Yaşar Değirmenci

Yaşar Değirmenci

Öncelikli meselemiz

Öncelikli meselemiz

İyilik, hayata mânâ kazandırır. İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla hem de sağırlar işitir onu... Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir. Sevmek ise boş sözle olmaz. Sevmek ilgilenmektir. Sevmek bedel ödemektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır

Okuma ve öğrenme gayretlerimizin ana konusu Kur’an’ımızdır. Onu öğrenmek ve öğretmenin üstünde bir gayemiz olamaz. Bütün eğitimimiz ona hizmete yönelik olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’den sonra onu açıklar durumda olan hadis ilmi gelmelidir. Bu ikisinin varlığı için gerekli olan Arapça ise bir alet ilmi olarak elzemdir. Fıkıh ve benzeri ilimler de kapasite ve imkânlara göre yerini almalıdır. Âlim ve talebesi ibadet mahrumu olmamalıdırlar. İnsanlara öğretecekleri dini kendileri tatbik etmelidirler ki İsrailoğullarının ulemasına benzemekten korunmuş olsunlar.

Eğitimimizde, selefimizin hayatını öğrenmek önemli bir yer tutar. Bir yandan önceki iyilerin mücadeleleri, örnek hayatları öğrenilmeli bir yandan da yaşarken iyilerin arasında yaşamaya gayret edilmelidir. Günümüzde irşad ehline duyulan ihtiyaç had safhadadır. Değişen ve gelişen teknoloji, internet, sosyal paylaşım siteleri, vs. toplum bünyesinde büyük bir ahlaki çöküntü ve telafisi çok zor tahribata sebebiyet vermiştir. Her gün yıkılan aileler, uyuşturucu ve internet ağına düşen gençler, mukaddesi verilmediği, uğruna öleceği değerleri bilmediği için na hak yere ölen öldürülenlerin vaziyeti vakayı âdiye haline gelmiştir. Her geçen gün bu vahim tablo seyredilmekte ancak alıştırıldığı için büyük bir infial de olmamaktadır.

Dinimizin bizden dünyadan el etek çekmeyi beklemediğini bilakis dünya nimetlerinin de mü’min kullar için sunulmuş bir lütuf olduğunu biliriz. Her nimetin aynı zamanda bir imtihan olduğunu da biliriz. Hiçbir nimet, hesapsız ve sınırsız sunulmuş değildir. Bu bilinçle kullanılmaları hâlinde nimetler nimet olarak kalır. Bu şuur olmadan sunulan nimetler nimetlikten çok sıkıntıdır. Ölümlü dünyanın ölümlü misafiri olduğumuzu unutmayacağız.

Nefsine mâni olabileceği, keyfinin bozulmasına karşı hazırlıklı olacağı bir ortamı gençler muhakkak görmelidirler. Telefonsuz, bilgisayarsız, internetsiz de yaşanabileceğini, her istediğinin hemen olmasının her zaman mümkün olmayacağını bilmelidirler. Biz de ticaretin bile evden çıkmadan bir tuşla yapılabilir hâle gelmesinden kendimize ipuçları çıkarmalıyız.

İyilik, hayata mânâ kazandırır. İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla hem de sağırlar işitir onu... Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir. Sevmek ise boş sözle olmaz. Sevmek ilgilenmektir. Sevmek bedel ödemektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır.

