük olduğu, Taksim Gezi tahribatına ve başkaldırısına karşı dava açıldığı, hürriyetlerin kısıtlandığı, memlekete diktatörlük geldiği gibi aktüel konularda ağladığınızı medyaya ilan etmişsiniz.

Boşuna ağlıyorsunuz.

Hürriyet yok derken, siz biliyor musunuz ki, ulemadan İskilipli Âtıf Efendi haksız yere asıldığı zaman, açıkta ağlamak bile yasaktı.

İskilipli Atıf efendinin ve Babaeski müftüsünün asıldıkları gün acaba hangi Müslüman Türkiyeli açıkta, herkesin arasında ağlayabilmiştir?

Hele bir ağlasaydılar…

Hemen İstiklal Mahkemesine verilirler ve onlar da asılırdı.

Sizin altın çağ olarak gösterdiğiniz o tarihlerde haksızlıklar karşısında ağlamak bile ağır bir suçtu.

İstiklal mahkemeleri sanıklarının avukat tutmaya hakları yoktu, o zulüm mahkemeleri kanunsuz ceza veriyordu, verilen idam cezalarının Yargıtayı margıtayı yoktu.

Bugün idam cezası veriliyor, ertesi gün asılıyordu.

Ah hanımefendi ah, bendeniz o kara günleri görmedim ama gören, yaşayan büyüklerimden öğrendim; asıl diktatörlük o zamanmış, asıl ağlanacak kötülükler o zaman yapılıyormuş…

Müslümanlar tutuklanmamak, işkenceye uğramamak, icabında asılmamak için açıkta ağlayamamışlar, gizli gizli ağlamışlar hep; İskilipli Âtıf efendinin eşi Zeliha hanım beş parasız kaldığı için, yetim kızı Melahat’i yanına alarak İskilipteki köyüne gitmek zorunda kalmış; çok ağlamış, çok acı çekmiş, sefalet içinde yaşamış. Âtıf efendi ile aynı gün idam edilen Babaeski müftüsünün yakınları, öteki asılanların anaları, eşleri, çocukları, akrabaları çok ağlamışlar.

O devirde Erzurumda Şalcı Bacı lakabını taşıyan bohçacı bir kadıncağız varmış.

Saf, cahil bir kadın. Şapka Kanunu çıkınca, yahu böyle şey olur mu demiş, onu da yakalamışlar, İstiklal mahkemesi kararıyla asıvermişler.

Evet Müslümanlar çok zulme mâruz kaldılar, çok acılar çektiler ve hıçkıra hıçkıra ağlamak hürriyetinden bile mahrum kaldılardı.

Ağlamışken, birazcık da onlar için ağlayıversenize… Ağlamanızın hiç olmazsa bir mânası olur…

* (İkinci yazı)

