Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

Güvendiğimiz mahkemeye kar yağdı

Güvendiğimiz mahkemeye kar yağdı

1961 Anayasa’sının eseri olan Anayasa Mahkemesi’nin, 2010 yılına kadar “millî irade ve egemenliğin” karşısında bir kurum olduğunu bilirdik.

1970’lerde rahmetli Türkeş’in başlattığı harekette yer alırken, o zamanki Anayasa Mahkemesi’nin millî iradeye karşı “oligarkın iradesi”ni temsil ettiğini; bu yüzden “millî menfaatler çerevesinde değiştirilmesi gerektiği”ni öğrenmiştik. (İnanmayan Dokuz Işık’ın 1978 baskısının 260. sayfasına bakabilir.)

Biz, “Mavi gökyüzü!...  Yeşil ovalar!...  Gürül gürül akan ırmaklar!... Yüce dağlar!...” falan diyerek ülkücü olmamıştık.  Biz, millî iradeyi ipotek altına alan ve “Yüzde 95 alsalar bile, bizim dediğimiz olur!...” diye tehdit savuranların, devlet kurumlarına egemen olmasına karşı olduğumuz için; babalarımızı, dedelerimizi devlete küstürenlerle mücadele etmek için; dinimizle, tarihimizle, dilimizle, türkülerimizle kavga edenlerle kavga etmek için ülkücü olmuştuk.

2002’den beri, devlet kurumlarının oligarkların hakimiyetinden kurtulup milletin egemenliğine girmesinin güzel örnekleri verildi.

12 Eylül 2010 günü yapılan Anayasa referandumunda, yüksek yargının demokratikleşmesi ve millî iradenin buralarda da egemen olması için gayret sarf etmiş ve yüzde 58 destek ile bunun önünü açmıştık.

Güya açmışız...

Önce Hakimler-Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’nda bir sancı yaşandı. Meğer, referandumda destek veren paraleller, orada yapılanmışlar.

O yetmedi; şimdi de Anayasa Mahkemesi’yle ilgili olarak bir sancı yaşanıyor. (Arkasından Yargıtay, Sayıştay, Danıştay gelecek mi bakalım.)

Anayasa Mahkemesi, twitter  ve HSYK düzenlemesinde verdiği kararla, tartışılır hâle geldi.

Twitter’ın kapatılması, teknik olarak yanlıştı. Bu tür sosyal medya ortamlarının kapalılığı veya açıklığı diye bir şey olamaz. Bu teknik olarak mümkün değil.  Burada kapatsanız, başka yerlerden girilir.

Twitter, nihayetinde bir Amerikan şirketi. Ticarî amacı olan; bu işten para kazanan bir şirket.  

Geçen haftalarda,  twitter ve benzeri sosyal medyanın, millî egemenlik alanlarına saldırı imkânı sağlayan birer araç olduğunu yazmış ve millî egemenlik anlayışının bu sistemlere göre yeniden tanımlanması gerektiğini de belirtmiştim. Ayrıca, benzeri sistemlerle mücadelede kesin çözümler üretilemediğini; bütün dünyanın siber saldırılar karşısında el yordamıyla hareket ettiğini yazmıştık.

İmdiiii!...

Aldığı twitter kararıyla, Anayasa Mahkemesi,  “egemenlik alanına tecavüz” konusunu, sosyal medya ile beraber düşünmediğini göstermiştir. Mahkeme, bu siteleri, sadece “ifade özgürlüğü” açısından değerlendiriyor. Demek ki, vehametin farkında değil.  Mahkeme üyelerinin zihniyetleri, bir ülkeye saldırının sadece silahlı güçlerle olduğu dönemden kalma galiba.

Genel olarak mahkemeler ve özelde Anayasa Mahkemesi, devlet ve benzeri kurumlara karşı; şirketlere karşı bireyi korurlar. Devlet ve şirketler, birey karşısında, örgütlü bir güçtür ve bunlar, bireye karşı hukuksuzluk yapabilirler. İşte, mahkemeler tam da bu esnada devreye girer. Ama gel gör ki, Anayasa Mahkemesi, twitter konusunda topa yanlış girdi. Bireyin yanında olacağına, bir Amerikan şirketinin yanında yer aldı.

Yeni ticaret şekli ve yöntemi değişti.  Şirketler, internet üzerinden tanıtım ve satış yaparken, insanları yemleyecek yöntem kullanıyorlar. Twitter’ın yöntemi de sosyal ağ üzerinden herkesin herkesle haberleşmesini sağlama yemi. Millet haberleşirken reklam pastasının en büyük parçasını alıyor bu şirketler. Yani twitter’ın amacı, ifade özgürlüğünü sağlamak değil; millet haberleşirken cukkayı götürmek. Anayasa mahkemesi, twitter’ı masum bir haberleşme aracı zannediyor anlaşılan.

Şimdi gündemde Anayasa mahkemesi var. Bakalım, yukarıda da dediğim gibi, Yargıyat, Sayıştay ve Danıştay da var mı sırada?

***

Tamam!...

İnandık!...

Bu işler hep “paralel işler” ama iktidar bunları niye fark etmedi?

Güvendiğimiz mahkemeler kar yağmasın artık. İktidardan bunu bekliyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Prof. Dr. Namık Açıkgöz Arşivi