Peygamber Efendimiz üzerinden inceleme yaptığımızda şunu görürüz: Tatlı ve güzel şeylerden hoşlanıyordu ama devamlı onlarla iç içe değildi. Sınırsız bir şekilde de onlara dalmıyordu. Peygamber Efendimizin hayat tarzı zevklere dalmama, aşırıya kaçmama üzerine kurulu idi. Nesil yetiştirirken oluşturduğumuz eğitimin Sünnete tâbilik seviyesini yakalamasının en önemli mânilerinden biri, çocukların aile büyüklerinden, daha lüks ve daha masraflı bir hayat yaşamaya alıştırılmalarıdır. İleriki dönemlerde kendilerinden büyük fedakârlıklar beklenecek bu gençlerin, hiçbir fedakârlık yapmadan, kanaatkârlık eğitimi görmeden tam aksine lüks düşkünü olarak yetişmeleri hâlinde kendilerini lüksün olmadığı hayata alıştırmaları zor olmayacak mı? Küçükken yapamadıklarını büyükken nasıl yapacaklar? Evet, lüks ve zevke uygun yaşamak bu asrın getirdiği bir imtihan çeşididir. O kadar ki fakirlik standardı yokluğu değil, lüksü bulamamayı temsil eder duruma gelmiştir. Konforun, rehavetin sonucunda gelen ‘dünyevîleşme hastalığı’ bulaşıcı bir hastalık gibi yayılmış, önü alınamaz hale gelmiştir. Yeni evlenecek gençler seyrettikleri dizilerdeki eşyaları arayıp sormakta, ihtiyaçlarına göre değil, tesirinde kaldıkları reklam, çevre, film, vs. ile karar vermektedirler. ‘Sade Hayat’ gündemden düşmüş, onun yerini ‘kredili hayat’  yani faizli hayat almıştır. ‘Karzı hasen’ (güzel borç) sünneti mutlaka ihya edilmeli, gerek ferdi, gerekse organizeli bir şekilde müesseseleşmelidir. Bir-iki bin lira için insanlar kredi adı altında faize bulaşmamalıdır. ‘Bir din kardeşinin sıkıntısını giderenin de Allah sıkıntısını giderir.’ İnancı, bir ilke halini almalı mü’minler ‘güven bunalımı’ndan kurtarılmalı, ‘Muhammedül Emîn’ örnekliği (üsve-i hasene) yaşanmalı, yaşatılmalı. Bu sayede toplumun nabzı tutulmalı. Ailelerimizde ‘infak günleri’ tayin edilmeli. Aile fertlerinin kendileri dışındakileri de kendileri gibi düşünebilecekleri fırsatlar üretilmeli.  ‘İsraf’ üzerinde çok durup mütevazı yaşamaya, hayır insanı olmaya, aileyi yaşamaya, yaşatmaya ‘yuvalar kurma seferberliği’ başlatmaya âcilen öncelik verilip, yol köprü, baraj, vs. ye tercih etmeli.

Komşu/akraba/hasta/yaşlı/kimsesiz/muhtaç, vs. günleri (altın günleri değil) tertip edilerek ‘İslam Toplumu’nun teşekkülüne katkı sağlanmalıdır. Geçmişteki sosyal hizmetli vakıflar yenilerek, yaşatılmalı, sivil toplum teşkilatlarıyla (her şeyi devletten beklemeden) ibadet niyetiyle gerçekleştirilmeli. Sünnet üzere yaşanan hayat tarzı bize boşluk bırakmadan doldurulmalı. Mimarimizden, oturduğumuz evlere, insan kalitemizden, nezahet ve nezaketimize varıncaya kadar…

Sabır, şükür, kanaat, rıza, bereket, vefa, fedakârlık, sevgi, saygı ile başlayan imanımızın bir cüzü olarak değerlendirilecek ‘salih amel’e dönüşecek, iman-amel-ihlas mührüyle amel defterimizi dolduracak hayatımız imanımızın da şahidi olacak inşaallah…

Önce insan ve onun dünya/ahiret huzurunun temini en öncelikli meselemizdir. Vermekle emrolunan bir Peygamber

Bir gün bir kimse Peygamber Efendimiz’e gelerek bir şeyler istedi. Allah Rasûlü (sav):

“-Yanımda sana verebileceğim bir şey yok, git benim nâmıma satın al (borca gir), mal geldiğinde öderim” dedi. Efendimiz’in sıkıntıya girmesine gönlü râzı olmayan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“-Yâ Rasûlallah! Yanında varsa verirsin, yoksa Allah Sen’i gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır” dedi.

Allah Rasûlü (sav)’in Hazret-i Ömer’in bu sözünden hoşnut olmadıkları, mübârek yüzlerinden belli oldu. Bunun üzerine Ensâr’dan bir zât:

“-Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Ver! Arş’ın Sâhibi azaltır diye korkma!” dedi.

Rasûlullâh’ın arzusunu te’yîd ve takviye eden bu sahâbînin sözleri, Efendimiz’in çok hoşuna gitti, tebessüm etti ve:

“-Ben de bununla emrolundum” buyurdu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yaşar Değirmenci Arşivi