İslamî Hizmet ve Faaliyetlere Sızan Hergeleler

BÜYÜK bir yolcu uçağında, motorlarından vidalarına kadar irili ufaklı belki de bir milyon parça vardır. Dış kapılardaki en önemsiz görülen bir vida bile uçağın düşmesine sebep olabilir. Nitekim de olmuştur. 3 Mart 1974’te’de Paris civarındaki Ermenonville ormanına büyük bir yolcu uçağı düşmüş, 346 yolcu ve mürettebat ölmüştü. Uçağın düşüş sebebi, sımsıkı kapalı olması gereken dış kapılardan birindeki bozuk bir vida idi…
Atom santralları da böyledir….
Beyin ameliyatı yapılacak ameliyathaneler de böyle…
En ufak bir ihmal, en küçük bir bozukluk korkunç bir faciaya sebep olabilir.
En ciddî, en mükemmel, en kusursuz olması gereken birinci iş, islamî imanî Kur’anî hizmetlerdir. Onlar uçaktan, nükleer santraldan, beyin ameliyatından daha önemlidir, daha hayatîdir.
İslamî hizmetler vasıfsızlığı, ahlaksızlığı, ihmali kaldırmaz.
Hiçbir muayyen şahsı, kurumu, cemaati kasd etmeden anonim konuşuyorum… Yakın tarihimizde islamî hizmetler, islamî faaliyetler, İslamcılık hareketi sahasına çok bozuk, çok ehliyetsiz, çok liyakatsiz elemanlar sızmış ve mukaddes davamıza büyük zararlar vermiştir.
İslama, İmana, Kur’ana yapılan hizmetler bir tür cihad olarak görülmüş ve bozuk çarpık düzenin veya sistemin haram, necis, kara, kirli rahtları ve menfaatleri, Yüce İslam dininin kabul etmediği şekilde ganimet olarak toplanmıştır.
Yapılanların cihad olarak vasıflandırılması, bu vasıflandırma mecazî de olsa, yanlıştır. Cihad İslamî bir değer ve kurumdur. Tafsilatı, konusu, hükümleri fıkıh kitaplarında yazılıdır.
İslam barışını kabul etmeyen harbî kafirlerle yapılan cihatta toplanan, ortaya konulan, sonra Şeriatın hükümlerine göre dağıtılan ganimet ile bozuk düzenin haram rantlarını karıştırmak büyük bir sapıklıktır.
İslamda gulül kavramı vardır. Gulül, düşmanla yapılan cihad esnasında toplanan malın bir kısmı saklamak, zimmetine geçirmek demektir ki, Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Hayber gazvesinde, bir çift deri ayakkabıyı alan ve saklayan kimse bilahare öldürüldüğünde onun cenaze namazını kılmamıştır.
Resulullah Efendimiz ganimet olarak alınana bir iğneyi saklayıp zimmetine geçireni bile ağır şekilde kınamıştır.
Hiçbir temiz, namuslu, şerefli, iffetli, hamiyetli, vatansever, doğru ve dürüst, haram yemez, şüphelilerden kaçınan temiz ve pak Müslümanı lekelemek aklımın kenarından geçmez ama son zamanlarda İslamî hizmet ve faaliyet sahasına sızmış birtakım hergelenin, eşkıyanın, rantçının, rüşvetçi ve haşaratın aleyhlerinde bulunur ve tasfiye edilmelerini isterim.
Onlar, Müslümanların vaktiyle kötü, kirli, sapık, bozuk dedikleri düzenin haram rantlarına, haram menfaatlerine çılgınlar gibi saldırmıştır.
İsmini vermeyeceğim bir topluluk, Kur’ana Sünnete Şeriata ve İslam ahlakına sığmayan sözde hizmetleri için büyük miktarda para toplamıştır.
Bunlar zekatlara bile göz dikmişlerdir.
İslam adına faiz bankaları kurulmuştur.
Ribaya bile fetva verilmiştir.
Az bir zaman içinde yüz milyarlarca dolar tutarında kara kirli, necis haram uğursuz bir para ve servet birikimi olmuştur.
Müslüman kesimin alimleri, faqihleri, arifleri, ziyalıları bu haram yemeleri, gulülleri, Şeriata ve ahlaka aykırı kirli işleri gerektiği kadar tenkit etmemişlerdir.
Bazı ilahiyatçıların kirli işleri caiz göstermek için uyduruk içtihatlar yaptığı, bâtıl fetvalar verdiği iddia edilmektedir.
Bırakın eski büyüklerimizi, yakın tarihte yaşamış gerçek ve örnek büyüklerimiz de haramdan ve paradan ateşten kaçar gibi kaçmışlardır.
Bediüzzamanın, üzerinde para olduğu halde namaz kılmadığı bildirilmektedir.
İş, haram gelir etmemekle, haramla zengin olmamakla bitmiyor. Haram yemeyen Müslümanların, emr-i mâruf ve nehy-i münker yaparak haram yiyenleri tenkit etmesi, kötülemesi, onları engellemesi gerekirdi. İşte bu, yeteri kadar yapılmamıştır.
Sahte mücahidler, gulülcüler, haram yiyiciler, ‘abede-i sîm ü zer, Altın Buzağıya tapanlar, hergeleler, eşkıya, münafıklar, yarı mühtediler; İslamî Uyanış Hareketi’ne büyük darbe indirmişlerdir.
İslam gerçek, makbul, hak, temiz, pak, doğru dindir. Kirli ve pis metotlarla imanî, islamî, Kur’anî hizmet yapılamaz.
Davamızı, mukaddesatımızı mıncıklayanları dışlamadık… Onlar ekinimizi gök iken biçtiler, tınmadık… Münker işleri engelleyip yasaklamadık…
Bunların faturasını ödeyeceğiz.

Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
    Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.